Antalya ve Adana... - ADEM AKÖL

22 Nisan 2019 Pazartesi 09:59

Turizm sezonunun başlaması ile geçtiğimiz günlerde basına düşen bir fotoğrafta; Antalya Uluslararası Havaalanı’nın önündeki yabancı turist kalabalığını gördükten sonra, Türkiye’nin geleceğine dair beslediğim umudun tekrardan yeşermesinin yanında, içimde biraz kıskançlık biraz da öfke duygularının da alevlenmesine vesile oldu...

Öyle ya... Gururumuz Antalya’dan çok önce, gelişim sürecini başlatmış olan Adana’mızı yerlerde süründüren zihniyetlere ve eylemlere, yahut da eylemsizliklere öfke duyulmaz da ne yapılırdı?..

Antalya 1960’lı yıllara kadar, Akdeniz kıyısında kendi halinde yaşayan, neredeyse varlığından kimsenin haberi olmadığı, tüm ilçeleri ile birlikte 480 bin nüfuslu bir ilimiz idi... Nüfusun yüzde 73’ü kırsal kesimde, sadece yüzde 27’si şehirlerde yaşıyordu...

O yıllarda milletvekilliği yapmış olan Antalya aşığı Dr. Burhanettin Onat’ın, TBMM kürsüsünde; yılmadan yıllarca ve defalarca ‘Antalya’ ismini zikretmesi, bugün Antalya’nın bir dünya markası olmasının temelini inşa etmişti hiç şüphesiz...

1967 yılında Antalya’yı ziyaret eden ilk turist kafilesinin ardından bugün yılda 16 milyon yabancıyı ağırlayabilecek bir kapasiteye ulaşmış olmasında her Antalya’lının teker teker üstün çaba göstermesinin büyük etkisi vardır muhakkak...

Türkiye’nin doğrudan dünyaya açılan penceresi haline gelen Antalya’nın, sadece yarım asırlık bir süreç içerisinde Londra ve Paris’in ardından, dünyanın en çok turist alan 3. kent haline gelmesi Antalya sevdasının motive ettiği insan üstü uğraş değil de nedir?..

Halbuki ayni dönem olan 1960’lı yıllarda yüzde 47’si şehir, yüzde 53’ü kırsal bölgelerde olmak üzere toplam 900 bin insanı besleyen Adana’nın bugün 2 milyon 200 bin nüfusla, Antalya’nın 280 bin gerisinde kalmış olması düşündürücü değil midir?...

Nüfus çokluğu, bir kentin gelişmişliğini göstermiyor muhakkak; ancak 50 yıl önce 900 bin insanın yaşadığı Adana’nın hem kırsalında hem de şehirlerinde yaklaşık olarak eşit miktarda nüfusu barındırıyor olması; hem ziraat ile hayvancılığın hem de sanayii ile ticaretin gelişmiş olduğunu göstermiyormu?..

Ayni yıllarda ise Antalya’da bu oran yüzde 73’e, yüzde 27 idi... Yani şehir merkezlerinde hemen hemen hiçbir üretim yoktu... Bugün gelinen muhteşem sonuç takdire layık değil midir?.....

Gel de Antalya’ya gıbta etme!.. Gel de Adana’nın bugünkü durumuna üzülme!..

Halbuki Adana’nın potansiyel olarak Antalya’dan aşağı kalır yeri varmı dır?... Çok değil, 30 yıl öncesine kadar Türkiye’nin 2. büyük sanayi şehri değil miydi Adana?.. Çok değil 30 yıl öncesine kadar Çukurova’yı ihya etmemiş miydi beyaz altın üretimi?..

 

Tarihse tarih, doğaysa doğa, denizse deniz... Antalya’yı aratmayacak kat be katı yokmu Adana sınırları dahilinde?..

Olmaz olur mu?.. Var, hem de alası var... Adana’da ne yok biliyor musunuz?.. Adana’da ‘Adana aşkı’ yok... Adana’da vizyon yok... Adana’da kendi ürettiğine destek yok...

Adana’da çekememezlik var... Adana’da kıskançlık var... Adana’da kalkınmanın, başkaları tarafından altın tepsi içerisinde kendilerine sunulmasını bekleyenler var...

Her şeye rağmen; üstün bir gayret sarfederek, kaybettiğimiz yılların büyük bir kısmını telafi edebileceğimize inanıyorum...

31 Mart yerel seçimlerde elde edilen sonuç bunu yapmak için iyi bir fırsattır...

Bu fırsatı da kaçırabilecek tahammüle sahip değil artık Adana insanı...

Günün Sözü

Hayal kurmak; herşeyden önce, bir tür planlama yapmaktır.

1960’lardaki feminist hareketin lideri ünlü gazeteci ve aktivist Gloria Marie Steinem’in söylediği gibi; hayal kurmak, yapmak istediğimizi planlamak değilmidir?.. Yeter ki, onu gerçekleştirebilmek için gerekli girişimlerde bulunalım.

 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI