Tatil Rehaveti ve Kaybolan Duyularımız... - ADEM AKÖL

11 Haziran 2019 Salı 09:22




Rehavet; vücutta görülen gevşeklik, bir tür tembellik, uyku isteği olarak açıklanır sözlüklerde... Hepimizin sıkça kullandığı bir sözcüktür... Sevilmez genellikle...
Öyle ya!.. Önümüzde yapılması gereken yığınla iş dururken tembel tembel esnemeyi kim ister ki?.. Tamamlamak zorunda olduğun şeyleri zevk alarak yapmak varken, kendine işkence etmek de niye?..
Sürekli çalışan bir vücudun tabii ki zaman zaman dinlenmeye, rutin ortamlardan uzaklaşmaya ihtiyacı vardır... 5 günlük sıkı bir çalışmanın ardından 2 günlük istirahatler bunun için yeterlidir kanımca... Vücut kendini buna alıştırmakta ustadır çünkü... Uzun süreli yıllık izinler ise, vücudun değildir belki ama beynin; farklı mekanlarda, farklı uğraşlarla kendini yenilemesine vesile olur...
Tatillerden enerji ve moral depolamış olarak dönülür genellikle... Ve bir sonraki tatilin planlaması ve hayali ile daha mutlu bir çalışma dönemi geçirilir.
Demokratik, çağdaş ve gelişmiş toplumlarda insanca yaşamanın temel kurallarından birisidir bu, ama ne yazık ki dünya nüfusunun yarısı bile faydalanamaz bundan...
Normal şartlarda, haftanın 7 günü sabahtan akşama kadar çalışarak karnını bile doyuramayan yüz milyonlarca insanın Cumartesi-Pazar’ı tatil olarak değerlendirmesi, hele hele 9 gün boyunca hiçbir iş yapmadan yan gelip yatması çok komik olmaz mıydı?.. Yatmasına yatardı da, birdaha yerinden kalkabilir miydi?
Dini inancımız ve geleneklerimiz gereği; 3 günlük Ramazan Bayramı’nı 9 güne çıkarmanın, bayramların amacının saptırılmasına neden olurken, uzun süreli tatil yapabilecek durumda olmayanlar da haksızlığa uğratılmaktadır...
“Nerede o eski bayramlar” diye klişeleştirilmiş bir söz yankılanır kulaklarımızda hep... Gerçek de bu ama... Eskiden yaşanan bayramların tadını çok az insan alıyordur günümüzde... Çocuklar hiç yaşayamıyor o coşkuyu... Büyükler hiç hissedemiyor o saygıyı... Çoğunluk mukayese dahi yapamaz, o dönemlerde yaşamamıştır çünkü.
Ülkemiz kapitalist bir dünya sistemi içerisinde, manevi değerlerinden uzaklaştırılıp daha maddeci bir düşünce yapısı içerisine sokulmaktadır bilinçli olarak sanki de... Yaşanan ekonomik sıkıntılar mı buna neden, yoksa gelişen teknolojinin neden olduğu esaret mi, tartışılır. 
Günümüzde hiç kimse, eskiye göre daha fazla ekonomik sıkıntı çekildiğini iddia edemez... Öyle olmasına rağmen çocuklarımız o eski bayramlardaki temiz coşkudan mahrum... Öyle olmasına rağmen insanımız bir bayram sofrasında bir araya gelmenin verdiği hazdan mahrum.
Gelişen teknolojiye paralel olarak duyularımız evrim mi geçiriyor, yoksa duygusal bir devrimle mi karşı karşıyayız?.. Köreliyor duyularımız çünkü... Hassasiyetini yitiriyor, mekanikselleşiyor.
Uzun süredir alışık olmadığımız, anlamlı bayram kutlama mesajları ile süslendi kentimiz bu kez... Büyükşehir Belediyesi; kişisel reklam yapmak yerine, toplumu kucaklayıcı, birleştirici mesajlar yayınladı devasa panolarda... “Vefa Bedava... Sevgi Bedava... Saygı Bedava...” diyerek...
Ana fikir olarak; en azından bayram süresince küçüklerimizi sevgi ile kucaklarken, büyüklerimize gerekli saygıyı, ölmüşlerimize de gerekli olan vefayı göstererek, tek vücut olduğumuzu dünyaya haykırmamızdı arzu edilen belki de... 
Ama biz, bunu yapmak yerine, 9 günlük tatili fırsat bilerek yurt dışına yahut da Türkiye’nin çeşitli tatil beldelerine akın ettik... Eşimizi dostumuzu da kuru bir sosyal medya mesajı ile güya bayramladık... Bayramların varoluş nedenini önemsemeden.
Çok yazık... İnsanoğlunun hep iyi yöne doğru evrimleştiğinden emindik halbuki... Zamanla duyuların körelmesi sonucunda ortaya çıkacak insan türünün nasıl birşey olacağını merak ediyorum...
İyi ki bunu ben göremiyeceğim!..
Günün Sözü
Rahatsızlığı kucaklamayı öğrenmelisiniz... Kendinizi öğrenme moduna sokabilmenin en etkin yoludur bu... Orada olduğunuz sürece duygularınızı canlı tutabilirsiniz ancak.
Meksika’lı komedyen, yazar, prodüktör, yönetmen ve aktör Louis C.K. bize; rahatsızlık duymadan hiçbirşey öğrenemeyeceğimizi ve hiçbirşey başaramayacağımızı anlatmaya çalışıyor.




Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI