İstikşafi Görüşmeler - ADEM AKÖL

24 Şubat 2021 Çarşamba 00:56

Keşif’ten türemiş Arapça bir kelime olan ‘İstikşafi’ diplomatik bir terim olup; ‘tanıma amaçlı, tahkik amaçlı’ anlamlarını taşır… ‘İstikşafi Görüşmeler’ teriminin İngilizce karşılığı olan ‘Exploratory Talks’ ifadesini doğrudan Türkçeye tercüme ederek bu terimi daha iyi anlayabiliriz… ‘İki taraf arasında yapılan, keşif ve araştırma amaçlı görüşmeler’ olarak Türkçeleştirebiliriz bunu.

Son günlerde sık sık duyduğumuz ‘İstikşafi Görüşmeler’ Türkiye ile Yunanistan arasında 2002 yılında başlar… Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne üyelik sürecine uyum sağlamak için 1999 yılında alınan Helsinki kararları çerçevesinde başlatılır İstikşafi Görüşmeler… 2016 yılına kadar 60 görüşme yapılır… Ancak Yunanistan’ın ‘cırlaması’ sonucunda uzun bir ara verilir görüşmelere.

Türkiye’nin yapıcı tavrı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ege dahil, tüm sorunların çözümü mümkündür ve bunun için irademiz tamdır” yaklaşımı ile 25 Ocak’ta İstanbul’da 61. tur gerçekleştirilir… 5 yıla yakın bir süre kesintiye uğramış olan görüşmelerin 60. turunda masada bırakılan konular ele alınarak bir hatırlama jimnastiği yapılır ve 62. turun açıklanmayan bir tarihte Atina’da yapılması kararlaştırılır.

İstikşafi Görüşmeler; iki ülke arasındaki sorunların oluşumunu, kaynağını, bu günkü durumunu ve çözümünü teknik olarak araştırıp gerekli doneleri, olası bir antlaşmaya temel teşkil edecek kıvama getirmektir aslına bakarsanız… Ancak gelin görün ki 61 turdur süregelen görüşmeler, ‘havanda su dövmek’ten öteye gitmiş değildir.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki sürtüşmenin 2 ana kaynağı, Ege ve Doğu Akdeniz’dir… Lozan ve Paris antlaşmaları neticesinde Ege Denizi’nde Yunanistan’a kaptırdığı adalar, Türkiye’ye hep dert olmuştur yıllar boyu… 1923 yılında yapılan Lozan antlaşması ile Limni, Sakız, Sisam ve İkarya adlı adalar ile 1947 yılında yapılan Paris antlaşması neticesinde 12 adalar diye adlandırılan 20 küsur adanın Yunanistan’a bırakılması tatmin etmemiştir çünkü onları.

Hep daha fazlasını alabilmek için sürekli olarak şartları zorlamıştır Yunanistan… Lozan antlaşmasının 13. maddesinde ve Paris antlaşmasının 14. maddesinde ‘adalarda sadece asayişi sağlayacak kadar polis ve jandarma bulundurulabilir’ şartına rağmen silah deposuna dönüştürülür özellikle Türkiye’nin en yakınında bulunan adalar.

Bu güne kadar adalara karşı Türkiye’nin herhangi bir tehdidi olmamasına rağmen, hiç de hoş olmayan Yunanistan’ın bu tutumunu dikkatlice izlemek gerekmektedir… Adalardaki taarruz amaçlı oluşturulan bu aşırı silahlanma ile Türkiye’nin zayıf bir anını yakalayıp öteden beri kurguladıkları ‘Megalo İdea’ hayallerini gerçekleştirme planları mı yapmaktadırlar yoksa?

Yunanistan’ın Doğu Akdeniz ile ilgili söyleyecek hiçbir sözü olmamalıdır aslında… Çünkü Birleşmiş Milletlerin Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kurallarına göre Yunanistan’ın deniz sınırı Girit ve Rodos hattında bitmiş olmalıdır… Ancak onlar; 132 bin kilometere karelik kara yüzölçümlerinin 12 katı olan bir buçuk milyon kilometre karelik MEB talep etmektedirler Doğu Akdeniz’de… 5500 kilometre karelik Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise 170 bin kilometre kare yani tam olarak karasal alanlarının 31 katı deniz hakkı talep ediyor.

Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip ülke olan 784 bin kilometre karelik Türkiye’nin ise; Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku’na göre bu alanın sadece yarısından biraz fazlası olan 462 bin kilometre karelik deniz hakkı olmasına rağmen, bunun büyük bir bölümü Yunanistan tarafından gasp edilmeye çalışılıyor.

Ege ve Doğu Akdeniz’de böyle bir durum mevcutken, Yunanistan Başbakanı Miçotakis daha fazlasını koparabilirim düşüncesi ile, üstelik Türkiye’nin buna tepki koyacağını bile bile; İstikşafi görüşmelerde sadece Ege ve Doğu Akdeniz’deki MEB alanlarını görüşürüm diyor ve bunun 25 Mart’taki AB zirvesi öncesinde yapılmasını istiyor.

“Eğer Türkiye, AB ve ABD ile ilişkilerini düzeltmek istiyorsa; Ege’den vazgeçerek bizimle iyi geçinmek zorundadır” deme cüretini gösteren Miçotakis; 62. Tur İstikşafi Görüşmeleri AB Zirvesi öncesine çekerek sorun yaratıp, zirvede Türkiye aleyhine kararlar çıkarttırmayı hedefliyor aklınca.

Günün Sözü

Geldikleri gibi giderler.

Mustafa Kemal Atatürk

İstanbul’u işgal eden düşman gemilerine bakarak 13 Kasım 1918’de söylediği, Kurtuluş Savaşı’nın ruhunu yansıtan sözü.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI