İsrail; BAE ve Bahreyn - ADEM AKÖL

22 Eylül 2020 Salı 10:11

Arap yarım adasının Basra Körfezi’ne bakan tarafında, son dönemde hemen hemen her cephede Türkiye’nin karşısına dikilen 7 emirlikli bir ülkedir Birleşik Arap Emirlikleri (BAE).

Yaklaşık 150 yıl, Birleşik Krallık tarafından yönetilen Basra Körfezi’nden İngilizler çekildikten sonra, bölgedeki 7 emirlik birleşerek bir federasyon oluştururlar ve 1971 yılında bağımsızlıklarını ilan ederler... BAE ismini alan federasyon; topraklarında bulunan zengin petrol kaynakları sonucunda kısa zamanda gelişerek zenginleşir... 7 emirlikten ikisi olan Abu Dabi ve Dubai isimlerini çok sık duyarız... Başkent olan Abu Dabi, ayni zamanda ülkenin siyasi, endüstriyel ve kültürel merkezi konumundadır... Dubai ise ülkenin en büyük emirliği, bir ticaret ve turizm merkezidir.

Kişi başı yıllık gelirin 45 000 Amerikan Doları olduğu ülkede yaşayan 10 milyon insanın yüzde 84’ünü yabancı işçiler oluşturur.

BAE’nin kuzey-batısında petrol ve inci zengini bir ada ülkesi olan Bahreyn de 1971 yılında bağımsızlığını elde eder İngiltere’den... Sadece 750 kilometre karelik küçücük ülkede yaşayan 1.5 milyon insanın çok büyük bir yüzdesi, aynen BAE’de olduğu gibi yabancı işçilerden meydana gelmiştir.

Bu yılın başlarında ABD Başkanı Donald Trump; “Yüzyılın Planı” adını verdiği ‘Ortadoğu barış planı’nı açıklar... Planda Kudüs’ün bölünmemiş bir şekilde İsrail’in başkenti olması öngörülür... Bu doğrultuda çalışmalarına aralıksız devam eder Amerika başkanı.

Hatırlayacaksınız, içinde bulunduğumuz ayın başlarında Sırbistan ve Kosova liderlerini Beyaz Saray’a çağırıp, İsrail’in tanınması ve büyükelçiliklerinin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması doğrultusunda adeta talimat vermişti.

Geçtiğimiz günlerde de bu kez BAE ve Bahreyn liderleri çağrılır Beyaz Saray’a... Ancak halklarının tepkilerinden korkan liderler, Dış İşleri Bakanları’nı gönderirler Washington’a... ‘Ortadoğu Barış Planı’nın mimarı Trump gözetiminde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile ‘normalleşme’ anlaşması imzalarlar.

Her şey var bu anlaşmada... Yatırım, turizm, kültür, doğrudan uçuşlar, güvenlik, telekomünikasyon, teknoloji, enerji, sağlık, çevre, karşılıklı elçiliklerin açılması ve dahası...

Yıllardır süren davalarına ihanet anlamına gelen bu anlaşma sonrasında, Abu-Dabi’deki büyükelçisini geri çeker Filistin...”BAE, Filistin davasına sırtını döndü” diye tepki koyar İran... “İsrail, adil barış ile çatışma arasında tercih yapmalı” der Ürdün... Türkiye ise “bunu tarih asla affetmeyecek” diyerek belirtir hiddetini... Başka da muhalif ses çıkmaz müslüman ülkelerden.

İsrail ile ‘normalleşme’ anlaşması ilk kez Mısır’la yapılır 1978 yılında... ABD Başkanları’nın tatil yeri olan ünlü Camp David’te ABD Başkanı Jimmy Carter gözetiminde 12 gün süren gizli pazarlıklar sonucunda Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat ile İsrail Başbakanı Menahem Beğin arasında imzalanır anlaşma.


Bundan 16 yıl sonra da 1994’te, bu kez ABD Başkanı Bill Clinton gözetiminde Ürdün Kralı Hüseyin ile İsrail Başbakanı İzak Rabin arasında Washington’da imzalanır ‘normalleşme’ akdi.

İsrail, kurulduğu gün olan 14 Mayıs 1948’den başlayarak, Arap milliyetçiliğini ve bazı Arap ülkeleri içerisinde gelişen sol hareketleri hep kendine rakip olarak görür... Bu hareketlerin güçlenmesi, başından beri planladıkları kendi yayılımcı politikalarına büyük engel teşkil ediyordu çünkü.

Mısır, Ürdün, Suriye, Irak ve Libya Arap Milliyetçiliği’nin yoğun olduğu ülkelerdi... Dün Mısır ve Ürdün, bugün BAE ve Bahreyn... Büyük ihtimalle ardından Umman ve SA gelir... Suriye, Irak ve Libya ise bugün ‘haritada’ yok... Yemen de silinmek üzere... Geriye bir tek Katar kalıyor ki, Türkiye’nin etkisi ile onun böyle bir anlaşmaya imza koyması olası gözükmüyor...

İsrail, Filistin konusunda kendine muhalefet eden hiçbir rejim brakmıyor etrafta... Etkili lobileri vasıtası ile ABD’nin gücünü kullanarak bölgedeki Arap ülkelerini bir şekilde pasifize eder... Filistin’deki fiili durumun ve Ortadoğu’daki yayılmacı politikalarının önündeki engelleri teker teker ortadan kaldırarak daha büyük tehlike olarak gördüğü İran’a yoğunlaşmak istemektedir.

Öte yandan İsrail, Siyonizm’in karşısındaki en büyük güç olarak Türkiye’yi görmesine rağmen; özellikle Doğu Akdeniz’deki zengin doğal kaynakların Avrupa ülkelerine taşınması bakımından en uygun yolun Türkiye olduğu gerçeğinin bilincinde olarak, konuya daha akılcı yaklaşmaktadır.

Günün Sözü

Filistin halkının Amerikalılar’a karşı ne suç işlediğini soruyorum. Ne yaptık ki bizimle savaşıyorsunuz?

Yaser Arafat

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI