Ruanda... - ADEM AKÖL

26 Nisan 2019 Cuma 09:31

 

Ruanda cumhuriyeti Orta Afrika’nın doğu kısmında kıtanın en küçük ülkelerinden biridir... Uganda, Tanzanya, Brundi ve Kongo Cumhuriyeti ile çevrelenmiştir... Afrika kıtasının yüksek rakımlı büyük göller bölgesinde yılda 2 yağış mevsiminin yaşandığı doğa harikası bir ülkedir Ruanda... Goriller bile anavatan olarak seçmişler burayı...

Kıbrıs adasının yaklaşık 3 misli büyüklüğünde 11 milyon insanın yaşadığı bahtsız ülkelerden biridir Ruanda... Nüfusun yüzde 90’ı Hutu, yüzde 10’u Tutsi... Resmi dilleri İngilizce, Fransızca ve Ruandaca... Yüzde 94 hristiyan, yüzde 2’ye yakın da müslüman yaşar ülkede...

Nüfusu çok gençtir ve çoğunluk kırsal kesimde yaşıyor... Ülkenin tek geliri; yetiştirdiği çay ve kahve ihracatından, son yıllarda da turizmden elde ediliyor...

1700’lü yıllardan itibaren 8 farklı krallık tarafından yönetilir... 1884 yılında Alman sömürgesi olur Ruanda... 1.Dünya savaşı sırasında komşu ülke Brundi ile birlikte Belçika’nın hakimiyetine geçer...

Almanlar ülkeyi daha kolay yönetebilmek için Ruanda halkını iki gruba ayırır... Uzun boylu ve güzel görünüşlü olanları Tutsi diye, diğerlerini ise Hutu diye isimlendirip farklı iki grup yaratırlar... Azınlık grup Tutsi’leri kullanarak, çoğunluğu oluşturan Hutu’ları ezmeye başlar Alman sömürgeciliği... Bu uygulamayı Belçikalılar da devam ettirir 1950 yılına kadar...

1950 sonrası Hutu’lar desteklenmeye başlar... Ancak 60 yılı aşkın bir süre baskı altında yaşamış Hutular’da intikam alma duyusu gelişmiş olur... Bunun için örgütlenirler... Belçikalı’ların da kışkırtma ve desteği ile 1959 yılında Tutsi katliamı başlar... 20 bin Tutsi öldürülür, 200 bin çevre ülkelere sığınmak zorunda kalır...

Sömürgeci ülkelerin, birer birer sömürgelerini kaybettiği yıllara denk gelen 1962, Ruanda’nın bağımsızlığına kavuştuğu yıl olur... Olur da, yönetime gelen Hutu’lu hükümet, Tutsi’leri dışlayıp haklarını azaltır... Komşu ülkelere göç etmek zorunda kalır sayısız Tutsi insanı...

İyi eğitim almış Tutsiler, gittikleri komşu ülkelerde yüksek makam sahibi olurlar... ‘Ruanda Yurtseverler Birliği’ni kurup hükümete karşı gerilla savaşı başlatırlar 1990 yılında... 2 yıl sonra silahları brakmaya ikna edilirler...

Bu kez de Hutu’lar örgütlenir... Ateşli silah alacak paraları olmadığı için Çin’den 100 binlerce satır ve pala getirtirler... Tutsi’leri katletmeye hazırdırlar artık... Ancak bir bahane gerekli bunun için...

6 Nisan 1994 günü Hutu’lu devlet başkanının uçağı düşürülür ilginç bir şekilde... Artık bahane hazır... Önceden belirledikleri Tutsi’leri satır ve palalarla doğramaya başlarlar acımasızca... Parası olanlara iltimas geçilir (!)... Ateşli silahlarla öldürülür onlar, acı çekmeden (!)... Hükümet ise saldırganlara yardım eder bilinçli bir şekilde...

O yıllarda soykırımı önlemek için Ruanda’da bulunan 2 bin 500 Birleşmiş Milletler’in (BM) asker sayısı; 10 Belçikalı askerin öldürülmesini gerekçe göstererek 240’a düşürülür apar topar... Amaç meydanı boş brakıp soykırımın şiddetini artırmaktı şüphesiz...

Nitekim BM çekilince katliamın şiddeti artar... Ülkede ceset koyacak yer kalmaz... Halbuki 1948 yılında imzalanan bir anlaşmaya göre ABD ve Fransa, soykırımı engellemek için müdahale etmeyi taahhüt etmişlerdi... Ancak iki ülke de bu duruma sadece seyirci kalırlar... Ölü sayısı 600 bini aşar...

Bunun üzerine Tutsi’ler yeniden örgütlenmek zorunda kalırlar... Fransa Hutu’lu hükümete silah yardımı yaparak, Hutu’ların emniyeti sağlanmış olur...

Öte yandan Fransa’nın hükümete yardım ederek soykırımın önleneceğini iddia etmesine rağmen, Katliam başladıktan 3 ay sonra BM, Ruanda’daki durumu kabullenmek zorunda kalır... Ülkeye sukunet hakim olur kısa bir süre sonra...

Bilanço çok ağırdır; çoğunluğu Tutsi 1 milyona yakın insan öldürülür... Ülkede talan edilmemiş yer kalmaz... 500 bin kadın tecavüze uğrar... Babası belli olmayan 20 bin çocuk doğar... 100 bin çocuk öksüz kalır... Hayatta kalanların yüzde 70’inin aylık geliri sadece 8 dolara düşer...

Uluslararası finans güçlerinin çıkarlarını korumak için yaratılan ırk ayırımcılığı sonucunda meydana gelen çatışmalar ve katliamların benzerleri dünyanın birçok geri kalmış ülkesinde zavallı insanlara yaşatılmıyormu yıllardır?..

Fazla eski değil, yakın tarihlerde bunun örneklerini; Irak’ta, Libya’da, Cezayir’de, Venezuela’da, Suriye’de, Sudan’da, Yemen’de, Keşmir’de yaşamadık mı hep?..

Ve suni olarak yaratılan tıpkı Tutsi-Hutu ayırımcılığı gibi, Türk-Kürt veya Alevi-Sünni ayırımcılığı yapılarak ülkemizi kaosa sürüklemek isteyen ayni güçler değil midir?..

Günün Sözü

En zor şey, başlamaya karar vermektir, gerisi sadece azmetmektir.

Atlantik Okyanusunu geçmeyi başaran ilk bayan havacı ve yazar Amelia Earhart, kendi hayatından esinlenerek dile getirdiği bu sözle bir eylemin en zor bölümünün başlama kararı olduğunu vurguluyor.

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI