“Telefonu Bırak Benimle İlgilen” - ADEM AKÖL

11 Ekim 2019 Cuma 08:59

Geçtiğimiz yıl, yüzlerce çocuk “Telefonu Bırak Benimle İlgilen” sloganı ile yollara dökülür Almanya’da... Günümüzün bu hastalığına karşı başkaldırıyı örgütleyen 7 yaşında küçük, ama aklı ebeveyinlerinden daha büyük, bir çocuk idi... Amacı; anne-babadan birazcık daha fazla ilgi, birazcık daha fazla sevgi dilenmekti... Amacı; anne-babanın akıllı telefonlara gösterdiği ilginin birazcığını kendi çocuklarına ayırmalarını sağlamaktı...

Daha sonra, Türkiye’nin de birkaç kentinde buna benzer organizasyonlar yer alır... Minikler; ellerinde  “Akıllı Telefonu Bırak, Akıllı Çocuğuna Bak” ve “Telefonu Bırak Benimle İlgilen” yazılı pankartlarla caddelerde dolaşır derin yaraya dikkat çekmek için...

Değişen bir şey oldu mu, suçlu olanlar gönderilen mesajı aldı mı..? Sanmıyorum... Hiç kimse kendini suçlu olarak görmez ki... Hiçbir anne-baba, saatlerce akıllı telefon esiri olup da çocuğunu ihmal ettiğini kabul etmez ki... Hiç kimse; akıllı telefonların, kendileri ile sevdikleri arasında birer ‘Çin Seddi’ olduğunun bilincinde değil ki... Hiç kimse; gereğinden fazla kullanılan akıllı telefonların, geleceğimizin kökünü kazıdığını hesap etmez ki...

Akıllı telefonlar, büyük bir teknoloji... Maharetlerine akıl sır erdirmek kolay değil... Ancak tüm özellikleri, insanların yararına mı..? Yani her fonksiyonun iş yapmak isteyen, kendini geliştirmek isteyen insana, bir faydası var mı..? Kesinlikle hayır... Tam tersi; kafa bulandıran, ‘zaman yokedici’ katil bir makine...

Akıllı telefonların piyasaya sürüldüğü ilk yıllarda, sanırım 10 yıl kadar önce; Amerika’ya yaptığım bir seyahat sırasında restoranın birinde gördüklerimi çok garipsemiştim...

Nezih bir restoranttı...  Yemeğimizi yerken, ellerinde telefon yan masaya genç bir çift gelir... Her ikisi de telefonlarına odaklanmış mesaj yazmakla meşgul, birbirlerine bakmadan karşılıklı otururlar... Garson gelir, mesaj yazmaya devam ederken, menü üzerinde parmakla gösterilerek siparişler verilir... Yemek gelir, önlerine ne konulduğuna bile bakma ihtiyacı hissetmeden, bir elle mesaj yazmaya devam, diğer elle lokmalar atıştırılır... Yemek biter hesap istenir, ödeme yapılır; bir elde telefon, gözler kredi kartında değil, telefon ekranına gelen mesajda... Sonra tuhaftır ama, çiftler birbirlerinin yüzüne bile bakmadan ayni anda kalkarlar ve geldikleri gibi telefonlarına mesaj yazmaya devam ederek giderler...

Sonraki yıllarda, Türkiye’de de akıllı telefon kullanımı yaygınlaşır... Millet; yemez yedirmez, giymez giydirmez istisnasız herkes, birer akıllı telefon sahibi olmanın yollarını arar... İş adamı da, amelesi de; işine yarasın, yaramasın; o en son teknoloji telefonu gururla taşır elinde...

Amerika’daki restorantta tanık olduğumdan daha vahim görüntüler oluşur Türkiye’de... Yolda yürürken gözler telefonda... Durakta beklerken telefon... Bankta otururken telefon... Senle konuşurken telefon... Yemek yerken telefon...  Ziyaretine gelir telefon... Ziyaretine gidersin yine telefon...

İş yerinde telefon... İşin dışında telefon... Evde telefon... Her yerde telefon... Kalp, akciğer gibi vücudumuzun en hayati organı sanki...

Elindeki telefonla yararlı bir şey yapsa anlayacağım... Ya saçma sapan bir oyun oynuyordur, ya da Ayşe’nin Fatma’nın ne giydiğini, ne yediğini takip ediyordur...

Ve sırf bunu takip etmek için her yıl 3 milyar dolar ödüyor Türkiye telefon imalatçılarına...

Bunun için sadece parasal bedel ödemiyoruz emperyalist ülkelere... Akıllı telefonlar üzerinden en gizli bilgilerimize de sahip oluyorlar...

Sadece bu da değil... Sevdiklerimiz, en önemlisi çocuklarımız ile aramıza çekilen set sayesinde; gelecek kuşakların duygusuz ve sadece kendi emperyal çıkarları doğrultusunda bilgi ile yüklenmiş fertler olarak yetişmesine neden oluyorlar...

 

Günün Sözü

Her gün sana altın değerinde 24 saat veriliyor... Dünyada bedava sahip olabileceğin birkaç şeyden birisidir bu... Ancak, dünyada mevcut olan bütün parayı versen dahi fazladan 1 saat bile alamazsın... Bu paha biçilmez servetle ne yapmayı düşünüyorsun?..

Bu sözü söyleyen kimdir bilinmez... Ancak bu sözün ‘anlamını’ iyi anlamak gerekiyor...

 

 

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI