Nerede O Eski Bayramlar..! - ADEM AKÖL

4 Ağustos 2020 Salı 01:39

Çok klişeleşmiş olacak belki ama yine de vurgulamaktan, yahut da sormaktan kendimi alamıyorum... Nerede o eski bayramlar..? Bir tükenmişlik sendromu mu bu, yoksa hızla değerlerimiz mi değişiyor?

Çocukluğumuzdaki bayramların bizde yarattığı o coşku dolu hazzın hatırasını, şimdilerde olağan algılanan bayramlarla mukayese ettiğimdenmidir, bilemiyorum... Henüz dünyadaki güzelliklerin ve de çirkinliklerin farkındalığını kavrayamadan yaşanmış, ancak boyutu büyütülmüş küçük mutluluklardı bunlar belki de.

Günümüzdeki ekonomik sorunlar mı neden, yoksa..? Yoksa, teknolojinin esareti altında; daha çıkarcı, daha bencil, daha vurdum-duymaz ve daha anti-sosyal insanlara dönüştüğümüz için mi, tüm bu hassasiyetsizlikler?

Kimse benden, bunun nedenin ekonomik olduğunu kabul etmemi beklemesin... Eskiden, biraz fazla eski yıllarda, elli yıl gibi eskiden; ekonomimiz bugünün kat be kat altında idi... Satınalma gücümüz çok ama çok düşüktü... temel gıda maddeleri dışındaki harcamalarımız  çok azdı...

İşte o yokluk yıllarındaki bayramlar bile, bugününkünden çok daha coşkulu, çok daha mutluluk verici idi... Mutluluğun yanısıra, mutsuzluğun da; bugünün ölçeği ile, boyutundan bihaberdik çünkü.

Yeni elbise, yeni ayakkabıya sadece bayramlarda sahip olabiliyorduk çünkü... Günler öncesi, Babamızın bize bayram için aldığı elbiseyi büyük bir ustalıkla katlar, yastığımızın altına koyar, onların sevinci ile uyurduk... Kösele kokulu yeni ayakkabılarımızı da baş ucumuza yerleştirirdik itina ile.

 Minicik bir avuç dolusu kuruşa sadece o birkaç günde sahip olabiliyorduk ancak... İnce hesaplar yaparak, onları bitmeyecekmiş gibi harcamaya çalışmak da sadece o günlere mahsustu... Avcumuzun boşaldığını görmek, hüzünlendirirdi bizi.

 Arefe akşamı, Annemizin avuçlarımıza yaktığı kınanın üzerini özenle sarışını, kokusunu içimize çekip seyrederek uyuyakalır; sabahleyin erkenden uyanır, heyecanla ellerimizi yıkayıp büyük bir mutlulukla kınanın kırmızıya boyadığı avuçlarımızı seyre dalardık.

Sonra da büyüklerimizin cami dönüşünü beklerdik hep birlikte, tarifi imkansız bir heyecanla...

Önce Anne-Babamızın ellerini öper, bayramlıklarımızı alır, daha sonra da diğer aile büyüklerimizin, akrabalarımızın ve komşularımızın kapılarını çalardık teker teker... Verdikleri üç-beş kuruş bizim için o kadar değerliydi ki... Bir kenarda oturur, hasılatı sayar dururduk... ‘Ben mi, sen mi daha fazla toplayabildin’ mukayesesi yapar, en çok sevileni tesbit etmeye çalışırdık o masum beyinlerimizle.

Sonra mahallemizde kurulan ‘bayram yeri’nde alırdık soluğu... Atlı karıncaya binmek için... Fazla birşey de yoktu zaten ‘bayram yeri’nde... Bir atlı karınca, birkaç tane çarpışan araba, bir-kaç şans oyunu ve birkaç balon ile şekerleme satıcısı.

Eve gelirdik sonra... Tüm aile, akraba bir yerde toplanır yiyip içilirdi büyük bir coşkuyla... Bayram’ın diğer günleri de ayni coşkuyla geçerdi... Bayramın bitişi hüzün verirdi bize, bir sonrakini iple çekerdik hep...

Bugünün Bayram’ları öylemi ya..? Eş-dostla karşılaşmamak için başka yerlere kaçarız hep... Hoş, gitmesek bile, kaplumbağa gibi kendi kabuğumuz içinde saklanır dururuz... Ellerimizden düşmeyen ‘insanı duygusuzlaştıran’ aygıtlarla bayram mesajları yayınlamakla yetiniriz hep... İçinde bulunduğumuz pandemi önlemleri kapsamında Sağlık Bakanımız’ın bu bayramda yapmamızı istediği tam da buydu... Biz bunu uzun yıllardır zaten böyle yapıyorduk Sayın Bakanım..!

Halbuki Bayram, dargınlıkların unutulduğu gün; Bayram, bir araya gelinilmesi gereken gün; Toplumsal sevinç, toplumsal coşkudur Bayram...

 

Günün Sözü

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.

Hz. Mevlana


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI