TİGEM - ADEM AKÖL

1 Ağustos 2019 Perşembe 00:34

Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı bir kuruluştur TİGEM, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü... Türkiye’nin tarım ve tarıma dayalı sanayinin ihtiyacı olan her türlü mal ve hizmetleri üretmek amacı ile 1984 yılında kuruldu...

TİGEM, ülkemizin bitkisel ve hayvansal üretimini artırmak, çeşitlendirmek ve ürün kalitesini iyileştirmek amacıyla yetiştirdiği tohumluk, fidan, fide ve benzeri mallar ile ürettiği damızlık hayvan ve spermaları yetiştiricilere intikal ettirir.

Bir zamanlar Türkiye, dünyada kendi kendine yetebilen ender ülkelerden biri idi... Tarımsal üretimdeki bolluk; tüm ülkeyi doyuruyor, giydiriyor, sanayiye ham madde sağlıyor, dış ticaretin önemli bir payını oluşturuyor, istihdam yaratıyordu...

O zamanlar kendi kendini besleyebilen sayılı ülkeler arasında kabul edilen Türkiye; 12 Eylül 1980 darbesi ile başlayan askeri yönetimlerin, uluslararası güçlerin dayatması ile aldığı yanlış kararlarla, kısa bir süre sonra yurt dışından saman ithal eder duruma gelir...

1970’li yıllarda; Nobel barış ödüllü (!), ABD’nin Yahudi asıllı meşhur dışişleri bakanı Henry Kissinger, şöyle diyordu: “Eğer petrolü kontrol edersen bütün bölgeleri, gıdayı kontrol edersen bütün insanları kontrol edersin...”

Dayatmalarla ekonominin bütününde olduğu gibi, tarımda da serbest piyasa uygulamaları gündeme sokulur... Tarımdaki devlet korumacılığı ve desteği azaltılır, besin ithalatlarına konan gümrük tarifeleri, iç piyasayı terbiye etmek gerekçesiyle düşürülür... Süt ve et ürünleri ithalatı yapılır... O dönemde Avrupa Birliği ve ABD’deki stok fazlalığının bir şekilde eritilmesi gerekiyordu çünkü...

Dünya Bankası’nın sağladığı ucuz kredilerle stok fazlası bir milyon sığır ithal edilerek AB ve ABD’li çiftçilerin hayatı kurtarılır... Doz gittikçe artırılır... Tarımdaki devlet desteği daha da azaltılarak Türk çiftçisi perişan edilir...

Mahsülünün karşılığını alamayıp üretimden koparılan çiftçiye; bir lokma ekmek için umut olur kentler... Bir zamanlar Türkiye’yi doyuran 20 milyona yakın insan, köyden kente göç eder...

Gelen nüfusu besleyebilecek kapasiteye sahip olmayan kentlerde, yoksul semtler oluşur... Türkiye tarımsal dış pazarını kaybeder; İthal edilmiş binlerce ürün iç piyasada tüketicinin beğenisine sunulur... Köyler boş, tarlalar boş; market rafları ithal buğdayla üretilmiş makarnalarla, ithal ekstraktlarla üretilmiş içeceklerle dolar...

Bu durum günümüze kadar artan bir ivme ile devam eder... Meydana gelen çöküntünün büyüklüğü fark edilerek tarım ve hayvancılığın yeniden desteklenebilmesi yönünde tedbirler alınmaya başlanır... 2006 yılında yürürlüğe giren Tarım Kanunu’nun 21. Maddesine göre milli gelirin en az yüzde 1’inin tarımın desteklenmesi için ayrılması öngörülürken bu rakam 0.6’larda kalır...

Köyler boştur çünkü, tarım yapacak insan kalmamıştır...

Tam da bu noktada, Türkiye’yi eski üretken durumuna getirebilmek için Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) kolları sıvar... “Tarım ve tarıma dayalı sanayi için tohumluk, damızlık ve hammadde üretmek, gen kaynaklarını korumak” misyonu ile büyük projelere imza atar...

Tohumu bile yurt dışından ithal etme durumunda brakılan ülkemizde; TİGEM’in 3.5 milyon dekara yaklaşan çeşitli araziler üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda yeniden kendi bölgesel koşullarımıza uygun Ata tohumu üretilip dağıtılmaya başlanır... ‘Genç Çiftçi Projesi’ kapsamında; köylerini terk etmiş gençlerimize yerli hayvan dağıtılarak onların yeniden üretime kanalize edilmesi sağlanır...

Ancak önümüzde yürümemiz gereken daha çok yolumuz vardır... Küçük küçük toprakları birleştirip, büyük alanlarda teknolojik ziraat yapmak artık kaçınılmaz olmuştur... Bu doğrultuda atılan adımlar içimize su serpmekte, yeniden kendi kendimize yeten Türkiye olacağımız günleri iple çekmekteyiz...

TİGEM’in 69. Geleneksel Hasat Bayramı kutlamaları sırasında Cumhurbaşkanı’mızın sözlerini, 82 milyona verilmiş bir taahhüt olarak kabul ediyoruz...

“Buğdayı dışardan satın almakla, silahı dışardan satın almak arasında hiçbir fark yoktur.”


Günün Sözü

Yapabileceğimiz her şeyi  yaparsak, kendimizi şaşırtırız...

Sadece ampülün değil, birçok cihazın mucidi olan Thomas Alva Edison’un sözü bu...

İlk okunduğu zaman, gülümseten bir söz... Ancak nekadar doğru değilmi..? Ben dahil birçoğumuz, yapabileceklerimizi keşfetmek için tereddüt ederiz... Başaramamaktanmı korkuyoruz..? Yoksa diğer insanların ne diyeceğinden mi çekiniyoruz..? Değilse, niye kendimizi şaşırtmıyoruz..?


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI