Hürmüz Boğazı - ADEM AKÖL

25 Temmuz 2019 Perşembe 00:44

Hürmüz Boğazı; Basra Körfezi ile Umman Körfezini birleştiren 21 deniz mili genişliğinde, petrol taşımacılığı için önemli bir deniz yoludur...

Boğazın kuzeyi İran, güneyi ise Umman topraklarıdır... İran’ın 1959, Umman’ın ise 1972 yılında karasularını 12 mile çıkarmaları ile boğazın uluslararası su alanı kalmamıştır... Tüm sular, İran ve Umman’ın karasuları haline gelmiştir...

Yapılan uluslararası anlaşmalarla boğazda sadece 2 millik bir genişlikte uluslararası ticaret gemilerine izin verilmektedir... Bu 2 millik geçişin her iki tarafında da 2’şer millik 2 tampon bölge bulunmaktadır...

Basra Körfezi ülkeleri; Kuveyt, Irak, İran, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar ihraç ettikleri petrolün büyük bir kısmını bu boğaz üzerinden dünyaya sevketmektedirler...

ABD’ye, Batı Avrupa’ya ve Çin’e gönderilen Orta Doğu petrolünün yüzde 40’ı bu boğazı kullanan tankerlerle taşınmaktadır... Ayrıca dünya sıvılaştırılmış gaz (LNG) ihracatının yüzde 66’sı yine bu boğaz üzerinden geçmektedir...

Hürmüz Boğazı, öteden beri sadece bölge ülkeleri değil, uluslararası emperyal güçlerin de müdahalesi ile oldukça sıcak bir bölge haline gelmiştir... Özellikle 1980 ve 1988 yılları arasında İran ve Irak arasında süren savaş sırasında iki ülke birbirlerinin petrol ihracatına bu boğaz üzerinden zarar vermeye çalışmaları tarihe ‘tanker savaşları’ olarak geçmiştir...

ABD donanmasına ait 5. Filo, bölgedeki ticari gemileri koruma amacıyla Bahreyn’de üslenmiş bulunmaktadır... Bu filo, özellikle  İran’a karşı büyük bir tehdit olarak kendini göstermektedir...

1979 İran İslam Devrimi’nin hemen akabinde üniversite öğrencilerinin Tahran’daki ABD büyükelçiliğini işgal ederek 66 diplomatı rehin almaları ile İran’a karşı başlatılan uluslararası ambargo, 40 yıla yakın bir süredir inişli çıkışlı devam etmektedir...

Sorunun esası; İran petrolünün millileştirilmesi ve ABD’nin, İran’ı terör destekçisi bir ülke olarak kabul etmesidir... Dolayısı ile ABD, İran’ın nükleer teknoloji ve bu teknolojiyle birlikte nükleer silaha sahip olmasını engellemeye çalışıyor... İran, halihazırda sahip olduğu uzun menzilli füze kaabiliyetlerini daha da artırması halinde, bu füzelerin nükleer başlıklarla donatılıp Avrupa ve ABD’yi vurabileceği iddia ediliyor...

ABD aslında İran’ın; nükleer teknolojiye sahip, nükleer silah üretebilen ülkeler arasına girmesini istemiyor... İran’ın küresel bir güce dönüşebileceğinden endişe ediyor... Aslında bu endişe ABD’den çok İsrail’e ait... Nitekim ABD’nin İran’a saldırı tehditleri karşılığında, İran Nükleer Komisyon Başkanı’nın sözleri hiç de yabana atılacak gibi değil... “ABD bize saldırırsa İsrail’in yarım saatlik ömrü kalır” demişti İran Nükleer Komisyon Başkanı Zünnur...

İran’ın nükleer alanda yaptığı çalışmaları engelleyebilmenin tek yolunun; onu ekonomik olarak zayıflatmakla mimkün olacağını kabul eden ABD, uyguladığı ağır ambargo şartlarına rağmen bunu başarabilmiş değil...

İran; en büyük ihracat kaleminin petrol olması ve uygulanan ambargonun ülkeyi ekonomik olarak zor durumda brakmış olmasına rağmen; nükleer programlarından hiçbir şekilde taviz vermiyor...

Üstelik ambargo onu daha tehditkar ve saldırgan yapmaktadır... Haziran ayının sonunda Hürmüz Boğazı civarında ABD’ye ait insansız hava aracını düşürmesi; geçtiğimiz günlerde ise İngiltere’ye ait bir tankeri alıkoyması; ambargo altında acı çeken bir ülkenin doğal tepkileri olarak kabul edilmelidir...

İngiltere’nin başbakan değişim sürecine denk gelen tanker krizinin, İngiltere tarafından müzakere yoluyla çözülebileceğine dair yaklaşımı, belki de büyük bir askeri çatışmayı engellemiştir...

ABD ve diğer gelişmiş ülkelerde konuşlanmış uluslararası sermayenin çıkarları söz konusu olduğu müddetçe; bir ülkeyi dize getirebilmek için ambargo, işgal, darbe ve daha birçok yaptırım metodu hep denenecektir...

Ancak İran, hiç de yutulabilecek basit bir lokma olarak görülmemelidir...

Günün Sözü

Hedefi vuramayan okçu, sadece kendini suçlar.

Ünlü Çin’li filozof Konfiçyüs’ün bu sözü, binlerce yıl önce olduğu gibi, bugün de geçerlidir.

Birçoğumuz, başarısızlıklarımızın nedenini başka şeylere yüklemeye çalışırız. Halbuki başarısızlıklarımızın nedenini sadece kendimizde aramayı öğrenmeliyiz.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI