Ayasofya’nın Kaderi - ADEM AKÖL

28 Temmuz 2020 Salı 02:26

Ayasofya, İstanbul’un tarihi yarımadasının en yüksek yerine konumlandırılmış; görkemi ile Marmara’dan Boğaz’a girişleri kontrolü altına almış; neredeyse boğazın tamamını gözetimi altında tuttuğunu, onu izleyen herkese hissettiren doğaüstü bir yapıdır sanki.

Daha önce defalarca kuşatılmış, ancak zaptedilememiş Konstantinopolis’i; akıl sır erdirilemeyen yöntemler kullanarak ele geçirmiş II. Mehmed’in, Ayasofya’yı fethin sembolü haline getirerek ilk Cuma namazını orada kılması tevekkelli değil.

16 Asır boyunca onlarca büyük depreme, yangına; talan ve yağmaya karşı koyarak ısrarla ayakta kalmak için direnmesi tevekkelli değil... Ulu Önder Atatürk’ün, 1934’te dünyadaki bütün dinlerin ‘birleştiricilik’ unsurunu sembolize etmek için; onu müzeye çevirerek tüm insanlığın ziyaretine açmış olması tevekkelli değil... Bütün uğraşı; 24 temmuz 2020’yi görmekmiş meğer... Bütün uğraşı; Büyük Türkiye’nin büyüklüğünü, bir kez daha bütün dünyaya kanıtlamakmış meğer.

Ayasofya ilk olarak, bugünkü Artemis Tapınağı üzerinde Roma İmparatoru Büyük Konstantin tarafından inşa ettirilir 360 yılında... Kubbesi ahşap olduğu için, açılışından 44 yıl sonra çıkan isyanlar yüzünden yakılır ve tamamen yıkılır.

Doğu Roma İmparatoru II. Thedosius; 415 yılında bugünkü yerine ikinci kez inşa ettirir Ayasofya’yı... Birincisi gibi ahşap çatılıdır ve 117 yıl sonra, 532 yılındaki ayaklanmalar sonucunda yine yakılıp, tamamen yıkılır.

Ayni yıl, dönemin imparatoru I. Justinianus; öncekinden çok farklı ve o güne kadar yapılmış olanlardan çok daha görkemli bir kilise inşa edilmesi için fizikçi İsidoros ve Matematikçi Anthemius’u mimar olarak görevlendirir... Ancak Justinianus yapılan taslakları beğenmez ve bizzat kendisi tasarım sürecine büyük katkı koyar.

Zaman kazanmak için; imparatorluğun çeşitli yerlerinden getirtilen hazır malzemeler tercih edilir inşaatta... Efes’teki Artemis, Mısır’daki Güneş, Lübnan’daki Baalbek gibi tapınaklardan, bugünün şartlarında bile taşınması çok zor olan devasa sütunlar kullanılır... Kaplama olarak kullanılan renkli taşlar ise Mısır, Yunanistan, Suriye ve İstanbul’un çeşitli yerlerinden toplanır... Yapımında 10 bin kişi çalıştırılarak 5 yılda tamamlanan Ayasofya; 537 yılında açıldığı zaman dönemin en büyük yapısı olarak ismini tarihe yazdırır.

Açılışından kısa bir süre sonra; 553, 557 ve 558 yıllarında arka arkaya meydana gelen büyük depremler sırasında oldukça büyük hasar görür ve ana kubbe tamamen çöker... 4 Yıl süren restorasyon çalışmaları sayesinde ana kubbe; daha hafif malzemeler kullanılarak eskisinden 6 metre daha yükseğe inşa edilir yeniden.

Yangın ve depremlerden kurtulamaz Ayasofya... 859’daki yangın, 869’daki ve 989’daki depremler, büyük hasar verir ana kubbe dahil birçok yapısal elemanına... 1200’lü yıllarda oluşturulan 4. Haçlı Seferleri sırasında, İstanbul zaptedilip talan edilir; Ayasofya yağmalanır.

İstanbul tekrar Bizanslıların eline geçer 1261 yılında... Ayasofya çok harap bir durumdadır... 1317’de II. Andronikos 4 adet istinat duvarı inşa ettirerek çökmekten kurtarır yapıyı, ancak bu kez de 1344 depremine yakalanır... 1354 Yılında Astras ve Peralta isimli iki mimar, köklü bir onarımdan geçirirler Ayasofya’yı.

II. Mehmet 1453 yılında İstanbul’u fethettiğinde Ayasofya çok hasar görmüştür... Ayasofya fethin sembolü kabul edilerek tamir edilir ve kısa sürede tuğladan bir minare inşa edilir. İkinci minare Bayezid tarafından inşa ettirilecektir daha sonraki yıllarda.

II. Selim döneminde (1566-1574) dünyanın ilk deprem mühendislerinden biri sayılan Mimar Sinan tarafından eklenen 20 adet istinat yapısı ve ana kubbeyi taşıttırmak için inşa ettiği kemerler sayesinde Ayasofya depreme dayanıklı hale getirilir... İki olan minare sayısını da dörde çıkarır Mimar Sinan.

1700’lü yıllarda yeniden restorasyon çalışmaları yapılır Ayasofya’da... Kütüphane, medrese, imarethane gibi yapılar eklenerek tam bir külliyeye dönüştürülür.

Sultan Abdülmecit döneminde Gaspare ve Giuseppe Fosatti kardeşlere iç ve dış mekan dekorasyonunda büyük değişiklikler ve onarım yaptırılır... Kubbe, tonoz ve sütunlar sağlamlaştırılıp minareler ayni boya getirtilir... Yeni bir medrese ve muvakkithane inşa edilir.

1930-1935 yılları arasında bu kez Atatürk’ün emri ile ile yeniden restorasyon çalışması başlatılır... Ana kubbe, demir kuşak ile çevrilir... Daha önce kapatılmış olan mozaikler ortaya çıkartılıp temizlenir... Restorasyon sırasında Ayasofya’nın yeniden kilise olarak kullanıma açılması yönünde bir takım baskılar yapılmışsa da 1934 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye çevrilir.

Ayasofya’nın tekrar cami olma süreci 2005 yılında başlar... Konu yargıya taşınır ancak Danıştay reddeder... 2016 yılında tekrar dava açılmasına rağmen, 2018 yılında yine olumsuz bir karar çıkar Danıştay’dan.

İstanbul’un fethinin 567. yıldönümü olan 29 Mayıs 2020’de Ayasofya’da Fetih suresinin okunması, cami olma sürecini yeniden başlatır... Ayasofya’yı camiden müzeye dönüştüren Bakanlar Kurulu kararının iptali için dava açılır ve Danıştay 10. Dairesi, 10 Temmuz 2020 tarihinde kararını açıklar: “Ayasofya’nın, vakıf senedindeki cami vasfı dışında kullanımı ve başka bir amaca özgülenmesi, hukuken mümkün değildir.”

Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı’nın 2729 numaralı kararı ile Ayasofya yeniden ibadete açılmış olur... 24 Temmuz Cuma günü de bunu engellemek isteyen dış güçleri çatlatırcasına büyük bir katılım ve coşkuyla ilk namaz kılınır... Ancak ‘Ayasofya Hikayesi’ bitmez... Daha, bilmem kaç yüzyıl boyunca devam edecektir...

Günün Sözü

“Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse... Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların la'neti üzerlerine olsun. Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun.”

Fatih Sultan Mehmet

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI