DR. EKREM ASLAN
Eskiden iyilik dediğimiz şey, çoğu zaman anlık bir tebessüm, yaşlı birine uzatılan bir el ya da sokaktaki bir çocuğa verilen bir simitti. Elbette hâlâ öyle. Ama artık dünya başka bir yer. Karmaşıklaştı. Kalabalıklaştı. Sessizleşti. Bu yeni dünyada, “iyi olmak” yetmiyor; iyiliği düşünmek, planlamak ve tasarlamak gerekiyor.
Bugün sokakta bir yabancıya yardım etmek güzel, ama ya o yardım sürdürülebilir değilse? Ya yalnızca bir günü kurtarıyor ama bir ömürlük yoksulluğa dokunamıyorsa? Tam da bu yüzden artık bireysel iyi niyetten çok daha fazlasına ihtiyacımız var. “İyiliği tasarlamak” derken kastettiğimiz tam olarak bu.
İyiliği tasarlamak, sorunlara tepki vermek yerine onlara sistemli çözümler üretmeyi hedefler. Kimin neye ihtiyacı olduğunu anlamakla başlar. Gözlem ister. Empati gerektirir. Belki bir mahallenin kadınlarını üretime katmak, belki gençlerin söz hakkını artırmak ya da yaşlıların teknolojiden dışlanmamasını sağlamak… Her birinin arkasında bir “niyet” değil, bir “tasarım” yatar artık.
Bugün bir belediyenin bir park inşa ederken engellileri düşünmesi, bir STK’nın sokak hayvanları için gönüllülük ağı kurması ya da bir girişimcinin atıkla üretim yapması… Bunların hepsi iyi niyetli eylemler değil sadece, aynı zamanda “iyi tasarlanmış” hareketlerdir. Ve etki bırakırlar. Gerçek, ölçülebilir ve dönüştürücü etki.
Elbette her iyilik eylemi dünyayı değiştirmiyor. Ama iyi tasarlanmış bir iyilik; başka iyilikleri tetikliyor, başka farkındalıkların kapısını aralıyor. Bir kıvılcım oluyor. Bir model oluyor.
İçinde yaşadığımız toplumda artık şunu çok daha net biliyoruz: İyilik sadece bir duygu değil, bir sorumluluk. Hatta bir beceri. Hatta daha ileri gideyim: Bir meslek etiği. Bunu öğrenmek, öğretmek, çoğaltmak zorundayız.
Ve belki de en önemlisi şu soruyu her sabah kendimize sormalıyız:
"Bugün, nasıl bir iyiliği tasarlayabilirim?"