İlan

Xi Jinping, Putin ve Trump’ın Dünyayı Şekillendirme Mücadelesi

Dünya Yeni bir Yalta sürecinde mi ?

DR. EKREM ASLAN

II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru, 4-11 Şubat 1945 tarihleri arasında Yalta'da bir araya gelen Franklin Roosevelt, Josef Stalin ve Winston Churchill, savaş sonrası dünya düzenini belirlemişlerdi. Bu konferans, bugünün uluslararası yapısının temellerini atarken, aynı zamanda pek çok devletin sınırlarının ve politikalarının da şekillenmesine sebep olmuştu. Aradan geçen 80 yılın ardından dünya, sanki yeni bir “Yalta Konferansı”na doğru evriliyor.
Ancak, bu defa masadaki aktörler değişti. Xi Jinping, Vladimir Putin ve Donald Trump, dünyanın geleceğine yön verebilecek liderler olarak öne çıkıyor. 80 yıl önce savaşın galipleri dünyayı yeniden paylaşırken, bugün küresel ekonomi ve ticaret dengeleri yeni bir paylaşımı gerektiriyor gibi görünüyor. 
Peki, bu paylaşımın esasları nasıl şekillenecek? Öncelikle, coğrafyanın hâlâ büyük önem taşıdığı bir gerçek. Küresel güçler, sadece askeri anlamda değil, enerji kaynakları, ticaret yolları ve teknoloji alanındaki etkinlikleriyle de dünyayı etkilemeye devam ediyor. Ancak günümüzde “küresel ekonomi”, klasik üretim-tüketim döngüsünden uzaklaşıp, dikey tedarik ağlarına dayalı bir yapıya dönüştü. Artık bir ürünün üretimi tek bir ülkeye bağlı değil; ham maddeden nihai ürüne kadar birçok ülke üretim sürecine dâhil oluyor.
Bu yeni sistem, ülkeler arasındaki ekonomik bağımlılığı artırsa da aynı zamanda ticaret savaşlarını ve jeopolitik gerilimleri de tetikliyor. Çin'in tarihi İpek Yolu güzergahında Doğu-Batı ticaretini yeniden canlandırma hedefiyle 2013'te başlattığı Kuşak ve Yol Girişimi,  altyapı, ulaştırma, enerji, iletişim ve diğer alanlardaki bağlantılılık projeleriyle yeni küresel ağlar oluşturmuştur.  Rusya’nın enerji politikaları ve ABD’nin teknolojik üstünlük mücadelesi, gelecekteki küresel denklemin temel unsurlarını oluşturuyor. Olası yeni bir “Yalta” konferansında, bu unsurların nasıl paylaşılacağı ve hangi güç dengelerinin oluşacağı merak konusu.
Özellikle Rusya-Ukrayna krizi, Avrupa ve Türkiye’nin tutumlarını belirgin şekilde ortaya koydu. Avrupa, Rusya’nın Ukrayna’daki askeri operasyonlarına sert yaptırımlarla yanıt verirken, enerji bağımlılığı nedeniyle zor bir denge politikası izlemeye devam ediyor.  Rusya Savaş döneminde Avrupa ve Amerika’nın ciddi ambargo ve Ekonomik  yaptıımları karşısında ekonomisini ayakta tutmayı başardı. Kuşkusuz bu başarıda Hindistan, çin ve Türkiye’ye enerji ve petrol ihracatının katkısı büyük oldu.  Ukrayna ile savaşta olan Rusya’ya karşı halihazırda Almanya ve Fransa gibi ülkeler diplomatik çözümler ararken, doğu Avrupa ülkeleri daha sert tedbirler alınmasını savundu. NATO’nun doğuya genişlemesi ve Ukrayna’ya sağlanan askeri yardımlar, bu krizin küresel boyutlarını arttırmıştır. Trump’un Zelenskyi Rusya ile barışa ikna çabaları, Putin’in karşılık vermemesi savaşın devamlılığını sağlamıştır. 
Türkiye ise bu kriz karşısında dengeli bir politika izleyerek hem Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savundu hem de Rusya ile stratejik ilişkilerini korumaya çalıştı. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ni titizlikle uygulayan Türkiye, Karadeniz’deki askeri gerilimi kontrol altında tutma çabasında. Aynı zamanda, tahıl koridoru anlaşması gibi diplomatik girişimleriyle küresel gıda krizinin hafifletilmesinde de önemli bir rol oynadı.
Özetle, dünya büyük bir değişim sürecinin eşiğinde. Suriye’de Esad sonrası kurulan rejim ile barış iklimi oluşsa da Trump’un İran Nükleer enerji tehditleri, Ukrayna Rusya arasındaki çözümsüzlükler değişim öncesi sessizliğin göstergesi gibi. Tarih tekerrür eder mi bilinmez, ancak 1945’in Yalta’sı nasıl bir dünya düzeni kurduysa, günümüzde de benzer bir paylaşım kaçınılmazdır. Bu paylaşımın hangi coğrafyada, hangi liderler arasında ve hangi esaslarla yapılacağını zaman gösterecek. Avrupa’nın ve Türkiye’nin pozisyonları ise, bu yeni düzenin nasıl şekilleneceğinde belirleyici unsurlardan biri olmaya devam edecek.
Türkiye bir yandan Terörsüz Türkiye çabaları ile iç cepheyi güçlendirme çalışmalarını sürdürmektedir. Avrupa, Asya ve Orta Doğu'nun en stratejik kavşağında yer alması, NATO'nun en büyük ordularından ve deniz filolarından birine sahip olması dış politikada da  bu dönemde ciddi bir özgüven ile hareket etmesini sağlamaktadır. İçerdeki ve dışarıdaki gelişmelere yeni düzen karşısında Türkiye’nin Pozisyonunu güçlendirmektedir. Umudumuz bir önceki yazımızda da dile getirdiğimiz gibi hem ülkemiz hem dünya açısından bir fırdat yılı olmasıdır. Güçlünün değil haklının kazandığı, insanlar için eşit, adil bir gelecek tahayyülünün oluştuğu, Barışın ve huzurun hakim olduğu bir dünyada yaşamak en büyük dileğimizdir.