Yeni Model Eğitim - ADEM AKÖL

27 Mayıs 2019 Pazartesi 00:33

Ülkemizdeki eğitim modelinden şikâyetçi olmayan tek bir öğrenci, tek bir ebeveyin bulamazsınız kolay kolay... Genelde de ders sayısının yüksek oluşundan ve sınav sisteminin sakatlığından bahsedilir... Ancak nasıl bir sistem olması üzerinde fazla da kafa yorulmaz...
Yıllar içerisinde çeşitli uyduruk sistemler denendi hep... Daha ziyade de sınav yöntemleri üzerindeki değişiklikler esas alındı... Hiçbir Allah’ın kulu da “biz bu çocuklara ne verebiliyoruz ki, onları bukadar sıkı sınav baskısı altında eziyoruz” diye düşünme ihtiyacı hissetmedi... Hiçbir Allah’ın kulu da “okadar zengin kaynaklara sahip Türkiye’de bugün niye bu kadar çile çeken insan var” sorusunu hep sordu da, sebebinin eğitimsizlik olabileceğini hiç düşünmedi...
Biliyorsunuz, Finlandiya bir Kuzey Avrupa ülkesi... Fert başına düşen yıllık geliri 48 bin dolar... Türkiye’nin ise sadece 9 bin 650 dolar... Dünyanın birçok ülkesi; Finlandiya’nın bu refah düzeyini, uyguladığı eğitim sistemine bağlayarak onu örnek almak için çalışma yapmaktadır... Türkiye’de de Finlandiya eğitim modeli hep tartışıldı yıllarca...
Belli başlı özellikleri ile Finlandiya’daki modeli özetlemeye çalışalım:
Biz Türkiye’de okula başlama yaşını altı bezli döneme çekmeye çalışırken, Finlandiya’da okula başlama yaşı 7... 
Biz çocuklarımızı 1. Sınıftan başlayarak sınava alıştırıyoruz... Finlandiya’da ise ilk 6 yıl sınav yok...
Finlandiya’da çocuklar okula yaya, yahut da bisikletle giderken; biz en kısa mesafelere bile servisle gönderiyoruz onları...
Bizim çocuklarımızın sırt çantaları, Milli Eğitim Bakanlığı’nın zorunlu kıldığı kitapların ağırlığı ile taşınamazken; Finlandiya’da çocuklar, öğretmenlerinin öngördüğü sadece birkaç kitaptan sorumlu... 
Okullarımızdaki mecburi ders saatine, etüd ve özel dersleri de eklersek, bir çocuk günde 14’e varan ders saati altında perişan oluyor; Finlandiya’da bu, günde sadece 4 saat... 
Finlandiya’da çocuklara ödev verilmiyor... Eğitimin yeri okuldur çünkü... Halbuki Türkiye’de anne-babalara gına gelmiştir çocuklarının ödevini yapmaktan... 
Türkiye’de sessiz sınıfların daha başarılı olduğu kabul edilir... Halbuki Finlandiya’da sessiz sınıfların öğretmenlerine soruşturma açılıyor... Çünkü ders anlatan bir öğretmen yerine, hep birlikte etkinlik yapan sınıflar tercih ediliyor...
Biz çocuklarımızın en basit bir işi dahi yapmalarına gönlümüz razı olmazken; Finlandiya’dakiler sırayla kendi okullarının temizlik dahil, tüm işlerini yapıp sorumluluk duygularını geliştiriyorlar... 
Finlandiya’daki kantinlerde su, süt ve meyveden başka birşey satılmaz... Bizde çips, hamburger, kola; sağlığa zararlı her şey var...
Finlandiya’da öğretmenlik en gözde meslek ve gelir düzeyleri de çok iyi... Hepsinin de yüksek lisans derecesi var... Öğretmen olabilmek için sadece sınavda başarılı olmak yeterli değil, sıkı bir mülakattan geçiyorlar ve ders anlatma kaabiliyetleri ölçülüyor...
Türkiye’deki öğretmenlerin geneli kişisel eğitim için hiçbirşey yapmazken, Finlandiya’da öğretmenler haftada en az 2 saat hızmet içi eğitim almak zorunda...
Yeni Milli Eğitim Bakanımız Ziya Selçuk’un göreve gelmesinin üzerinden henüz 10 ay geçmiş olmasına rağmen öğrenci ve öğretmenlerin metabolizmasını bozmadan çağdaş ve gelişmiş Türkiye’nin nesillerini yetiştirmek için temkinli fakat esaslı adımlar atıyor...
İşe önce “sağlıklı beslenme” gerekliliğinin bilinci ile başlayan Ziya Selçuk; bu yılın başından itibaren okul kantin ve yemekhanelerine sıkı bir denetim getirerek “okul logosu” taşımayan ürünlerin tüketilmesini engeller...
Daha sonra ders sayısı ve sürelerinin azaltılması yönünde çalışmalar yapılır... Ardından yaz tatili 2 hafta kısaltılarak birinci ve ikinci dönem aralarına birer haftalık iki tatil dönemi ekleneceği duyurulur... Ara tatillerde, çocukları daha fazla gerçek hayatla buluşturacak bilim, kültür, sanat, spor, gezi, fuar gibi etkinliklerin yer alması planlanır...
Geçtiğimiz günlerde ise Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk; çok radikal bir düşünce ile eğitim sistemimizde yapılması planlanan değişiklikleri açıkladı...
“Geleneksel eğitim yapısıyla bizim bu ekonomiyi kaldırmamız mümkün değil” diyor Sayın Bakan... “2040’larda tarım, sanayi ve bilgi toplumlarının yanına bir yenisi ekleniyor... ‘Tekillik’ diye isimlendirebileceğimiz biyolojik bedenin yazılım ve fiziksel materyallerle iç içe gireceği bir dönem geliyor...”
Bu anlamda yapılan çalışmalar sonucunda ders sayıları yarı yarıya azaltılarak deneye dayalı eğitimlerle, sanatsal ve fiziksel aktivitelerle çocuklarımız geleceğe hazırlanacak...
Bu güne kadar her alanda verilmeye çalışılan gereksiz küçük küçük bilgiler yerine, çocukların belirli konularda derinleşmeleri sağlanacak...
SORU çözen çocuklar değil; SORUN çözen çocuklar yetiştirilerek...
Ve öncelikle; çocuklarımızı 2040’lara hazırlayacak öğretmenlerimiz için uzun süreli sıkı bir eğitim programı uygulanacak... Çünkü bu sistemin başarılı olabilmesi, tamamen öğretmenlerimizin güçlendirilmesine bağlıdır...
Ancak çocuk eğitiminin bir bütün olduğunu; evde, okulda ve dışarıda devam ettiğini; ve bunun için herkesin katkı koymak zorunda olduğunu unutmamak gerekir...
Bu konudaki hassasiyetimizin ürünü olarak “Gazette Eğitim” ekini, bir yılı aşkın bir süredir siz okuyucularımızla buluşturuyor olmamız; çağdaş ve gelişmiş bir Türkiye için ‘doğru’ eğitimin gerekliliğine olan inancımızdan kaynaklanmaktadır...

Günün Sözü
Eğitimin maliyeti yüksektir... Ama cahilliğin de...
İngiliz istatistikçi Sir Claus Moser’in eğitime verilmesi gereken önem üzerine söylediği bir söz... Birçoğumuz eğitime para harcamaktan çekinmeyiz büyük ihtimalle; ancak yapacağımız  işle ilgili gerekli eğitimi almazsak, oluşacak maliyeti hiç hesaba katmayız.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI