KADINLARIMIZ..! - ADEM AKÖL

12 Ağustos 2020 Çarşamba 09:21

Gün geçmiyor ki kadına karşı yapılmış bir istismar haberi işitmeyelim; vahşice doğranmış bir kadının, insanı isyan etmeye teşvik edici hikayesi ile tüylerimiz diken diken olmasın.

Gün geçmiyor ki bu olayları körükleyen; kıskançlık, töre, terk edilmişlik, zorla sahip olma gibi karşı cins üzerinde hakimiyet kurma çabası olduğunu öğrenerek kanımız donmasın.

Gün geçmiyor ki fiziksel üstünlüklerini maharet sayan bazı hastalıklı mahluklar; kızlarımıza, kadınlarımıza ve de çocuklarımıza, affedilmemesi gereken sapkınlıklarda bulunmasın.

Aslına bakarsanız bu tipleri ‘hasta’ olarak tanımlayarak, gerçek hastalarımıza hakaret etmemek lazım... Mental olsun, fiziksel olsun hemen hemen tüm hastalıkların önceden bir belirtisi bir semptomu vardır ve doğru teşhisin konulması sonrasında büyük oranda tedavi imkanı hasıl olur.

Tam tersi; bunlar, kafaları çalışan herhangi bir hastalık gibi önceden semptom vermiyen, ne idüğü belirsiz yaratıklardır... Bunlar kesinlikle insan değillerdir... Bunlar hayvan bile değillerdir; siz herhangi bir hayvanın böyle davranışlarda bulunduğuna tanık oldunuz veya işittiniz mi..? Bunlar manyak da değillerdir, manyaklığın da bir tarifi vardır çünkü... Bunlar fiziki varlıklar değildirler çünkü... Dolayısı ile var olmayan bir şeyin yok edilmesi de mübah sayılmalıdır.

Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi ya da bilinen adıyla İstanbul Sözleşmesi imzalanır 11 Mayıs 2011 yılında... Bir yıl sonra da Türkiye’de 6284 sayılı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ve Mevzuatı’ düzenlemesi yapılır.

Kanun yürürlüğe girmeden 1 yıl önce öldürülen kadın sayısı 180 iken, kanunun çıktığı yıl 120’ye düşer... Ancak hemen ertesi yıl 230 kadın öldürülür Türkiye’de ve bu rakam, her yıl yüzde 20 artarak devam eder... Ve ilginçtir, katillerin kültür ve eğitim düzeyleri çok farklılık göstermektedir... En kültürsüzünden en kültürlüsüne, en cahilinden en eğitimlisine kadar her kademeden, kadına veya çocuklara şiddet ve istismar olaylarına tanık olabiliyoruz.

Bugün ülkemizde şiddet yüzünden günde ortalama 2 kadının öldürüldüğü gerçeğine bakarak, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunun caydırıcı olmadığı anlaşılmaktadır... Bunu önleyebilmek için çok daha katı kurallı kanunların devreye sokulması gerekmektedir... Aksi halde bu tip vakaların önüne geçilemeyecek ve her gün böyle vahşi cinayetleri işitmekten bizim de psikolojimiz bozulacaktır.

“Ve kadınlar...

Bizim kadınlarımız: korkunç ve mübarek elleri, ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle anamız, avradımız, yarimiz...

Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen...

Ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen...

Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız...

Ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki...

Ve karasabana koşulan..

Ve ağıllarda...

Işıltısında yere saplı bıçakların, oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan...

Kadınlar...

Bizim kadınlarımız...”

Nazım Hikmet’in 1940’lı yıllarda kaleme aldığı ülkemiz kadınının yerini daha güzel ifade eden başka bir şiir varmıdır bilemiyorum... Kadınlara karşı çelişkimizi bukadar net bir anlatımla ifade edebilen..?

Dün de böyleydi, bu gün de...

Dün de seviyorduk, bu gün de...

Uğrunda dün de ölüyorduk, bu gün de...

Dün de dövüyorduk, bugün de...

Dün de öldürüyorduk, bu gün de...

Günün Sözü

Kadın kendi başına ne gül koncasıdır, ne de diken. Koklamasını bilirsen gül, tutmasını bilmezsen diken olur.

Refik Halit Karay

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI