‘Soykırım’ İfadelerine Takılıp Kalmak - ADEM AKÖL

30 Nisan 2021 Cuma 02:04

Geçtiğimiz Çarşamba günü bu sütunlarda yayınlanan köşe yazımızda; Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yaşayan Ermeni vatandaşların savaş dönemlerindeki davranışlarından; Osmanlı Devleti’nin uygulamak zorunda kaldığı Tehcir Kanunu’ndan; yakın dünya tarihinde yaşanmış gerçek soykırımlardan uzun uzun bahsederek, Biden’a söyletilen ‘Ermeni soykırımı’ ifadesinin nedenini bulmaya çalışmıştık... Bugün, işin bu yönünü biraz daha derinlemesine irdelemek istiyorum.

Bir zamanlar, İstanbul Yeşilköy’e kadar dayanan Rusya’nın yarattığı 1878 kabusu; sonrasında, Anadolu’yu yemeye çalışan piranalara karşı verilen Kurtuluş mücadelesi; ardından kendini II. Dünya Savaşı gibi bir felaketten son anda kurtarma süreçlerini deneyimleyen Türkiye Cumhuriyeti, sırtını sağlam bir yere dayamak için1948 yılında kurulmuş olan Kuzey Atlantik Paktı’na (NATO) üye olur 1951 yılında.

II. Dünya Savaşı’nın yarattığı avantajları iyi kullanarak, tek süper güç olma arzusu içerisindeki ABD öncülüğünde, Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuş bir pakt olduğunu bilerek katılır Türkiye, NATO’ya… Bu zafiyetle uzun yıllar. ‘yap’ denileni yapar, ‘yapma’ denileni yapmaz… “Kore’ye gidin” denilir, Kore’ye gidilir… “Afganistan’a gidin” denilir, Afganistan’a gidilir… 1964 ve 1967 yıllarında Kıbrıs’ta soydaşları katledilirken “gidemezsin” denilir, yaraya tuz basarak gitmekten vaz geçilir.

Büyük olanaksızlıklar ve engellemelere rağmen 1974 Mutlu Barış harekatı sayesinde şeytanın bacağını kırar Türkiye Cumhuriyeti… Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önemini daha iyi kavrayarak güçlenme yönünde önemli adımlar atar… Onu içten yok etmek için seferber edilen kemirgen terör örgütlerine rağmen, özellikle son yıllarda atılan adımlar, dev adımlara dönüşür.

Oluşan gücün getirdiği özgüvenle daha radikal ve daha doğru kararlar alınır… Destanlar yazılır; Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Karabağ’da… Gönüller fethedilir; sömürülmeye alıştırılmış birçok Afrika ülkesinde… Karşı konulamayacak büyük bir güç birlikteliğinin temelleri atılır Balkanlarda ve Kafkaslarda… 780 bin metre karelik yurdun tek bir metre karesinden feragat edilmeyeceği gibi, 462 bin metre karelik Mavi Vatan’ın da tek bir metre karesinden vazgeçilmeyeceği vura vura anlatılır kalın kafalara.

“Otur denilince oturulan, kalk denilince kalkılan” dönem çoktan geçmiştir artık… Ulaştığı büyük gücün yanı sıra, ‘söz dinlemez’ olmuştur Türkiye Cumhuriyeti… Ne PKK yıpratabilmiştir onu ne de FETÖ… Ne Yunanistan engel olabilmiştir, ne de Fransa… Ne ekonomik yaptırımlar durdurabilmiştir onu, ne de CAATSA yaptırımları…

Söz dinletilmez, bilek bükülmez olunca; içte birikmiş hıncın, dile tezahür dönemi başlar… “Ben bu hükümeti muhalefetten alacağım destekle devireceğim…” “Rusya Devlet Başkanı Putin katildir, lideri katil olan bir ülke ile iyi ilişki kuramazsınız…” “PKK ve PYD terör örgütleri değil; benim ortaklarımdır…” “24 Nisan 1915’te Konstantinopolis’te Ermeni aydınları ve cemaat önderlerinin Osmanlı yetkililerince tutuklanmasıyla başlayarak 1,5 milyon Ermeni, bir imha harekatı dahilinde sınır dışı edildi, katledildi ya da ölüme yürütüldü…”

Daha çok şeyler söylenecek, çok iftiralar atılacak, çok baskılar uygulanacak; bütün bunlara hazırlıklı olmalıyız… Yapmamız gereken şey, bu iftiraları; atan ağızlara tıkamak olmalıdır… Amerika’daki Ermeni Diasporası 8-10 yaşındaki çocukları bile kullanarak ‘soykırım’ propagandası yapıyorsa, biz buna sadece 24 Nisanlarda protesto ederek karşı koyamayız… Amerika’daki Ermeni Diasporası tüm Amerikan halkını, ABD Kongre’sine ‘soykırım’ dilekçesi göndermeleri için teşvik ediyorsa, biz buna sadece 24 Nisanlarda hiddetlenerek karşı koyamayız.

Her şeyden önce kendi içimizde ayni ağızı kullanmayı öğrenmeliyiz… İşe, ‘Ermeni soykırımını’ destekleyici ifadeler kullanan Ata Meclisi’ndeki ASALA ve PKK uzantısı çeneleri, kırarak başlamalıyız… Sonra da gerek ülkemizde gerekse başka yerlerde bulunan bu konu ile ilgili arşivlerin dünyanın önüne açık bir şekilde serilmesini sağlamalıyız… Öyle bir şey yapmalıyız ki, bu konuyu bir daha hiç kimse ağzına dahi almaya cesaret edemesin… Bizim böyle saçmalıklarla kaybedecek zamanımız yoktur, önümüzde yapmamız gereken çok büyük işler vardır çünkü.

Günün Sözü

Tek yolumuz, ‘bir arada yaşamayı savunmak’ olmalı. Bu yol, hem aklın hem de vicdanın gereğidir.

Hrant Dink

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI