Doğu Akdeniz’de Son Durum - ADEM AKÖL

19 Aralık 2019 Perşembe 01:28

Geçtiğimiz Kasım ayı sonlarında Türkiye ile Libya arasında deniz yetki alanlarını sınırlandırma mutabakatının imzalanmasının ardından 5 Aralık’ta kaleme aldığımız “Çöpe Atılan Sevilla Haritası” başlıklı yazımızda Yünanistan’ın Sevilla Üniversitesi’ne hazırlattığı Doğu Akdeniz’deki Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sınırlarının artık bir öneminin kalmadığından bahsetmiştik...

Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olması hasebiyle en fazla payı elinde bulundurması gereken Türkiye’nin; yapılan bütün anlaşmalardan dışlanmış olması, üstelik Yunanistan’ın Sevilla üniversitesine hazırlattığı MEB haritasına göre, Türkiye’ye kıyılarda sadece tekne gezintilerine yetecek alan brakması Yunanistan’ın ne kadar aç gözlü olduğunun göstergesidir...

Doğu Akdeniz’de 2010 yılında başlayan araştırmalar sonucunda; İsrail, Mısır ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin tesbit ettiği, ekonomik değerinin yaklaşık 1 trilyon dolar civarında olduğu söylenen doğal gazın; Avrupa ülkelerine taşınabilmesi için, Yunanistan’ın da katıldığı bir toplantıda ele alınarak oluşturulan East-Med isimli projenin hiç de fizıbıl olmadığını; dolayısı ile Doğu Akdeniz’deki enerji savaşlarının yeni başladığını belirterek, zamanın Türkiye ve KKTC lehine aktığını söylemiştik.

Kimi ‘ağızlar’, Türkiye’nin meydanı boş braktığı yönünde eleştiride bulunarak; Güney Kıbrıs’ın, İsrail ve Mısır ile MEB anlaşması yaptıktan sonra, Doğu Akdeniz zenginliklerini Türkiye’yi dışlayarak kendi aralarında paylaşma yoluna gittiklerini söylüyor... Sadece eleştirmekten başka becerileri olmayan bu ‘ağızlar’, biraz da gerçekleri görüp anlayabilseler, her şey çok daha güzel olacak.

Güney-Doğu Anadolu’yu 1980’lerden bu yana kan gölüne dönüştüren PKK illeti ile uğraşırken Doğu Akdeniz’i kim düşünebilirdi ki..?

Başbakan Erdoğan’ın 2009 yılında Davos’ta, İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e ‘one minute’ çıkışından sonra İsrail ile MEB anlaşması yapmaya kim yanaşabilirdi ki..?

‘Arap Baharı’ ile 2010 yılında Türkiye’nin yanı başında başlayan çözülmeler sonucunda, Mısır’daki iktidarı devralan Amerika’dan daha Amerikancı; Türkiye düşmanı Sisi yönetimi ile ayni masaya nasıl oturulabilinirdi ki..?

Yine ‘Arap Baharı’ etkisi ile 2011 yılında  Türkiye’nin dibindeki Suriye’de başlayan iç savaş sürerken ve Türkiye’ye akın akın mülteci gelirken Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ne kadar önemli idi ki..?

Paralel Devlet Yapılanması’nın 15 Temmuz 2016 yılındaki askeri darbe teşebbüsü sonrasında, hainleri temizlemekle uğraşan Türkiye’den; ilgili ülkelerle deniz yetki alanlarının sınırlandırılması yönünde anlaşma yapması nasıl beklenilebilinirdi ki..?

Hidrokarbon kokusunu aldıktan sonra ilgili, ilgisiz birçok ülkenin savaş gemileri Doğu Akdeniz’de cirit atarken; ekonomik cendere altında ezilmeye çalışılan Türkiye; Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis sismik araştırma gemileri ile Fatih ve Yavuz sondaj gemilerini bölgeye hangi güçle gönderebilirdi ki..? Bunlar çalışma yaparken hangi savaş gemileri ile korunabileceklerdi ki..? Saldırılara karşı, havadaki gözleri hangi sistem olabilecekti ki..?

Bugün Doğu Akdeniz’de çalışma yapan Türk ekibinin arkasında 30’dan fazla savaş gemisi var, bunların 6 tanesi sürekli hareket halinde... Gemileri havadan koruyan, tamamen Türk yapımı İHA’lar ve SİHA’lar var; üstelik geçtiğimiz pazartesinden bu yana KKTC’deki Geçitkale Havaalanına üstlenerek Barbaros, Oruç Reis, Fatih ve Yavuz’un, deyim yerinde ise ‘soluk alışlarını’ bile takip ediyorlar.

Önce isimlerine yaraşır bir görevle bölgeye gönderilmiş 2 sismik araştırma ve 2 sondaj gemisi, arkasından onları denizden koruyacak savaş gemileri ve şimdi de İHA’lar ile SİHA’lar... Ve Libya ile yapılan MEB mutabakatı...

Türkiye, Doğu Akdeniz’de varlığını bölge ülkelerine yeterince hissettirmiştir... Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yatakları ile ilgili herhangi bir çözümün Türkiye’siz mümkün olamayacağını herkes anlamıştır artık... Bu yüzdendir ki, zaten fizıbıl olmayan East-Med projesi yerine İsrail, Türkiye üzerinden daha akılcı başka bir çözüm bulabilmek için yeşil ışık yakmaya başlamıştır...

Bu, büyük bir başarıdır... Emin olun MEB anlaşması yapmak için; İsrail’in arkasından Lübnan ve Suriye gelecektir, hatta belki de Mısır...

 

Günün Sözü

Başarı final değil, başarısızlık ise dünyanın sonu değil... Önemli olan, devam edebilecek cesarete sahip olmaktır.

2. Dünya savaşının ünlü İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in motive edici bu sözü nekadar önemli değil mi?... Sonuç ne olursa olsun çalışmaya devam etmeliyiz.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI