İlan

Son Hamle - ADEM AKÖL

Son Hamle

ADEM AKÖL

1977 Yılında, çiçeği burnunda idealist bir İnşaat Mühendisi olarak yeni mezun olduğum Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde bize hidrolik dersi veren, çok sevdiğim bir hocamın yardımlarıyla, Diyarbakır ilimizin Silvan ilçesine bağlı Sinan köyündeki bir sulama projesinde göreve başlamıştım.

Türkiye’nin doğusunda ilk kez bulunuyordum... Önceden dinlediğim bölgeye dair hikayelerin gerçeği ile ilk kez yüzleşiyordum... Alışık olmadığım, şaşkınlıkla izlediğim bir yaşam biçimi ile karşı karşıyaydım...

On binlerce dönümlük arazinin içindeki 3 köyün, orada yaşayan insanlar ile birlikte tek bir kişiye ait olmasına anlam veremiyordum o zamanlar… Bölgenin tek sahibi olan zatın isminin sonuna eklenmiş “Ağa” sözcüğünün, benim büyüdüğüm çevrelerdeki gibi halkın saygı duyduğu; sözüne itibar edilen yaşlıca erkeklere verilen bir ‘san’ olmadığını sonradan öğrenecektim.

İsminin sonunda “Ağa” olan o zatın önünde; kadın, çocuk, genç, yaşlı, tüm köylünün ‘secde’ etmesini, ona duyulan saygının derinliğine yoruyordum… Tüm köyün ve köylünün, ayaklarındaki pabuçlara kadar “Ağa”nın malı olduğunu; ürettikleri mahsulden karınlarını doyurmaya yetecek kadar pay almasalar, açlıktan ölebileceklerini sonradan anlayabilecektim.

Türkçe tek bir cümle dahi konuşamayan, okuma-yazması olmayan; sağlık hizmeti alabilmek için sadece traktöre geçit veren toprak patikalardan saatlerce cebelleştikten sonra Diyarbakır’daki hastaneye ancak ulaşım imkanı bulabilen, çaresiz insanlardı onlar...

Sinan köyünden ne kadar uzakta olduğunu hatırlamıyorum ama gece sessizliğinde, sabah ışıyana kadar kesintisiz devam eden Silvan’dan gelen silah seslerine hiçbir anlam veremiyordu beynim o yıllarda...

Devlet elinin uzanamadığı; yasaların ise “Ağa”nın iki dudağı arasında olduğu, Amazon ormanları ortasında unutulmuş bir yerleşimdi sanki oralar… Ankara’nın nerede olduğunu dahi bilmeyen, dünyanın sadece kendi köylerinden ibaret olduğunu zanneden, zavallı insanlar yaşıyordu oralarda...

Bu 3 köyü, medeni dünyaya bağlayan tek ulaşım aracı ise kilometrelerce uzaklıktaki kara tren istasyonu idi…  Duvarlarında anlamını bilemediğim “Azadi Kürdara” ve “Apo” diye okuyabildiğim Kürtçe yazılar vardı…

Bu yazıların Türkiye’nin başına büyük dertler açacak, masum halkı perişan edecek kanlı bir terör örgütüne taraftar bulmak için karalanmış sloganlar olduğunu sonradan öğrenecektim.

Sinan köyündeki işten ayrıldıktan sonraki yıllarda, Türkiye’de gelişen olaylar çerçevesinde; Diyarbakır kırsallarındaki yaşamı daha iyi algılamaya başlamıştım...

Hızla gelişim gösteren Türkiye’yi; 100 yıl önce yaptıkları gibi, parçalayıp bölmek isteyen uluslararası emperyal güçlerin tam da aradığı bir durumdu, özellikle Güney-Doğu Anadolu’daki gerçekler...

Yeterli eğitim alamamış, karnı aç; saf Anadolu çocuğunu kandırmak çok kolaydı... Beyinlerini yıkayarak eline silah verip dağlara çıkarmak çocuk oyuncağı idi onlar için...

Tam da o tarihlerde 21 kişinin katılımıyla Abdullah Öcalan’ın liderliğinde kurulur Kürdistan İşçi Partisi, PKK… Önceleri ezilen halkın, sömürülen halkın yanında Marksist-Leninist bir çizgi izleyerek etrafında hatırı sayılır bir kitle toplar… Yasa dışı eylemlere soyunan bu örgüte umut bağlamış olanlar; onun esas amacının Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu, Irak’ın kuzeyi, Suriye’nin kuzeydoğusu ve İran’ın kuzeybatısını kapsayan bölgede devlet kurmayı amaçladığını sonradan öğrenecekti.

1990’lı yıllar, PKK’nın sivillere yönelik saldırıların yoğunlaştığı dönem olur… Saldırıları önleyebilmek ve vatandaşı koruyabilmek için ülkemiz savunma harcamalarının zirve yaptığı bir dönemdir 1990’lı yıllar… Bu dönemde Kürt Devleti söyleminden vazgeçilmiş, Türkiye Cumhuriyeti Devleti altında otonom bir yapı dillendirilmeye başlanmıştır.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sıkıştırması üzerine kanlı terör örgütünün lideri Abdullah Öcalan, 1999 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti sahte pasaportu ile sığındığı Yunanistan’daki Kenya Büyükelçiliği’nden, Hollanda’ya kaçmak için gittiği havaalanında; Türkiye’den giden özel tim tarafından yakalanarak Türkiye’ye getirilir.

Ankara 2 Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin ölüm cezası verdiği bebek katili Öcalan’ın infaz kararı uygulanmaz… Öcalan’sız PKK, silahlı mücadeleden vaz geçip siyasi mücadeleye devam edeceklerini belirtmiş olmasına rağmen, terör eylemlerine şiddetini arttırarak devam eder… Ancak Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonları karşısında 20 binden fazla kayıp vererek sınır ötesine yerleşmek zorunda kalır.

Önceleri Suriye’de yer bulmaya çalışır… Ardından 2003 yılında Amerika’nın Irak’ı işgal etmesi ile oluşan otorite boşluğundan faydalanarak Irak’ın kuzeyindeki bölgelerde; doğuda Kandil ve batıda Sincar dağlarında kamplaşır.

ABD’nin desteği ile eylemlerini sürdüren PKK ve onun türevleri, sınır ötesinde de Mehmetçiğin elinden kurtulamaz… Libya ve Dağlık Karabağ’da, şimdilerde ise Ukrayna’da destan yazan Türk İHA ve SİHA’ları Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki terör yuvalarını teker teker temizleyerek PKK’nın kökünü kazır.

Tarih 13 Kasım Pazar, saat 16:20… Yer İstiklal Caddesi… Bir bankta 40 dakika boyunca oturduktan sonra, elindeki çantayı oturduğu bank üzerinde bırakıp koşarak uzaklaşır oradan Suriye uyruklu PKK’lı kadın terörist ve ardından bomba patlar…

Kan gölüne dönen bölgeden 6 şehit ve 81 yaralı çıkarılır… Terörist 10 saat geçmeden yakalanır, ancak gözyaşları dinmez… “İnşallah bu son olur” diye dua eder 85 milyon.

Bombanın patlatıldığı sıralarda Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Endonezya’da düzenlenen G20 zirvesine katılmak için Bali’ye hareket etmek üzeredir.

Çok geçmeden bir Tweet paylaşır ABD’nin dünyaca ünlü gazetesi New York Times: “Her yıl dünyanın dört bir yanından Türkiye’yi ziyaret eden on milyonlarca turistin çoğu, Pazar günkü bombalamanın gerçekleştiği bölgede vakit geçiriyor” der.

Patlamadan 4 gün önce ise, Türk Devletleri Teşkilatı Semerkant zirvesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), gözlemci statüsünde üyeliğe kabul edilmişti oy birliği ile… Bütün dünyaya bir başkaldırı idi bu…

Son yıllarda, özellikle küresel salgın döneminde ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle baş gösteren küresel kriz sırasında Türkiye’nin gösterdiği performanstan rahatsız olanlar mı vardı?

New York Times’ın kendini ele verdiği gibi, Türkiye’nin en büyük gelir kalemi olan turizmi baltalamak mıydı niyetleri?

Seçim öncesi bir uyarı mıydı yoksa?

Türkiye’nin yenidünya düzeninde alacağı güçlü yeri bozmak isteyenler mi vardı?

G20 zirvesinde Erdoğan ile Biden arasında kurulması muhtemel yapıcı diyaloğu engellemek mi istemişlerdi?

Türkiye lehine gelişen F16 sürecine karşı bir sabotaj mıydı bu?

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliklerini engellemeye çalışanlar mı vardı?

Suriyeli mültecilere karşı tepkileri yoğunlaştırmak mıydı amaçları?

Son zamanlarda Selahattin Demirtaş’ın kafasında oluşan planı bozmak için bir uyarı mıydı yoksa?

Yoksa köşeye sıkışmış PKK’nın son hamlesi miydi bu?

New York Times tepkiler üzerine Taksim’deki terör olayını turizm vurgusuyla verdiği haberi kaldırdı