Türkiye’nin Önüne Sürülen Yunanistan - ADEM AKÖL

1 Eylül 2020 Salı 01:33

“Türkiye’nin artık sabrı sınanacak, kararlılığı imkanları ve cesareti test edilecek bir ülke olmadığını herkesin görmesini istiyoruz... Yaparız diyorsak yaparız, ve bedelini de öderiz... Bedel ödeme pahasına karşımıza çıkmak isteyen varsa buyursun gelsin... Yoksa yolumuzdan çekilsinler biz kendi işimize bakalım.”

Bu cümleler, Türkiye Cumhuriyeti’nin en yetkili ağzından çıkmış; her kelimesi tartılarak hazırlanmış, her kelimesi önemli mesajlar içeren, özenle söylenmiş son sözlerdir... Ardından sessizlik ve sonra da bahar gelir, yahut da fırtına kopar.

Sen kalkıp, Doğu Akdeniz’deki en uzun kıyı şeridine sahip bir ülkeyi, Sevilla haritası ile Antalya körfezine hapsedeceksin; sen kalkıp 1000 kilometre uzağındaki Türk sularında hak iddia edeceksin; sen kalkacaksın, hakkın olmadığı halde elinde bulundurduğun yüzlerce adacık için, alanlarının binlerce katı denizi parsellemeye yelteneceksin; sen kalkıp Ege Denizi’ndeki karasularını 6 milden 12 mile çıkarma tehditleri savurarak, İstanbul’dan çıkan bir geminin ancak Ege kıyılarını takip ederek Akdeniz’e ulaşabileceği bir durum yaratmak isteyeceksin... Nekahet dönemini çoktan atlatmış bir ülke, bunu sana yedirir mi hiç..?

Her şey Karadeniz’de 10 gün önce bulunan 320 milyar doğal gaz rezervinin açıklanması ile başladı... İçten içe, bunun öncesinde de birtakım korkular vardı ancak; Türkiye’nin nelere muktedir olduğu, ne yapabileceği tam olarak 10 gün önce idrak edilebildi... Bugün gelinen noktada, paçaları saran korkunun verdiği tepki ile ülkemiz sindirilmeye, uslu uslu evinde oturtulmaya çalışılıyor.

Türkiye ‘mavi vatan’ bilincine biraz geç sahip oldu belki ama bunu planlayanlar da uluslararası güçler değil midir..? Bir taraftan bizi, ülkemizin başına musallat ettikleri PKK ve FETÖ unsurları ile uğraştırırken; diğer taraftan da ‘Arap Baharı’ safsatası ile bölgeyi parçalama uğraşlarına, tavır koyma zorunda brakarak, enerjimiz somurulmuş; sonra da boş meydanda, Doğu Akdeniz’deki 3 trilyon dolarlık doğal rezervin paylaşımını gerçekleştirmek için kolları sıvamışlar.

Bunu yapabilmek için, ‘aslanın’ önüne atacakları haddini bilmez azgın bir ‘kedicik’ gerekiyordu ki bunun için en uygun ülke Yunanistan’dı... Önce, Doğu Akdeniz’in büyük bir bölümünü onların Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB) ilan eden Sevilla haritasını hazırlatıp, kavanozu göstererek ağızlarına bir parmak bal çalarlar... Sonra da ağzını açmış onu yutmamak için direnen aslanın karşısında, sırtını kabartarak pıhlayan zavallı kediciği seyre koyulurlar.

Bölgenin doğal zenginliğini paylaşmak için hazır bekleyen ülkeler, Yunanistan’ın gövde gösterisi için Akdeniz’de tatbikat kuyruğuna girerler... O kadar ciddiyetsiz tatbikatlardı ki bunlar, çocukluğumuzda ara sokaklarda tahtadan yaptığımız tüfeklerle sık sık gerçekleştirdiğimiz ‘harp’ oyunlarından pek de farklı değildi.

Ancak ne yazık ki Türkiye’nin artık böyle oyunlar karşısında pusmayacağını henüz anlayamamışlar... Türkiye; Barbaros, Fatih ve Oruç Reis sismik gemileri ile Yavuz ve Kanuni sondaj gemilerini boş yere mi almıştı..? Özellikle yüzde 90’ı milli olan Oruç Reis’i araştırma yapmak için Kıbrıs’ın batısına göndermesi, Karadeniz’den sonra Doğu Akdeniz’de de doğal kaynak bulma ihtimaline bile tahammül edemedi aç gözlü vampirler.

Sonunda bu işten zararlı çıkan komşumuz Yunanistan olacak... Dolduruşların etkisi ile kendini aslana kafa tutabilecek güçte sanarak, İyon Denizi’ndeki karasularını 6 milden 12 mile çıkardığını ilan ederek, Ege Denizi’nde 1995 yılında görmeye başladığı 12 mil rüyasını da gerçekleştirebileceğini düşünmesi bile başına büyük işler açacaktır... Nitekim tahrikler sonucunda Türkiye’ye kafa tutan, Avrupa Birliği’nin verdiği sadakalar ile ancak ayakta durabilen Yunanistan’a, Fransa kendi yapımı 12 adet Rafael savaş uçağı satmaya hazırlanıyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Başkanı Nikos Anastasiadis bile durumun ciddiyetini kavrayarak “Türkiye ile yapacağımız bir savaş, bizim sonumuz olur” diyebiliyor rahatlıkla.

Günün Sözü

İnsan, savaş gibi inanmadığı bir şey için acı çekeceğine, barış gibi inandığı bir dava uğruna ölse daha iyi değil midir..? Savaş için hiç direnmeden verdiğimiz kurbanları, barış için de vermeye hazır olmalıyız.

Albert Einstein

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

İNGİLİZCE YAZILARI