TC Merkez Bankası ve İstikrar - ADEM AKÖL

29 Mart 2021 Pazartesi 00:24

Dört ay önce göreve getirilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı, henüz koltuğunu ısıtmadan, geçtiğimiz hafta başında görevden alınarak yerine siyasetçi kimliği ile tanınan ekonomist, Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu atanır.

Eski Başkan, görevden niye azledildi; başarısız mıydı yoksa yapmaya çalıştığı şey mi anlaşılamadı, yahut da beklentiler farklı mı idi bilemiyorum ve bunun yorumunu yapmak da bana düşmez, ülkemizde konusunda uzman binlerce ekonomist varken.

Ancak almış olduğum mühendislik eğitimi ve bunca yıllık mesleki tecrübe ile yoğrulmuş olan beynimin öngördüğü şekilde, birtakım temel prensiplerden yola çıkarak bir ailenin yahut da onun makro boyutu olan bir ülkenin ekonomik yapılarını irdelemek isterim.

Dört kişilik bir aile düşünün… Küçük bir apartman dairesinde yaşıyorlar; baba sabit bir gelirle çalışıyor, anne ev işlerinde, çocuklar okula gidiyor… Babanın aldığı ücrete göre düzenlerini kurmuşlar, kimseye el avuç açmadan hayatlarını idame ettiriyorlar.

Aradan yıllar geçiyor, çocuklar büyüyor hızla gelişen tüketim sanayisinin cazibesine kapılıp birtakım istekler sıralıyorlar babalarına… Şu marka ayakkabı, şu marka tişört, şu marka çanta, telefon tablet derken, yetişemez oluyor baba… Taksitle çocuklarının beklentilerine cevap vermeye çalışır.

Sonra anne devreye girer; bir araba alalım diye tutturur… Babanın öyle bir gücü yoktur ama anne peşinatı kendi ailesinden temin edince araba almak cazip gelir ve geri kalanı maaş karşılığı bankadan borçlanarak arzularını yerine getirirler.

Babanın yükü artmıştır… Bir taraftan ailenin sabit giderleri, diğer taraftan her ay ödenmesi gereken taksitler… Yetişemez olur baba… Çare olarak, üretim yapan küçük bir iş yeri açar… Kısmi bir ekonomik rahatlama gelir aileye… Bunun cazibesine kapılarak aile bireylerinin istekleri büyür, yeniden borçlanmak zorunda kalır baba… Ailesinin beklentilerine cevap verebilmek ve taksitleri ödeyebilmek için işyerindeki verimliliği arttırmak zorundadır.

Bir ülkenin ekonomik durumu da bundan pek farklı değildir… Bugünün dünyasında hiçbir ülke kendi kendine yeterli olamadığından; üretim mekanizmaları kurabilmek, yahut da mevcutları çalıştırabilmek için muhakkak bir başka ülkenin ürettiklerine gereksinim vardır… Parası varsa bunları satın alır, yoksa borçlanarak ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır.

Uluslararası ticaret büyük çoğunlukla dolarla yapıldığı için birçok ülke sürekli olarak dolara ihtiyaç duymaktadır… Ülkeler dolara 3 nedenle ihtiyaç duyar; devletin dolar borcunu geri ödeyebilmesi için, özel sektörün dolar borcunu geri ödeyebilmesi için ve ithalatı yapılan ürünlerin bedelini ödeyebilmek için.

Ülkeler doları çok genel anlamda 3 kaynaktan elde ederler…  Borçlanarak; ihraç ettikleri malların bedelini alarak; dış yatırımcının aktardığı sermayeyi kullanarak…

Günümüzde doları basan Amerika dahil, borç almayan hiçbir ülke yoktur… Ancak bu miktar, ülkelerin üretim potansiyellerinin üzerine çıktığı zaman sıkıntılar da beraberinde gelir… Dolar elde edebilmenin en güzel yolu ihracatı arttırmaktır… Bunun için dışa bağımlılığı azaltarak, üretim kapasitesini yukarılara çekmek gerekmektedir… Diğer bir yol da uluslararası sermayenin ülkeye yatırım yapmasını sağlamaktır.

Ülkemizde, alınan tedbirler sayesinde üretim kapasitemiz hızla artmaktadır, ancak bu yeterli değildir… Bunun için ‘toplam faktör verimliliğini’ artırmak; yani ayni iş gücü ve ayni sermaye ile daha fazla üretmek gerekmektedir.

Diğer yol olan dış sermayenin ülkemize giriş miktarını artırabilmenin tek yolu ise istikrardır… Dış sermaye hiçbir zaman kumar oynamak istemez; yatırım yapacağı ülkenin siyasi ve ekonomik gidişatına bakarak karar verir… İstikrarlı bir siyasi ortam ile istikrarlı bir ekonomi politika var ise tereddütsüz yatırımını yapar… Amacı para kazanmaktır çünkü.

Aksi halde ülkede dolar sıkıntısı başlar… O zaman da, arz-talep meselesi devreye girer; ülkedeki miktarı azalan doların, yüksek talep karşısında değeri yükselir… Yüksek değerli dolar enflasyonu körükler; enflasyon ise faizleri yükseltir; üretici, para satın alamaz duruma gelir; dış borçlanmaya gidilerek gün kurtarılmaya çalışılır… Ülkenin borç yükü artar ve dramatik şekilde sonlanacak bir çöküş başlar.

Günün Sözü

İnsanoğlunun temel sorunu üç değişkeni bir araya getirmektir: Ekonomik verimlilik, sosyal adalet ve bireysel özgürlük.

John Maynard Keynes

1883-1946 yılları arasında yaşamış İngiliz iktisatçı

 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI