İran Neyi Bekliyor? - ADEM AKÖL

14 Aralık 2020 Pazartesi 00:47

İsrail’in Orta Doğu’daki yayılmacı politikasını rahat bir şekilde uygulayabilmesinin önünde 2 büyük engel vardır… Birincisi Türkiye, ikincisi İran… İki ülkeyle de farklı farklı yöntemler kullanarak mücadele ediyor İsrail… Türkiye ile dolaylı, İran ile ise doğrudan mücadele yöntemini seçmiş.

Türkiye ile mücadelesinden uzun uzun bahsetmeye gerek yok, her şey apaçık ortada… Türkiye neredeyse, İsrail tam karşısındadır… Özellikle Doğu Akdeniz konusunda güttüğü politikayla çıkarları çelişiyor olmasına rağmen, Türkiye’ye yanaşmak istememektedir… Son olarak da Azerbaycan-Ermenistan savaşında; Azerbaycan’a İHA ve SİHA satmış, birbirine et-tırnak kadar yakın olan bu iki ülkenin arasını açmayı hedefleyerek, aklınca Türkiye’yi yalnızlaştırmayı denemiştir… Şurası bir gerçek ki İsrail; Türkiye’nin gücünden ve büyüklüğünden korktuğu için, dolaylı olarak ve ‘çaktırmadan’ onu yıpratma yollarına başvurmaktadır.

İsrail, bu amacına hiçbir zaman ulaşamayacaktır ancak İran ile girdiği mücadele için ayni şeyi söyleyemeyiz… İran’la doğrudan mücadele yöntemini tercih eden İsrail’in aslında niyeti çok açıktır.

İsrail, ne kabul ne de reddetmemiş olsa da, bölgede tehdit oluşturabilecek miktarda nükleer silaha sahiptir… Bu özelliği ile, bulunduğu coğrafyanın ABD’yi de arkasına alarak tek hükmedici gücü olmayı hedeflemektedir… Nitekim, 1980’li yıllarda Saddam Hüseyin’in Bağdat yakınlarında planladığı bir nükleer tesisi henüz inşaat aşamasındayken; 2007 yılında ise Suriye’deki nükleer araştırma merkezini bombalaması, bunun işaretidir.

İsrail, 10 yıldan fazla bir süredir nükleer çalışmalar yapan İran’ı, önünde büyük bir engel olarak görmektedir… İran, nükleer çalışmaları başlattığı tarihten bu yana hep, ya doğrudan İsrail’in, ya da ABD-İsrail ittifakının açık saldırısı altındadır.

2010 yılının Ocak ayında, İsrail istihbarat örgütü MOSSAD 120 bin dolar vererek tuttuğu bir suikastçiye, Tahran Üniversitesi fizik profesörü Mesud Alimuhammed’i öldürtür… Ayni yılın Temmuz ayında nükleer fizikçi Daryuş Rızainejad, Aralık ayında ise İran Atom Enerji Kurumu’nda kuantum fiziği alanında çalışmalar yapan Profesör Mecid Şehriyar öldürülür… Daha sonra 2012 yılının başlarında İran’ın uranyum zenginleştirme merkezinde çalışmalar yapan nükleer fizikçi Mustafa Ahmedi Ruşen, bir suikaste kurban gider.

Hatırlayacaksınız; bu yılın başında İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e doğrudan bağlı olan, Devrim Muhafızları Ordusu’nun Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani öldürülmüştü… Kasım Süleymani’nin nükleer çalışmalarla hiçbir ilgisi yoktu ama Orta Doğu’daki şiilerin örgütlenmesinden sorumlu tek isimdi.

Geçtiğimiz 27 Kasım’da öldürülen Muhsin Fahrizade ise Devrim Muhafızları Ordusu’nda Tuğgeneral olmasının yanında, İran’ın yürüttüğü nükleer programın babası sayılıyordu… O kadar ki, bundan 2 yıl öncesinde İsrail Başbakanı Netanyahu, nükleer güçler ile ilgili uluslararası basına yaptığı bir sunum sırasında, özellikle Fahrizade’nin ismini zikretmişti… İsrail’in diğer bir iddiasına göre de, öldürülmeden önce Fahrizade, 5 adet nükleer başlık için hükümetten bütçe talebinde bulunmuş.

Her suikastin ardından İran’da tansiyon doruğa çıkar… Gösteriler yapılır, intikam yeminleri edilir… Ancak İran yönetimi, halkın alevini söndürebilmek için birtakım basit misillemelerle yetinir… Süleymani henüz defnedilmeden, ABD’nin Irak’taki hava üssü füzelerle vurulmuş; Fahrizade suikastinin ardından ise bir MOSSAD yetkilisi öldürülmüştü.

İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in “failler ve azmettiriciler kesin olarak cezalandırılmalıdır” derken, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise “İran ulusu bu suçun yanıtını uygun bir vakitte verecektir, halkımız Siyonist rejimin tuzağına düşmeyecek kadar akıllı ve bilgilidir” açıklaması yaparak akılcı bir politika izlemişlerdir.

İsrail’in yapmaya çalıştığı çok nettir… Yeni seçilen ABD Başkanı Joe Biden’ın, görevi devraldıktan sonra nükleer anlaşmaya geri döneceğini ve Trump yönetimine göre daha yumuşak bir politika izleyeceğini çok iyi biliyor… Ajitasyon yaratan suikastlerin, İran’ı sert reaksiyon vermeye zorlayacağı, bunun yansıması olarak da ABD’nin İran’a askeri müdahalede bulunacağını düşünmektedir.

İran yönetimi ‘yaralarına tuz basarak’; İsrail’in ajitasyonlarına karşılık verdiği takdirde zaten ciddi sıkıntılar içerisinde olan ekonomisinin, telafi edilemeyecek boyutta zarar göreceğini çok iyi biliyor ve halkını yatıştırıcı basit misilleme yöntemleriyle zaman kazanarak, Biden’ın 20 Ocak’ta görevi devralmasını sabırla bekliyor.

 

Günün Sözü

Yaşamımızın bütün dönemleri Uhud Savaşı’dır. Eğer doğru ve güzel hareket edersek düşman yenilecektir. Ama ganimete koşarsak işler tersine dönecektir.

Ali Hamaney

İran’ın dini lideri

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI