Arap
Yarımadası’nın güneyinde bölgenin en fakir ülkesidir Yemen; Kuzeyinde Suudi
Arabistan, batısında Kızıl Deniz, güneyinde Aden Körfezi ile Arap Denizi ve
doğusunda Umman yer alır. Yemen’in güney-batısında Kızıl Deniz’i Arap Denizi’ne
bağlayan stratejik Bab-ül Mendep boğazı ve güneyinde kontrol altında tuttuğu
200’ü aşkın ada bulunmaktadır.
Fakir bir ülkedir Yemen... Ne sanayi
için petrolü, ne de ziraat yapacak suyu var... Kişi başı yurt içi hâsılası
sadece 450 dolar... İç savaş sonrası kaç dolara indi bilinmez...
7. yüzyıla
kadar bugünkü Yemen ve güneydeki Etiyopya ile Eritre toprakları, bir bütün
olarak hristiyanlar tarafından yönetilir, daha sonra islamiyetin başlaması ile
müslümanların kontrolüne geçer... O yıllarda Yemen, islamiyetin yayılmasında
etkin rol oynar.
1500’lü yıllarda Osmanlı topraklarına
katılan Yemen, 400 yıl Osmanlı İmparatorluğu tarafından yönetildikten sonra
1918 yılında terk edilmek zorunda kalınır. Kuzeyde Yemen Krallığı kurulur,
güney Yemen ise İngilizlere brakılır.
1962 yılında
Yemen Krallığı, Yemen Arap Cumhuriyeti’ne dönüşür. Güney Yemen ise İngiliz
hegemonyasından kurtulduğu 1967 yılında Marksist-Leninist bir yönetim kurar.
Daha sonra 1990 yılında Kuzey ve Güney Yemen birleşip Yemen Cumhuriyet’ini
oluştururlar.
Bugünkü Yemen’in kuzeyini 1000 yıl
boyunca, 27 milyonluk Yemen nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan ve Şiiliğin bir
kolu sayılan Husi Arap’lar yönetiyor...
2004 yılında
Husiler ayaklanıp ülkede bir iç savaşın başlamasına neden olur. 2010 ateş-kes
antlaşmasının ardından 2011’de tekrar ayaklanıp Yemen’in başkenti Sana’ya doğru
yürürler... Amaçları, güneyde Bab-ül Mendep boğazının kontrolünü ele geçirmektir...
Günümüzde, dünya petrol
taşımacılığının yarısı bu boğazdan yapılıyor; 1.8 trilyon dolarlık ticari hacme
sahip 33 bin ticari gemi, geçiş yapıyor buradan her yıl.
Konu para ve
ekonomik çıkarlar olunca, Hutsiler’in bu ilerleyişine başka ülkeler de müdahil
olur; Yemen ulusal ordusunun yanında Suudi Arabistan devreye girip Hutsiler’i
bombalar... Bunun üzerine, nüfusunun yüzde 90’ı Şii olan İran da, Husiler’e
askeri destek ve silah yardımı vererek çatışmanın büyümesine zemin hazırlar.
2015 yılından bu yana sürekli olarak
sivillerin tepesine bomba yağdırılıyor Yemen’de. Çocuklar ölüyor sivil
hedeflere yapılan saldırılarda... Suudi Arabistan’ın ablukası altındaki ülkeye
ne tıbbi ne de gıda yardımı girebiliyor...
Bugün, 27
milyonluk Yemen’in 22 milyonu açlık yaşıyor; 4 milyonu akut beslenme
yetersizliği içinde... 15 milyon insan, temiz su bulamıyor... Kolera salgını
kırıp geçiriyor ülkeyi... Daha ziyade kadın ve çocuklar zarar görüyor... Her 10
dakikada 1 çocuk, açlık ve hastalık yüzünden ölüyor... 1 milyon civarında kolera
vakası tesbit ediliyor... 15 milyon insan sağlık hizmeti alamıyor... Sağlık
tesislerinin yarıdan fazlası devre dışı çünkü... Devrede olanlarda ise ilaç
yok...
60 bin kişinin öldürüldüğü Yemen’deki
iç savaş; İran ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında bir
güç gösterisine dönüştü... Olayın perde gerisindeki aktörleri ise ABD ve Çin
Halk Cumhuriyeti’dir...
Geçtiğimiz 16
Eylül günü Suudi Arabistan’ın petrol tesislerine yapılan insansız hava
saldırıları sonucunda ARAMCO’nun yüzde 10’luk üretim gücü
tahrip olmuş ve dünya petrol fiyatları yüzde 15 pahalanmıştı... Saldırıyı
Husiler’in üstlenmiş olmasına karşın; Suudi Arabistan’daki ABD savunma
sistemlerini atlatmayı başaran bu saldırının gerçek sahibinin Husiler olmadığı aşikârdır...
Dünyadaki ticaret savaşları sürerken;
bir tarafta İsrail’e karşı büyük bir tehdit olan İran ile Bab-ül Mendep
boğazını kullanarak ticaret hacmini genişletmeye çalışan Çin; diğer tarafta, bu
iki tehlikeyi kırmaya çalışan ABD ve güdümündeki Suudi Arabistan ile Birleşik
Arap Emirlikleri; Yemen topraklarındaki bilek güreşine uzun bir süre daha devam
edecekler gibi görünüyor...
Olan, sivil
halka oluyor... Olan kadınlara, çocuklara oluyor... Dünyanın gözü önünde bir
nesil daha yok olup gidiyor... Hiç kimsenin umurunda değil... Ne İslam
İşbirliği Teşkilatı’nın ne de Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın...
Günün
Sözü
Cesaret kaslarımız
gibidir, kullandıkça güçlenir.
Ruth Gordon,
Amerikan film yıldızı ve senarist.
Hayatımızın
her alanında amacımıza ulaşabilmek cesaretli adımların atılmasıyla mümkündür.
Ulaşılan her hedefin sonrasında daha büyük hedefler için gerekli olan cesaret
oluşur.