Amerika mı, Rusya mı? - ADEM AKÖL

8 Kasım 2021 Pazartesi 10:20

Son zamanlarda bazı çevreler tarafından Türkiye’nin; yüz yıldır dünyanın 2 küresel gücü olan Amerika ile Rusya arasında bir tercih yapması gerektiği öne sürülüyor… Bunun; ülkemizin bağımsızlığının, toprak bütünlüğünün korunması ve daha fazla güçlenmesinin bir gereği olarak savunulduğunu hiç sanmıyorum.

Şunu kabul etmek lazım ki, bir takım yerel sorunlar yaşıyor olmamıza; ekonomik sıkıntılar çekiyor olmamıza rağmen, ülkemizin gittikçe büyüyen bölgesel bir güç haline gelmesini hazmedemeyenler var… Bu büyüklüğün bazı ülkelerin bölgesel çıkarlarına ters geldiği için hazımsızlıklarını anlamak kolay da, içimizdeki kendilerini ‘vatansever’ gören bazı zavallıların sindirim zorluğu çekiyor olmalarını anlamak zor.

Rus ordularının 1878 yılında İstanbul Yeşilköy’e kadar dayandığı; 1917 Ekim Devrimi sonrasında kurulan Sovyetler Birliğinin, savunduğu felsefe doğrultusunda Türk Kurtuluş Savaşına büyük destek verdiği; Ancak 1922-1952 yılları arasında Sovyet Rusya’yı yöneten Josef Stalin’in gözünün hep İstanbul’da olduğu bilinmektedir.

Bu tehlike karşısında arkasını dayayabileceği bir güç olarak gördüğü NATO ittifakına girebilmek için 1950 yılında Kore’ye asker gönderip, bine yakın Mehmetçiğin şehit olmasını göze alır Türkiye ve 1952 yılında NATO’ya kabul edilir.

Türkiye NATO’ya girdikten sonra, Amerika ile olan ilişkiler hızla gelişir… Onlarca ABD üssü kurulur Türkiye’nin çeşitli bölgelerine… Tonlarca para karşılığı, tonlarca silah ve mühimmat satın alınır bu ülkeden… İlişkiler o kadar iyi seyrediyordu ki; bir zamanlar Bakanlıklarımız, neredeyse iş takibi yapan Amerikalılarla dolmuştu.

Amerika açısından işler iyi gitti uzun yıllar boyu… O zamanların üniversite gençliği, hayatları pahasına bunun karşısında dursalar da, ABD Türkiye’ye “kalk deyince kalkıyor, otur deyince oturuyordu.” Türkiye’nin Aort damarını kendine bağlamıştı Amerika… İstediği kadar kanı alıyor, ölmeyecek kadarını Türkiye’ye veriyordu…

Durum böyle devam ettiği sürece sorun yoktu iki ülke ilişkilerinde… ABD’ye göre bölgedeki en güvenilir müttefik Türkiye idi… Ancak, 1974 Mutlu Barış Harekatından başlayarak, söz dinletebilmek için uygulamaya başladığı ambargolar yüzünden uyanmaya başlamıştı artık Türk Milleti.

Türk Savunma Sanayii’nin temelleri atılmış, “kendi ciğerini, kendi yağında kavurmanın” yollarını arıyordu… 2000’lere gelindiği zaman, Savunma Sanayii hızla gelişim gösterdi… O kadar ki, dünyanın silah üreticisi devi Amerika’ya bile rakip olmuştu.

Pazu gücünü artıran Türkiye; artık “kalk deyince kalkan, otur deyince oturan” bir ülke olmaktan çıkmıştı… Ne ABD, ne de diğer emperyalist ülkelerin hoşuna gitmiyordu bu durum… Türkiye’yi çökertmek için birlik olmuşlar, çeşitli yöntemler deniyorlardı.

FETÖ elebaşını bağrında besleyerek, darbe girişimlerinde bulunuyordu ABD… Güney sınırlarımızda PKK/PYD’yi silahlandırarak sıkıştırmaya çalışıyordu ülkemizi… Yetmedi, Ege ve Trakya’da Türkiye’nin sadece metreler kadar yakınına askeri üsler kuruyordu… Yetmedi, NATO’nun güçlü üyesi Fransa, diğer bir NATO üyesi olan Yunanistan’ı açık açık kışkırtarak ve destekleyerek, Türkiye üzerine yüklenmesini bile deniyorlardı.

Bu durum çerçevesinde, Türkiye’nin başta ABD olmak üzere birçok NATO ülkesi ile ilişkilerinin iyi olmadığı görünen bir gerçekliktir… Peki, Rusya ile olan ilişkiler iyimi? Bir zamanlar, gözü İstanbul’da olan bir ülkenin torunlarının rahatlıkla Akdeniz’e akma planlarının önündeki en büyük engel Türkiye değil midir?

Bu durumda Türkiye NATO’dan çıkarak, katıksız bir şekilde Rusya’nın yanında mı yer almalıdır? Peki, sonra ne olacak? Öteden beri Türkiye’nin veto ettiği, İsrail için NATO kapısı açılmayacak mı? Sonra ne mi olur? Ne olacağını varın siz düşünün…

Dünyada tam bağımsızlık diye bir realite yoktur; ne ABD tam bağımsızdır, ne Rusya, ne de Çin… Önemli olan, Türkiye’nin bugün uyguladığı akılcı politika gibi dik duruş sergileyerek; ne herhangi bir emperyalist gücün kucağına oturmamak ne de onu kucaklamamaktır.

Günün Sözü

Gözlerimizin yakaladığı çok şey vardır, ancak sadece kalbimizin yakaladıklarını takip eder.

Kızılderili Sözü

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI