Doğu Akdeniz gerçeği... - ADEM AKÖL

10 Mayıs 2019 Cuma 00:43

Uluslararası devler, dünya genelindeki tesbit edilmiş petrol rezervlerini paylaştıktan sonra yeni arayışlar içerisine girerler... Bir taraftan yenilenebilir enerji kaynakları ile ilgili teknolojiler üzerinde çalışmalar yapılırken; diğer taraftan da yatırımı yapılmış sistemlerde, petrol türevlerine bağımlı ürünler imal etmeye devam ederek; dünya tüketicilerini doyuma ulaştırmak içindir bu yeni rezerv arayışları... 
Son yıllarda Doğu Akdeniz havzası, arayışların yoğunlaştığı bölgelerin başında gelir... Dünya enerji tüketiminin ağırlık merkezinde bulunmasıdır Doğu Akdeniz’e olan bu denli ilgi...
Dünya ekonomik lideri ABD’nin Jeolojik Araştırma Merkezi USGS bir rapor yayınlar Doğu Akdeniz ile ilgili 2010 yılında... Bu tarihten önce İsrail tarafından başlatılan sondaj çalışmaları, USGS’nin raporu ile bölgedeki diğer ülkelerin de iştahını kabartır...
Ayni yılda İsrail’in 90 kilometre açığında 280 milyar metre küplük, 130 kilometre açığında ise 620 milyar metre küplük doğal gaz rezervleri tesbit edilir...
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin nimetlerinden faydalanan Rumlar, İsrail adına arama çalışması yapan Noble Energy’e verdikleri ihale sonucunda 2011 yılında, Kıbrıs’ın güney kasabası olan Limasol’un 160 kilometre açığında Afrodit sahası denilen bölgede 130 milyar metreküplük bir doğal gaz rezervi bulur...
Mısır adına araştırma yapan İtalyan ENI şirketi ise 2015 yılında Mısırın 150 kilometre kuzeyinde 850 milyar metre küplük oldukça zengin bir doğal gaz rezervi tesbit eder... Ayni şirket 3 yıl sonra Sina yarımada’sının 50 kilometre açığında 800 milyar metre küplük zengin bir rezerv daha anons eder...
Geçtiğimiz yıl İtalyan ENI Kıbrıs’ın güney açıklarında Calypso denilen bölgede 200 milyar; bu yılın başında da Glaucus-1 denilen bölgede Exxon ve Katar Petroleum ortaklığındaki şirket 200 milyar metre küplük bir rezerv daha tesbit ederler...
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca; ülkeler kendi kıyı şeritlerinin 370 kilometre dışına kadar uzanan denizdeki kaynakların araştırılması ve kullanılması hakkına sahiptirler... Buna ‘Münhasır Ekonomik Bölge’ (MEB) denir... Ancak iki ülke arasındaki deniz, 740 kilometre’den az ise; MEB ilgili ülkelerin biraraya gelip müzakere edilmesi ile belirlenir... BM’in bu sözleşmesine göre Doğu Akdeniz’deki petrol yataklarında Türkiye, KKTC, Güney Kıbrıs, Mısır, Lübnan, Suriye, Filistin ve İsrail’in hakkı vardır... Bu ülkeler arası deniz mesafesi 740 kilometreden az olduğu için BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre 8’inin de bir araya gelip MEB’leri müzakere ederek tesbit etmeleri gerekmekte idi...
Ne yazık ki bölgedeki rezervlerin tesbiti, çıkarılması ve pazarlanması için ABD’nin beslemesi İsrail, ABD güdümündeki Mısır’ın Sisi yönetimi ve Avrupa Birliği’nin gücünü arkasına alan Güney Kıbrıs baş aktörlüğü paylaşırlar diğer 5 ülkeyi dikkate almayarak...
KKTC ve Türkiye dışlanarak geçtiğimiz ekim ayında Girit adasında bir toplantı yapar Mısır İsrail ve Yunanistan... ‘East-Med’ adını verdikleri bir proje hazırlarlar... Bu projeye göre bölgede çıkarılacak petrol ve doğal gazın, Güney Kıbrıs, Girit ve Mora yarımadası üzerinden Avrupa ülkelerine dağıtım planlanır... Tahmini keşfe göre 7 milyar Euro’ya mal olacak proje AB ve ABD tarafından da desteklenir... Ancak tarafsız otoriteler deniz altından 2 bin kilometre boru döşenmesini gerektiren bu proje yerine Türkiye’ye 70 kilometrelik boruyla mevcut hatlara entegre etmenin daha ekonomik ve akılcı olduğunu söylerler...
Bu yılın başında İsrail, İtalya, Filistin, Güney Kıbrıs, Mısır, Ürdün ve Yunanistan Kahire’de bir araya gelerek bölgedeki rezervlerin kullanımı ve bölgesel gaz piyasası oluşturmak için ‘Doğu Akdeniz Gaz Formu’nu kurarlar... Oluşumda Türkiye yine yok...
Doğu Akdeniz’deki çalışmaların dışında brakılan Türkiye, KKTC’nin ruhsatlandırdığı bölgede sismik araştırma başlatır... Geçtiğimiz günlerde yapılan açıklama ile sismik araştırmaların sonlandırılacağı ve artık ikinci aşama olan sondaj çalışmalarına geçileceği duyurulur... Doğu Akdeniz’de şirketleri bulunan AB ve ABD’nin sert tepkisine yol açar bu açıklama... Güney Kıbrıs ise sismik çalışma yapan Fatih gemisindeki personel için ‘uluslararası tutuklama emri’ çıkarmakla tehdit eder Türkiye’yi...
1974’te yaşanan ‘Mutlu Barış Harekatı’ndan 9 yıl sonra kurulan KKTC’nin; henüz uluslararası arenada tanınmamış olmasını fırsat bilen; Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tek başlarına sahiplenmiş Rumların; Türkler’i yok saymaları kabul edilebilecek bir durum değildir...
1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası’na göre Türklerin temsiliyet hakkı yüzde 30 olmasına rağmen Rumlar; tesbit edilmiş doğal gaz rezervlerinden Türk’lere yüzde 20 pay vermeye çalışmaktadırlar... “4 bizim, 1 sizin” diyorlar ukalaca, Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasa’sını takmadan...
Onlar da haklı(!..) Doğal gazı Yunanistan üzerinden Avrupa’ya pazarlamaya kalkarlarsa, maliyeti o kadar yükseltmiş olurlar ki kendilerine zaten birşey kalmaz...
Brakın Kıbrıs Türkleri’nin hakkını biraz daha tırpanlayıp 3-5 kuruş da onlar kazansın...

Günün Sözü
Vücudumuzun öyle bir doğal kendi kendini tedavi kapasitesi var ki, tıp alanında hiç kimse bunu anlayamaz.
Ünlü yazar Wayne Dyer’in bize bunu hatırlatması iyi oldu umarım; Her insan vücudunu çok iyi tanıyıp, öncelikle kendi kendinin doktoru olmalıdır...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI