Susuzluk Çanları Çalıyor - ADEM AKÖL

6 Eylül 2021 Pazartesi 11:17

Dünyamızın son zamanlarda çok bariz bir şekilde arka arkaya büyük felaketler yaşadığını bilmem fark ettiniz mi? Yangınlar, seller, depremler, kasırgalar, kuraklık ve daha neler, neler…

Geçtiğimiz 18 Ağustos tarihli “İnsan Yapımı Doğal Afetler” başlıklı yazımızda, yaşadığımız ‘doğal’ diye isimlendirilmiş olan felaketlerin hazırlayıcısının, aslında insan olduğunu anlatmaya çalışmıştık.

Bugün yine insanoğlunun “insan yapımı doğal afetler” grubu içerisine giren ‘kuraklığı’ nasıl yarattığını, yani kendi sonunu getirebilecek yaşam kaynağı olan suyu, hızla ve acımasızca nasıl tükettiğini anlatmak istiyorum.

Öncelikle şunu belirtmekte yarar vardır… Dünya genelindeki yıllık yağış ortalaması 990 milimetre iken, ülkemizin son 40 yıllık yağış ortalaması ise sadece 550 milimetredir… Bu da bilinenin aksine, Türkiye’nin yarı-kurak bir bölge olduğunu göstermektedir.

Ülkemizdeki yüzlerce akarsu üzerine inşa edilmiş ve şu an işletmede olan 861 adet baraj olmasına rağmen bunun çok yetersiz olduğunu söylemek lazım… Ne yazıktır ki, özellikle, denize kıyısı olan bölgelerimize düşen yağış miktarının büyük bir kısmı denize akıp gitmektedir.

Akarsularımızın bir kısmı resmi sınırlarımız içinde doğup yine resmi sınırlarımız içinde deşarj olmasına, yani ‘ulusal akarsu’ statüsünde olmasına rağmen, birçok akarsuyumuz ise ‘uluslararası’ nitelik taşımaktadır… Yani topraklarımızda doğup, başka ülkelerden geçip yabancı denizlere dökülürler.

‘Uluslararası akarsu’ niteliği taşıyan Dicle ve Fırat nehirleri, hem ülkemiz hem de Suriye ve Irak halkları için hayati önem taşımaktadır… Suriye ile 1987 yılında yapılan antlaşma çerçevesinde Fırat nehrine saniyede 500 ton su verilmesi gerekirken son yıllarda yaşanan kuraklık yüzünden saniyede ancak 200 ton su verilebilmektedir… Bu, Suriye’nin kuzey-doğu bölgesinde yaşayan 17 milyon insanın su sıkıntısı çekmesi anlamına gelmektedir

Son yıllarda yaşanan kuraklığın birçok nedeni vardır… Bunların başında yüz yıldır kontrolsüz kullanılan fosil yakıtlardan çıkan karbon-dioksit gazının oluşturduğu sera yüzünden dünyamızın 1,5 santigrat derece ısınmış olması gelmektedir… Küresel ısınma diye adlandırdığımız bu durum, yağışların azalmasına ve düzensiz, felaket yaratıcı yağışlara yol açmaktadır… Küresel ısınma sadece kuraklığın değil; yangın, sel, deprem, kasırga gibi bildiğimiz tüm felaketlerin tetikleyicisidir.

Aslında Suriye ve Irak’taki insanların “su” diye feryat etmelerinin en büyük nedeni yıllardır süren çatışmalar yüzünden su kaynaklarının hoyratça kullanılmasıdır… Sulama sistemlerinin bakımlarının yapılamaması; büyük oranda su tasarrufu sağlayan modern sulama uygulamalarına geçilememesi ve hala salma sulama yöntemlerinin kullanılıyor olması; zaten kısıtlı olan suyu verimli kullanmadan tüketilmesine neden olmaktadır.

Bu durumun devam etmesi halinde; güneydeki komşularımız ve Arap yarımadasında yaşayan diğer halkların, önümüzdeki süreçte su bulabilecekleri daha kuzey bölgelere göç etmeleri kaçınılmaz olacaktır… Gidebilecekleri tek yerin ise Türkiye toprakları olması, ülkemizin bugünden çok daha vahim göç dalgaları ile karşı karşıya kalması anlamına gelmektedir.

Topraklarımıza düşen suyun iyi yönetilmesi ve küresel ısınmayı azaltacak önlemlerin alınması büyük ölçüde dünyadaki tüm ülkelerin, özellikle de sanayileşmiş olanların atacağı radikal kararlarla gerçekleşebilecektir… Ancak bireyler olarak bizlerin de bu yönde yapması gereken çok şey vardır.

Boşa harcayacağımız tek bir damlanın dahi toplamda çok büyük miktarlara ulaşacağının bilincinde olmamız gerekiyor… Gelin sizinle basit bir hesap yapalım ve boşa harcanan tek bir damla suyun büyüklüğünü anlamaya çalışalım… İrice bir damla suyun ağırlığını 0,1 gram olarak kabul edelim… Çok daha fazladır ama, dünyadaki her insanın saniyede 1 damla suyu boşa harcadığını varsayalım… Bu, 8 milyar nüfuslu dünyamızda saniyede boşa harcanmış 800 ton su demektir.

800 ton su, ne demek biliyor musunuz? Türkiye standartlarındaki 4 kişilik bir ailenin günlük su tüketimi 500 litre olduğuna göre; 1600 ailenin ihtiyacı, yani 6400 nüfuslu bir kasabanın günlük su ihtiyacı demektir… Gerisini varın siz düşünün ve damlaları boşa akıtmaya devam edin!

Günün Sözü

Ne kadar çok sera gazı, o kadar sıcak hava… Ne kadar çok sıcak hava, o kadar çok kuraklık, kıtlık, orman yangını, sıcak hava dalgası, tropikal hastalık ve düzensiz yağış.

Mikdat Kadıoğlu

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI