Sadece 1 Gün mü..? - ADEM AKÖL

8 Mart 2021 Pazartesi 00:19

1857 yılının 8 Mart günü New York’ta bir dokuma fabrikasında çalışan, çoğunluğu kadın 40 bin işçi, 16 saatlik çalışma süresinin 10 saate indirilmesi ve ücretlerde artış yapılması talebiyle greve gider... Kadınların örgütlediği eylemi durdurmak isteyen polis, binlerce işçiyi fabrikaya kilitler... Çıkan yangında içeriye kilitlenen kadınlardan 129’u yanarak yaşamını yitirir.

8 Mart 1917’de Petrograd’ta, kadın tekstil işçilerinin düzenlediği eylemin de etkisi ile ayni yılın Ekim ayında yapılan devrimle Çarlık Rusya yıkılıp yerine Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) kurulur... Kadınlar, seçme seçilme hakkına sahip olur ve 8 Mart tüm sosyalist ülkelerde resmi tatil ilan edilir.

Türkiye’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü; ulu önder Atatürk’ün “dünyada hiçbir milletin kadını, milletini kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım diyemez”  sözünden cesaret alınarak ilk kez 1921 yılında kutlanır...

Birleşmiş Milletler örgütünün 1975 yılında 8 Mart’ı dünya kadınlar günü olarak kabul etmesinin ardından; bugün bazı ülkelerde kutlamalar, bazı ülkelerde ise protestolar yapılıyor... 8 Mart, bazı ülkelerde resmi tatil ilan edilerek coşkuyla kutlanıyor olmasına rağmen, hala birçok ülkede bunun hiçbir anlamı yok.

Aslına bakarsanız, kadının yılda sadece 1 gün hatırlanmasının hiçbir anlamı yok… Yahut da sadece ‘sevgililer günü’ veya ‘yaş günü’ gibi özel günlerde hatırlanması çok fazla bir şey ifade etmiyor… Bir de, erkeksi arzular depreştiği zaman hatırlanıyor kadınlar; ama çoğu zaman bir metaya karşı hissedilen duygu gibidir bu; sevgisiz ve yalın.

İster ana, ister kız, ister sevgili olsun; erkek tarafından pek kıymetleri bilinmez, onlara hak ettikleri değer verilmez… Ne zaman ki terk edilirler, işte o zaman ‘çıngar kopar...’ Özellikle, kadınının onu terk etmesini hazmedemez erkekler... Kabullenemezler bunu... Erkeklik gururları depreşir... Sebebi ne olursa olsun “bana bunu yapmamalıydı”, “benim gibi adama bu yapılmaz” derler.

Kadına şiddet olaylarının altında da bu yatar büyük bir oranla… Sorun ekonomik de olsa, sorun kültürümüz, törelerimiz de olsa; bunun en temel nedeni erkeğin terk edilmeyi kendine yakıştıramaması, yahut da terk edilme korkusudur.

Bir bakın, kadına reva görülen şiddet olaylarına... Adam karısını dövüyorsa; ya ekonomik sıkıntılarından dolayı ona istediği hayatı yaşatamamıştır; yahut da tam tersi, kadınına parayla satın alıp verebileceği bir zevk, bir mutluluk kalmamıştır artık... Her iki durumda da erkek, kadınının kendisini terk edeceği korkusuyla, kıskançlık krizine girerek şiddete başvurabilir.

Bunun önüne geçebilmenin 2 yöntemi vardır: Eğitim ve ekonomik özgürlük…

Günümüzde, gelişmiş toplumlar dahil; erkek olsun kız olsun, her ailedeki çocukların en azından 5 yaşına gelene kadar en önemli eğitmeni onların anneleridir. Çok doğal olarak bu yaşlarda, anne ile çocuk arasındaki bağ, baba ile olandan çok daha fazladır. Dolayısı ile bu dönemde bir hamur gibi olan çocuk, annesinin verdiği şekil üzerinde büyür ve gelişir.

Kadınların eğitim düzeyi arttıkça; bunun sonucu olarak daha kişilikli, daha dürüst, daha üretken ve her yönüyle daha kaliteli bireyler yetişeceğinden emin olabilirsiniz. Kaliteli bir erkek bireyin kadına karşı davranışı da farklı olacaktır. Güçsüz kabul edilen kadınlara reva görülen şiddet, istismar, taciz gibi kötülükler de giderek yok olacaktır. Zaten eğitimli bir kadının elde ettiği güç, buna fırsat vermeyecektir.

İşin özü şudur: Günümüzde kadın artık erkeğin gölgesi altında yaşamaya çalışan bir tutsak olmaktan kurtulmalıdır. Kadın, erkeğin fiziki üstünlüğünü bahane ederek, kendini onun korumasına muhtaç bir varlık olarak görmemelidir. Bunu başarabilmesi için, gerekli eğitimleri alarak ilgi duyduğu alanlarda kendini yetiştirmesi ve doğrudan üretimin içerisine girmesi gerekmektedir.

Şurası bir gerçektir ki, saatlerce balyoz sallamak gibi üstün fiziksel güç isteyen işler hariç; günümüzde artık kadınların yapmadığı, yahut da yapamadığı hiçbir iş yoktur.

Yaşadığımız kentte otobüs veya kamyon, hatta dozer kullanan bir kadına sık sık rastlayabiliyoruz artık... Bir maskenin arkasında, elektrik kaynağı yapan kadın da çok... Bir torna tezgahı başında çeliğe şekil vermeye çalışan kadın da...

Bedenini bir gökdelenin cephesinden sarkıtmış, cam değişimi yapan yahut da camları temizleyen korkusuz kadınlar da var artık günümüzde... İtfaiye hortumunu büyük bir cesaretle kavrayarak, insan yutan alevleri söndürmek için canla başla mücadele eden kadılar da var...

Ellerinde kazma kürek, bir inşaatta çalışan kadın görmek olağan artık... Berber dükkanında bir erkeğin sakalını tıraş eden kadın görüntüleri de olağan... Motosiklet üstünde kuryelik yapan kadın görüntüleri de...

Bir müdürlük koltuğunda, altındaki personeli başarı ile yöneten kadın görmek; olağan olmuştur artık... Uluslararası bir şirketin CEO’su kadın olabiliyor rahatlıkla... Bir ülkenin başbakanlık koltuğuna kadın da oturabiliyor çok sıklıkla... Hatta dünya politikalarına yön veren ülkelerin yöneticileri de kadın olabiliyor.

Kadınlara karşı erkek üstünlüğü gittikçe zayıflıyor günümüzde… Aslına bakarsanız bu, asırlardır erkekler tarafından saklanılan kadın vazgeçilmezliğinin gün yüzüne çıkmasıdır…

Şiir gibidir çünkü kadın; okur okur doyamazsın, bir daha okursun... Ama kalbini kırmaktan çekinmezsin...

Çiçek gibidir çünkü kadın; koklamaya bile kıyamazsın... Ama suratına yumruk indirmeye cüret edersin...

Kadına ulaşmanın zorluğunu hep yaşarsın da; sahip olduktan sonra kıymetini hiç bilmezsin.

“Kadın özgür olmalıdır” dersin ama; sen mayo ile, o kara çarşaf içerisinde plajda fotoğraf çektirirsin...

“Kadın sevilmelidir; onun için acı çekmeye değer” dersin ama; kainatın yarattığı tüm acıları ona çektirirsin...

Ve daha binlercesini, on binlercesini, hatta milyonlarcasını çektirirsin kadına...

Peki, kadın senin için bu kadar değerli ise bunları niye yapıyorsun..?

 

Günün Sözü

Dünyada her şey kadının eseridir. Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.

Mustafa Kemal ATATÜRK

 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI