Trump’ın Kendini ve Netanyahu’yu Kurtarma Planı - ADEM AKÖL

4 Şubat 2020 Salı 01:06

Bugün Filistinliler ve İsrailliler arasında paylaşılamayan; hem Müslümanlar, hem Hristiyanlar ve hem de Museviler tarafından, Peygamberlerin mirası olarak kabul edilen kutsal bir kenttir Kudüs.

Hz. Ömer’in hilafeti döneminde Müslümanlar tarafından fethedilir... Hz. Ömer, İslam’ın insana tanıdığı hakları Yahudi ve Hristiyanlardan esirgemez... Kudüs’e barış ve huzur gelir.

Yıl 1095’e gelince, dönemin Papa’sı ‘kutsal toprakları Müslümanlar’dan kurtarmak’ adına topladığı 100 binden fazla Haçlı Ordusu’nu  Filistin’e gitmek üzere yola çıkarır... Onlara mukavemet eden Müslümanları katlederek 1099 yılında Kudüs’e varırlar.

Dünya tarihinde eşine az rastlanır bir vahşet gerçekleştirilir... Şehirdeki tüm Müslüman ve Yahudileri kılıçtan geçirirler... Selahattin Eyyubi’nin 1187 yılında fethetmesine kadar geçen 88 yıl boyunca, zulüm ve işgal dönemi yaşanır Kudüs’te.

Yavuz Sultan Selim, Filistin’i Osmanlı topraklarına katar 1517 yılında... 400 yıl süren Osmanlı dönemi sırasında; Siyonizm örgütlenmesi sayesinde, Filistin topraklarına özellikle de Kudüs’e yerleşmeye çalışır Yahudiler.

I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın yenilgisini fırsat bilen İngilizler, 1917 yılında Kudüs ve Filistin topraklarını işgal ederler... Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sürecinde kendilerine yardımcı olan Siyonist’lere Filistin topraklarında ayrıcalıklı yerleşim hakkı verirler.

Filistin topraklarında yaşayan Arap’ların bir kısmının, baskılar sonucunda ülkelerini terk etmek zorunda kalmaları; buna mukabil dış ülkelerdeki Yahudilerin buraya akın etmeleri sonucunda, Filistin’deki nüfus dengesi Yahudiler lehine değişir.

Filistin topraklarındaki Birleşik Krallık hakimiyeti 1948 yılında İsrail’in resmen kurulmasına kadar devam eder... Nazilerin Avrupa’da 6 milyon Yahudi’yi katletmesinden sadece bir kaç yıl sonra, Yahudiler’in ‘kutsal topraklarda’ bir devlet kurma rüyası gerçek olur... Ayni yılın sonunda Mısır, Ürdün ve Suriye; Arap ittifakını oluşturan Irak, Suudi Arabistan, Sudan, Tunus, Fas ve Cezayir’in de asker ve silah yardımını alarak İsrail Devletini yıkmak için harekat başlatırlar ancak başarılı olamazlar.

Bu tarihten sonra İsrail, Filistin topraklarında kökleşmeye başlar; dış ülkelerde yaşayan Yahudiler, genç devletlerinin gelişmesi için küçümsenemeyecek yardımlarda bulunurlar... İsrail, hem ekonomi hem de askeri güç bakımından büyük ilerleme kaydeder.

Filistin’li Arap’lar hazmetmez yenilgiyi... İsrail sınırları, komşuları Mısır, Ürdün ve özellikle Suriye tarafından gelen Filistin gerillalarının akınına uğrar yıllarca... Sınırlardaki gerginliğin had safhaya çıktığı 1967 yılında İsrail, 3 cephede de savaş başlatır... Sadece 6 gün süren bu savaş sonrasında Mısır’dan Gazze şeridini ve Sina yarımadasını, Suriye’den Golan tepelerini, Ürdün’den ise Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ü alır... Çok sayıda Filistinli topraklarından sürülür, kaçmak zorunda kalır, ya da öldürülür.

Genç İsrail Devleti’nin sadece 6 gün gibi çok kısa bir sürede 3 Arap ordusunu yenmesi, özellikle Amerika’lıların onlara farklı bir gözle bakmasına vesile olur... Üç Arap ordusunu yenen İsrail Devleti’ne resmen “aşık olur” Amerikalılar... Bunun tanrı tarafından bahşedilmiş bir mucize olduğuna inanan Yahudiler; onun verdiği özgüven ve şımarıklıkla, bu tarihten sonra Filistin topraklarını işgal etmeye başlarlar.

Uluslararası kurumlar ve hukuk tarafından meşru sayılmamasına rağmen bugün hala işgaller devam eder... Sina yarımadasından 1982 yılında, Gazze şeridinden de 2005 yılında geri çekilmeye mecbur kalır, ancak Doğu Kudüs ve Golan Tepeleri’ni ilhak eder. İsrail, işgal ettiği topraklara Yahudi yerleşimleri inşa eder ve bunu bugün dahi sürdürmeye devam eder.

Yahudiler ile Filistinliler arasındaki ihtilafın çözümü, 1993 yılında ABD Başkanı Bill Clinton’un devreye girmesi ile umut bulur... İsrail Başbakanı İzak Rabin, eski düşmanı Filistin Kurtuluş Ordusu Lideri Yaser Arafat’la el sıkışır Beyaz Saray’ın bahçesinde.

Aşırı sağcı israilliler rahatsız olur bu durumdan... ‘Tanrı’nın Yahudi halkına bahşettiği toprakların’ sahibi olma rüyasının son bulacağını düşünürler... 1995 yılında Rabin, aşırı sağcı bir Yahudi tarafından öldürülür ve barış süreci bir daha ayni şansı yakalayamaz.

Dünyadaki tüm ülkeler, batı kıyısındaki Tel Aviv kentini başkent olarak kabul etmelerine rağmen; İsrail, Kudüs’ü idari merkez olarak ilan eder, ancak devletin Kudüs üzerindeki egemenliği tam olarak tanınmaz.

ABD Başkanı Trump, verdiği bir kararla; büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşır 14 Mayıs 2018 tarihinde... Ülke genelinde Filistinliler’in protestoları sonucunda çıkan olaylarda, İsrail’in orantısız güç kullanması ile yüzlerce Filistinli öldürülür.

Geçtiğimiz günlerde de “Büyük Orta Doğu Projesi” ismi altında güya her iki tarafı da memnun edecek yeni bir ‘barış planı’ açıklar... Bu plana göre Kudüs, bölünmemiş bir şekilde İsrail’in başkenti olacak ve hiçbir İsrailli veya Filistinli yerlerinden edilmeyecek... Bu, İsrail’in yıllardır işgal ettiği Filistin topraklarından çıkmayacağı anlamına geliyor.

Trump’ın “Büyük Orta Doğu Projesi” yandaşları İngiltere, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri dışında hiçbir ülke tarafından doğrudan kabul görmedi ancak İsrail’de bayram havası estirdi... Başbakan Binyamin Netanyahu lehine hatırı sayılır prim yaptırdı... Amerika’daki güçlü Yahudi lobisinin Trump lehine dönmesini sağladı.

Önümüzdeki Mart ayında İsrail’de genel seçimler, ABD’de ise Kasım ayında başkanlık seçimleri var... Ve Netanyahu yolsuzluk, Trump ise yetkilerini kötüye kullanmakla yargılanıyorlar...

Trump’ın “Büyük Orta Doğu Projesi” kendini ve Netanyahu’yu kurtarma planı değil de nedir..?

Günün Sözü

Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı geçecektir.

M. K. Atatürk

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI