Suriye’nin, Dünyanın Utanç Duyması Gereken 10 Yılı - ADEM AKÖL

19 Mart 2021 Cuma 00:57

Arap halklarının ‘demokrasi, özgürlük ve insan hakları’ talebi ile 18 Aralık 2010 tarihinde başlayan; planlamanın merkezi ve amacı artık çok iyi anlaşılmış protestoların, son halkası idi Suriye iç savaşı… Kriz hedefli potansiyel enerji ile yüklenmiş ülkelerdeki durumlar, onu son halka olmaktan çıkaracak mı göreceğiz ama Suriye’de yaşananların ‘iç savaş’ değil de, çok farklı bir boyutta olduğu apaçık ortadadır.

15 Mart 2011 tarihinde Suriye’nin Dera ilinde barışçıl gösterilerle başlayan gençlik hareketi; rejim güçlerinin devreye girmesiyle, tüm ülke geneline yayılacak olan kanlı olayların başlangıcı olur… 2000 yılında ölen babasından devraldığı devlet başkanlığı görevini, genlerine yazılmış totaliter bir anlayışla yürüten Beşar Esad, Suriye’deki 10 yıllık ağır bilançonun gerçek sorumlularının maşasıdır.

1970’ten, 2000 yılına kadar ülkeyi yöneten baba Hafız Esad; 1982 yılında Müslüman Kardeşler Örgütü’nün başlattığı ayaklanmayı bastırma adına, Hama kentinde katledilen 40 bin kişinin celladı olarak tarihe geçmiştir.

402 Yıl boyunca, bir Osmanlı vilayeti olarak sorunsuz yönetilen Suriye, 1918 yılında İngilizlere devredilmek zorunda kalınır… O tarihten sonra Suriye halkının başı dertten hiç kurtulamaz… 26 yıl süren Fransız manda idaresinin ardından kurulan dikta rejimleri, kan kusturtur halka.

En çok da, son 10 yılda kan kusar Suriye halkı… Geçtiğimiz pazartesi, Suriye’de başlatılan ‘iç savaşın’ 10. yıldönümü idi… Kanla, acıyla, açlıkla, göçle geçen tam tamına 3650 gün… Bilanço çok ağır: 600 bin ölü; katledilen 700 gazeteci; işkence edilerek öldürülen 15 bin kişi; evini terk etmek zorunda bırakılan 6 milyon 600 bin çaresiz halk; yardıma muhtaç 13 milyon masum insan; acımasızca 217 kez kullanılan kimyasal silah ve bina yıkıntıları üzerinde parçalara bölünmüş bir ülke.

Bu manzara karşısında bütün dünya suskun… Üstelik olayları körükleyenlere karşı daha bir suskun… Göstermelik, sonucu olmayan toplantılar, müzakereler… 2012’de Cenevre müzakereleri… 2015’te BM gözetiminde atılan formalite adımlar… Hepsi de sonuçsuz kalır; yine kan, yine acı…

Ve 30 Eylül 2015, Rusya doğrudan müdahil olur Suriye’deki iç savaşa… Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından eğitilmiş Özgür Suriye Ordusu; Türkiye sınırlarının güneyinde bir güvenlik koridoru oluşturabilmek için 2016’da Fırat Kalkanı, 2018’de Zeytin Dalı, 2019’da Barış Pınarı ve 2020’de Bahar Kalkanı harekatlarını yapmak zorunda kalırlar.

Türkiye ve Rusya’nın 2017 yılında Astana’da başlattığı, 2018 yılında Soçi ile devam eden müzakerelerden de pek bir sonuç çıkmaz… Amerika’nın 2020 yılında yürürlüğe koyduğu ‘Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası’ da hafifletmez Suriye halkının acısını… Bu yasaya göre; Suriye hükümetine veya onun yandaşları Rusya ile İran’a her türlü destek verenlere karşı yaptırım uygulanması öngörülüyordu.

Ancak Suriye’yi 10 yıldır perişan eden güçler; Türkiye’nin güçlenmesini frenlemek, bölgedeki ülkeleri yıpratmak, parçalamak; dolayısı ile mevcut kaynakların kontrolünü ele geçirmek isteyen uluslararası güçler ve onların besledikleri terör gruplarıdır.

ABD’nin önceki Başkanı Donald Trump’ın bile “bizim Suriye’de ne işimiz var anlamıyorum; ben petrol için geldim, alamayacaksam askerimi çekerim” sözleri her şeyi açıklıyor sanırım.

Suriye’deki durumdan en az onlar kadar rahatsızlık duyan; bölgede oluşturduğu güç sayesinde onlara nefes aldırtan; 4 milyona varan göçmene kendi vatandaşı gibi değer veren sadece Türkiye Cumhuriyeti olmuştur… Öteki devletlerin birçoğu, bu işin devamından yanadırlar ve bundan nemalanmaktadırlar… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “batı bu savaşı bitirmemize yardım etmelidir” çağrılarının sonuçsuz kalması da bu yüzdendir.

Günün Sözü

Bu andan sonra, artık sulhten başka yapılacak bir şey kalmamıştır.

Mustafa Kemal Paşa’nın, Şam’ı kaybetmemizin ardından 7 Ekim 1918’de İstanbul’a gönderdiği telgrafın son cümlesi.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI