Tek Yol Üretim... - ADEM AKÖL

17 Mayıs 2019 Cuma 09:41

Bir ülkenin, içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulabilmesi için tek yolun üretim olduğunu çok yazdık, çok söyledik... En azından kendi ihtiyacı kadarını üretmeyen toplumlar, başkalarına muhtaç olur ki bu; amiyane tabirle ‘tasmayı ellere vermek’ anlamına gelir...
Türkiye; 10 yıl öncesine kadar bugünden çok daha üretken bir ülke idi; 20 yıl öncesine kadar daha az israfkardı; 30 yıl öncesine kadar daha kanaatkardı...
Yıl 2008; 5 yıl sürecek ekonomik kriz içerisine girer Amerika... Bankalar likidite sorunu yaşar, konut satışları dibe vurur, büyüme azalır, işsizlik oranı artar... Küresel piyasalarda Amerikan dolarının değeri düşer...
O yıla kadar Türkiye’de kör-topal ilerleyen üretim mekanizması artık yürüyemez hale gelir... Üretilen malın ithalatı daha akılcı olmaya başlar... Dolar ucuzlamıştır çünkü...
2008 yılına kadar sanayii olsun, tarım olsun her türlü üretimin; hammadde, üretim gereçleri, işgücü ve Ar-Ge masrafları dahil toplam birim maliyetinin 100 birim olduğunu varsayalım... Doların ucuzlaması ile, bu tarihten sonra ayni ürünü ithal etmenin maliyeti yüzde 40 ucuzlayarak 60 birime geriler...
Üreticiler ve yatırımcılar, bu dönemde; üretmek yerine ithal etmenin cazibesine kapılırlar daha fazla kar etme içgüdüsü ile... Üstelik bunun, üretimde yaşanan kalite ve pazarlama riski de yok...
Türkiye mutfaklarına ithal zirai ürünler girmeye başlar, önceleri sadece televizyonlarda görebildiği sayısız tüketim maddeleri ile tanışır halkı... Marka bağımlısı bir toplum yaratılır...
Uluslararası finans kapital sisteminin ‘tüketim kültürü’ aşılanır süratle en düşük gelirli vatandaştan en yüksek gelirlisine kadar, herkese... İsrafa dayalı, yok etmeye yönelik, gösterişçi tüketim, daha çok tüketim, daha fazla satın alma virüsü enjekte edilir insanlara...
Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada bu böyle... Bütün dünyada insanlar ayni gazozları içiyor, ayni hamburger ve pizzayı yiyor, aynı ayakkabı ve giyisileri giyiyor, aynı müzikleri dinliyor, aynı figürlerle dans ediyor, çocuklar ayni oyuncaklarla oynuyor, ayni kahramanları ezberliyor ve ayni masalları dinliyor...
‘Kullan at’ tüketim yöntemi ile yemekler, giyisiler, oyuncaklar, mobilyalar, evlilikler, aşklar, sevgiler, evler, kentler her şey ama her şey tüketiliyor...
Amerika’daki krizin sıkı para politikası ile tedavi edilmesinin ardından dolar yükselmeye başlar yıl 2013’e geldiğinde... İthalat girdileri artar... Tekrar üretim ekonomisine dönmek farz olur... Bu kez de üretimi yeniden başlatacak yatırımın yüksekliği, daha kolay para kazanmaya alışmış ithalatçıların yeni risklere girmesini engeller...
Geçtiğimiz yıl Birleşmiş Milletler’in (BM) Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) hazıradığı rapora göre Türkiye tarımsal üretimde tamamen dışa bağımlı görünüyor... Buğday, mısır, pirinç gibi ana gıdaların dahi üretimi, tüketimi karşılamıyor... Sadece şeker üretimi tüketimden fazla...
Üretim yapmanın ne denli önemli olduğunu biraz geç de olsa, sonunda anlayan Türk girişimciler yeniden ‘yerli üretim ve ihracat’ modeline geçmek ister... Bu kez de yüksek döviz kurlarının yatırım maliyetlerini yukarılara taşıması; üstüne üstlük yüksek faiz politikası ile sıcak paraya erişebilirliğin zorlaşması; üretim yapma arzusunda olanların önüne büyük iki engel olarak çıkar...
Bunun tek çıkış yolu, devlet destekli üretim modeli... Devletimiz uzunca bir süredir bunun bilincinde olarak ürettiği çeşitli teşvik modelleri ile üretimi desteklemektedir... Ancak hiç kimse bunun yeterli olduğunu ve verilen desteğin doğru yerlere gittiğini söyleyemez... Yine de Devletimizin bu soruna kalıcı bir çözüm getirebilmek için yaptığı çalışmaların; önümüzdeki kısa dönemde bile olumlu etkilerini hep birlikte göreceğiz...
Ancak, devletin yaptığının çok daha fazlasını halkın yapabileceğine inananlardanım ben... Nasıl mı?... Çok basit:
“Ben falan markadan başkasını kullanmam; ben filan markayı daha çok tercih ederim; doğum gününde oğluna lüks araba hediye etti; kızını Maldiv’lere balayına gönderdi...” gibi sözleri duymadığımız zaman... Birşey satın alırken, muhakkak ülkemizde üretildiğinden emin olduğumuz zaman... Sadece ihtiyacımız kadarını tüketmeyi öğrendiğimiz zaman... İsrafın emeğe saygısızlık olduğunu beynimize kazıdığımız zaman...
GÜNÜN  SÖZÜ
Yetenek, sofra tuzundan daha ucuzdur... Başarılı insanı yetenekli insandan ayıran tek fark ise onun daha çalışkan olmasıdır.
Etrafımızda, ünlü Amerikan yazarı Stephen King’in bu sözüne uyan çok sayıda yetenekli insan, hayatla mücadele etmektedir, çünkü icraat yapmak yerine ruminasyon yaparak boş düşüncelerin esiri olmaktadır.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI