Faiz İndiriminin Yansımaları - ADEM AKÖL

27 Ekim 2021 Çarşamba 09:32

Geçtiğimiz mart ayında yayınladığımız bir yazımızda 1974 yılında Amerika’nın yaşadığı yüksek enflasyondan kurtulabilmek için, dönemin Başkanı Gerald Ford’un ekonomi kurmaylarının önerisi ile uyguladığı “Whip Inflation Now” “Enflasyonu Kırbaçlama” politikasının başarısızlığından söz etmiştik.

1977 yılında başkanlık koltuğuna oturan Jimmy Carter ise, yıllık yüzde 15’lere yükselen enflasyonu düşürebilmek için; güvenirliliği yüksek bir iktisatçı olan Paul Volcker’i, talep ettiği siyaseten ağır şartlara rağmen FED’in başına getirmek zorunda kalır.

Volcker işe koyularak, enflasyonla mücadele için para arzını hedefler… Piyasadaki para miktarını kontrolü altına alarak faizin para talebine göre oluşmasının önünü açar… Faizler yüzde 22’lere kadar çıkar, işsizlik yüzde 11’lere yükselir.

Faizlerin yükselmesi, paraya olan talebin düşmesine neden olur; Amerika arka arkaya 2 kez resesyona girer, yani ekonomisi üst üste 2 çeyrek küçülür… Ülkedeki, başta inşaat olmak üzere tüm sektörlerin ateş püskürmesine rağmen, enflasyonu yenebilmek için uygulamaya koyduğu çözüm modeline ısrarla devam eder Volcker.

Hatta bu durum 1981 seçimlerinde Jimmy Carter’in ABD başkanlığını Cumhuriyetçi Ronald Reagan’a kaptırmasına neden olur… Ancak Volcker’in ısrarla uygulamaya devam ettirdiği yöntem, etkisini göstermeye başlar ve Reagan’ın Başkan seçildiği yılın sonunda enflasyon yüzde 4’e kadar düşer.

Bu noktada Başkan Reagan’ın enflasyonun düşeceğine dair halka verdiği güçlü mesajlar da oldukça etkin olur… 1981 yılında Amerika’daki hava trafiği kontrolleri, enflasyonu öne sürerek maaşlarına zam talebi ile greve gittiğinde, Reagan hepsinin görevine son vermişti… Bu olay, halkın enflasyonun düşeceğine olan inancını pekiştirmiş olur.

Paul Volcker’in ABD Merkez bankası başkanlığından ayrıldığı 1987 yılında, Amerika’daki enflasyon yüzde 1.10’a kadar düşmüştü… Yani Volcker tüm ekonomistlerin aksine, uyguladığı politika sonucunda Amerika’daki enflasyonun belini kalıcı olarak kırmayı başarmıştı.

Türkiye’de ise Merkez Bankası yüzde 19 olan faizi geçtiğimiz Eylül ayında 1 puan, Ekim ayında ise 2 puan düşürerek yüzde 16’ya indirir ve kıyamet kopar ülkede… Ne kadar iktisatçı varsa, bu durumun yanlış olduğunu ve sürdürülebilir bir yöntem olamayacağını iddia eder durur ekranlarda.

Haklılar da… İktisat biliminin teorisi onu söyler çünkü… Bizim gibi ekonomisi yabancı paraya, çoğunlukla da Dolar’a endekslenmiş olan bir ülkede, suni olarak faizi düşürürseniz; döviz kurunu yükseltir, enflasyonu körüklersiniz, ki 1974 yılında Amerikan Başkanı Gerald Ford’un denediği ancak başarısız olduğu yöntem de buna benzer bir şey idi… Kaldı ki onların darphanelerinde bastıkları paranın cinsi Dolar’dı.

Ancak hepsi birer değer olan iktisatçılarımızın göz ardı ettiği çok önemli gerçekler var ülkemizde… Türkiye bugün özellikle savunma sanayiindeki hızlı gelişimi ve bu sayede Balkanlardan tutun da Kafkaslara kadar; Orta Doğudan tutun da Doğu Akdeniz’e kadar; Kuzey Afrika’dan tutun da Sahra Altı ülkelerine kadar oluşturduğu güven çerçevesindeki yakın ilişki yüzünden, deyim yerinde ise yedi düvelle savaşmak zorunda bırakılmıştır.

Bir taraftan, emperyalizmin açık bir şekilde besliyor olmasına rağmen 40 yıldır tüketmeye çalıştığımız PKK ve FETÖ artıkları; diğer yandan ayni emperyalizmin üzerimize saldığı Şövalyeler… Beri yandan örgütlü bir yaklaşımla 10 ülke büyükelçisinin hadsiz mektubu ve OECD’nin bir kuruluşu olan Mali Eylem Görev Gücü, FATF’ın Türkiye’yi gri listeye alması gibi yaşanan günlük saçmalıklar, işleri daha da zorlaştırmaktadır.

Oluşan bu tatsız durumlarla ülkemizin daha dik durabilmesi ve daha güçlü savaşabilmesi için 85 milyonun her bireyinin daha fazla özveride bulunması gerekmektedir… Bunun altından kalkabilmenin yolu gereksiz harcamalara dur demek, daha fazla çalışmak, üretmek ve ihracatı artırmaktan geçmektedir.

Teorilere uymasa da, faiz indirim politikası ile yapılmaya çalışılan budur… Bu uygulamanın dar gelirlileri biraz daha fazla sarsacağı muhakkaktır, ancak devletimizin buna çare üreteceğinden emin olabilirsiniz… Bu bir “İstiklal” savaşıdır, bu bir ölüm-kalım savaşıdır… 85 milyon bu bilinçle; özveri sınırları zorlansa da sabırla yarınları beklemek zorundadır… Emin olunuz, yarınlar Türkiye’nindir çünkü…  

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI