Trump ve Vucic; Kibir ve 2 Lider - ADEM AKÖL

14 Eylül 2020 Pazartesi 01:21

Büyüklük, büyüklenme anlamına gelen kibir; bir ahlaki kavram olarak kendini büyük görme, büyüklenme, başkalarını küçük görme demektir... Kibirli insanlar sevilmez bizim kültürümüzde... Ancak parasal veya bedensel üstünlüğünü, yahut da kendine verilmiş birtakım yetkileri kullanarak; mazlumlar üzerinde tahakküm kurmaya çalışan o kadar insan vardır ki dünyamızda...

Bu durum ülkeler bazında da görülür... Güçlü olanlar, zayıflar üzerinde hakimiyet kurarak onlara istediğini yaptırmaya çalışır hep... Bazı güçler bunu sırt sıvazlayarak, bazıları ise karşı tarafın gururunu rencide ederek yapar.

Bugünün Bosna-Hersek, Sırbistan, Hırvatistan, Makedonya, Karadağ, Slovenya ve Kosova diye adlandırdığımız yerler Osmanlı Devleti tarafından yönetilir 5 asır boyunca... 1900’lü yılların başında ise Yugoslavya Krallığı kurulur bu topraklarda.

Yugoslavya Krallığı 1943 yılında yıkılarak yerine Demokratik Federal Yugoslavya kurulur... Ardından 1943 yılında Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti adı altında bir araya gelir 7 federe devlet... Komünist Parti Genel Sekreteri ve Devlet Başkanı sıffatıyla Josip Broz Tito yönetir ülkeyi yaklaşık 30 yıl boyunca... Sosyalist bir yönetim olmasına rağmen izlediği tarafsız politikalar sonucunda oldukça başarılı ekonomik ve sosyal gelişmeler yaşanır ülkede.


Ancak Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağılması ile birlikte, zaten yüksek olan etnik milliyetçilik ruhu daha da gelişerek; 1992 yılında çıkan iç savaşlar sonucunda, özerk cumhuriyetlerin sınırları sabit kalarak, parçalanır Federal Yugoslavya.

İlk olarak Slovenya Sosyalist Cumhuriyeti, Hırvatistan Sosyalist Cumhuriyeti, Makedonya Sosyalist Cumhuriyeti ve Bosna-Hersek Sosyalist Cumhuriyeti bağımsızlıklarını ilan ederler... Geriye kalan Sırbistan, Karadağ ve Kosova yeni bir Yugoslavya Federal Cumhuriyeti kurarlar, ancak 2006 yılında Karadağ ayrılır bu sistemden... Kısa bir süre sonra, 2008 yılında Kosova da bağımsızlığını ilan edince Sırbistan tamamen yalnız kalır ve böylece eski Yugoslavya’dan 7 farklı devlet türemiş olur.

1389 Kosova Muharebesinden sonra yaklaşık 500 yıl Osmanlı toprağı olarak kalan Sırbistan, bağımsızlığını kazandıktan sonra da Türkiye ile olan yakın ilişkileri devam ettirir... Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinde daha çok gelişen Türkiye-Sırbistan ilişkileri, Yugoslavya dağıldıktan sonra daha fazla önem kazanır... Hatta Sırbistan’dan ayrılan Kosova’nın Türkiye tarafından tanınmış olması bile ilişkilerin bozulmasına kifayet etmez. Son dönemde ise Sırbistan-Türkiye ilişkileri, giderek artan bir ivme kazanır.


Donald Trump ile kıyasıya bir seçim yarışı içerisinde olan Joe Biden, 2016 yılında Obama’nın yardımcısı iken Sırbistan’a yaptığı bir ziyaret sırasında, Sırbistan liderliğinin Avrupa’nın bu kesimi için önemine vurgu yaparak “Sırbistan tüm bölge için ekonomik ve siyasi anlamda önemli bir temel taştır” demişti.

Joe Biden’ın birkaç puan önüne geçmeyi planlayarak ‘sen ancak Sırbistan liderinin ayağına gidebilirsin, ama ben onu ayağıma getirtirim’ diye tilkice bir düşünce sonucunda, kısa bir süre önce Sırbistan Devlet Başkanı Aleksander Vucic ve Kosova Başbakanı Avdullah Hoti’yi Beyaz Saray’a davet eder... Vucic’i önce Oval Ofis’teki çalışma masasının önüne kuydurduğu bir ‘iskemle’ üzerine oturtarak görüşme yapar, sonra da o ihtişamlı masasının soluna ve sağına yerleştirdiği 2 küçük sehpanın arkasına 2 lideri oturtarak basın toplantısı düzenler.

Basın toplantısı sırasında konuşan Trump “Sırbistan, büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüse taşıyacak; Kosova da İsrail’i tanıyıp, diplomatik ilişki kuracak” diye açıklama yaparak her iki lideri de ‘oldu-bitti’ye getirir... Trump bu davranışı ile hem Biden’a gönderme yapmış hem de Yahudi lobisinin dikkatini çekmeye çalışmıştır.

Ancak bağımsız iki ülke liderine, özellikle de Sırbistan Devlet Başkanına karşı, kibirine yenik düşerek reva gördüğü bu gurur kırıcı davranış biçimi; aslında çökmekte olan emperyalizmin, başka sistemlere evrilmek üzere olduğunun bir göstergesidir.

Trump karşısındaki bir ‘iskemle’de ezilip büzülen Vucic’in görüntüsünü izleyince; insanın gözünün önüne ayni liderin, Erdoğan’la ayni masada yan yana otururken yansıttığı vakur duruşu gelir... Ne kadar farklı değil mi..? İşte bu iki fotoğraf karesi bile, Türkiye’nin izlediği dış politikadaki haklılığını isbatlamaya yeter ve artar bile.

Günün Sözü

Baş olanlar övünmesin, ne gelirse başa gelir... Dizler yere değer ama, baş dönerse taşa gelir.

Hz. Mevlana

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI