Yeniden 2 Kutuplu Dünya - ADEM AKÖL

Yeniden 2 Kutuplu Dünya

ADEM AKÖL

Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Xi Jinping 21 Mart’ta Moskova’da bir araya gelerek 4 buçuk saatlik baş başa bir görüşme yaptı. Muhabbet ettikleri şömine önünde birbirlerine o kadar yakın idiler ki aralarında sadece küçük bir sehpa vardı…

O kadar samimi görüntüler verdiler ki; sanırsınız 40 yıllık dostturlar… Şömine başındaki samimi sohbetten sonra birlikte şampanya bile yudumladılar…

Halbuki Putin’in Tarzı bu değildi… O, Cumhurbaşkanı Erdoğan dışında kendini ziyarete gelen devlet adamlarını 12 metrelik masanın diğer ucunda ağırlamayı tarz edinmişti kendine.

Dünyayı ilgilendiren; şömine önündeki samimiyetten, karşılıklı yudumlanan şampanyadan öte; vedalaşmadan önce iki lider arasında geçen diyalog oldu…

“Şimdi 100 yılın değişimi yaşanıyor ve bu değişimi biz birlikte yapıyoruz” diyor Jinping, Putin’e… Putin de “katılıyorum sevgili dostum” diye cevaplıyor Jinping’i…

Sadece bu 2 cümle bile dünyanın yeniden 2 kutba ayrıldığının somut bir kanıtı değil midir?

1917 Ekim Devriminden başlayarak Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ile ABD’nin oluşturduğu 2 kutuplu dünya, SSCB’nin 1991 yılında dağılmasından sonra tek başına Amerika’nın hegemonyasına geçer… Ancak önceki Başkan Donald Trump ile başlayan kan kaybı, Amerika’nın dünya ülkeleri üzerindeki etkisini zayıflatır.

Kan kaybını tolere edebilmek için, çok net bir ifade ile “bizim düşmanımız Rusya, rakibimiz ise Çin’dir” diyen ABD, geçtiğimiz yılın 24 Şubatında Rusya’yı Ukrayna bataklığına sürükler…

Ardından Ağustos ayında, Temsilciler Meclisi sözcüsü Nancy Pelocy’yi Tayvan’a göndererek Çin ile büyük bir gerilimin yaşanmasına yol açar.

Bu hamleleriyle dünyanın 2 kutuplu aktörlerini resmen belirlemiş olur ABD.

Önceleri çekinceli davranır Çin; tarafsız görünmeye çalışır, hatta Rusya-Ukrayna savaşında arabulucu olabileceğinin sinyallerini bile verir.

Ancak olayların gelişimi, işi farklı boyutlara sürükler… Kanada sınırından ABD hava sahasına giren bir Çin keşif balonunun Pentagon’un gönderdiği füzelerle düşürülmesinin ardından, Karadeniz’deki bir ABD SİHA’sının Rusya tarafından üzerine yakıt dökülerek imha edilmesi, Çin’e verilmiş bir selam, ABD’ye ise bir ikaz olur.

Mao Zedong’tan sonra hayat boyu Devlet Başkanlığına seçilen Xi Jinping, Rusya’dan aldığı bu selama icabet ederek gider Moskova’ya… “Tarihsel mantığa uygun olduğu için ilk yurt dışı ziyaretimde Rusya’yı seçtim” der.

Rusya ile Çin arasında resmi olarak stratejik bir ittifak yapılmamış olmasına rağmen, fiiliyatta bu ittifakın gerçekleşmiş olduğu anlaşılmaktadır… Batı’nın Rusya’ya başlattığı ambargo sonrasında, Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacminin zirve yapması; üstelik Çin’in doğrudan silah satışı yapmasa da, silah sanayiinde kullanılan bazı kritik ve teknolojik parçaları Rusya’ya vermesi bu ittifakın askeri anlamda da gerçekleştiğini göstermektedir.

Bir taraftan Rusya ve Çin arasındaki yakınlaşma pekiştirilirken; diğer taraftan da ABD yönetimindeki NATO ittifakı Atlantik’le birlikte Pasifik’e de yayılım göstermesiyle oluşmaya başlayan 2 kutuplu dünyada, Türkiye’nin konumu çok daha fazla önemli hale gelmiştir.

Çin-Rusya-ABD ilişkileri, Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor… 3 ülke de, siyaseten veya fiilen Türkiye’nin tam yanında, sınırların hemen ötesindedirler... Rusya, hem Karadeniz’den hem de fiili olarak bulunduğu Suriye’den komşumuzdur… ABD, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde kurduğu otorite ve Yunanistan’da oluşturduğu üslerle komşumuzdur... Çin ise, İran ve Suriye’de elde ettiği siyasi avantajlarla komşumuzdur.

Türk Devlet aklı 2000 yıllık tecrübesiyle, Karadeniz’i, Hazar’ı ve Akdeniz’i tartarak dünyadaki yerini belirlemeye çalışırken; muhalefet “biz iktidara geldiğimizde Rusya’ya Türkiye’nin bir NATO üyesi olduğunu hatırlatacağız” diyor. Yani “biz iktidara geldiğimizde kayıtsız NATO tarafında duracağız” demek istiyor… Ne yazıktır ki, tartı işlemi tamamlanmadan verilmesi planlanan bu karar sonucunda olacakların hesabını hiç kimse veremeyecektir.

Resmi dini ateizm olan Çin’in; bölgedeki kaostan yararlanarak bir araya getirdiği İslam dünyasının iki ucundaki 2 azılı düşmanı İran ve Suudi Arabistan bile, Türkiye’nin bölgedeki hakimiyetinin zayıflayacağı ümidiyle 14 Mayıs seçimlerini beklemektedir.

Bu sorunlarla 40 yıldır 40 bin vatan evladımızı şehit eden; öz kaynaklarımızdan trilyon dolara varan paralar harcamamıza neden olan bir terör örgütüyle ittifak kurarak baş edilemez.

Bu sorunlarla savunma sanayimizi şaha kaldıran; PKK ve FETÖ’nün köküne kezzap döken; dış siyasette otorite sahibi olan; tüm imkansızlıklara rağmen büyük imar projelerini hayata geçiren ‘Büyük Türkiye’ sevdalıları ile baş edebiliriz ancak.


Günün Sözü

Sadece uzun yol gitmeyi göze alanlar, ne kadar uzağa gidebileceklerini keşfedebilirler.

T.S.Eliot