Ceza Yargılamasında Delil Elde Etme ve Değerlendirme Yasakları - AV. MEHMET SALİH YEGEN

11 Şubat 2021 Perşembe 00:32

Hukuk Devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalara kendine bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devleti esaslarına uygun bir ceza muhakemesinde, her ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğin araştırılması kabul edilememiştir. Zira delillerin sınırsız bir şekilde elde edilmesi ve uyuşmazlıkların bu şekilde elde edilen delillerle çözülmesi, birçok bireysel ve toplumsal değerin ihlali sonucuna yol açar. Bu nedenle ancak hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş bulunan delillere dayanılarak bir sonuca ulaşılması gerekmektedir. Bu sebeple delil elde edilmesi ve değerlendirmesi işlemlerine ceza muhakemesinde sınırlama getirilmektedir ve bu sınırlamalara ‘delil yasakları’ denmektedir. Bugünkü yazımızda siz değerli okurlarımıza ceza yargılamasında delil elde etme ve değerlendirme yasakları hakkında konuşacağız.

Ceza Muhakemeleri Kanunu 148. Maddeye göre;

(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez.

(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.

Yargıtay CGK 2013/610-2014/512 Sayılı kararında ‘Suç şüphesinin ortaya çıkmasından sonra CMK kuralları uygulanması gerektiğinden, arama işleminin önceden alınmış bulunan önleme araması kararına göre değil CMK kurallarına göre icra edilmesi gerekmektedir.’ denmesiyle süreklilik arz ettiği üzere önleme araması kararına dayanılarak ancak bir tehlikenin veya suçun önlenmesi amacıyla yapılan arama hukuka uygun olup, önleme araması kararı ile adli amaçlı bir arama yapılması halinde elde edilen delilin ceza muhakemesinde kullanılması hükme esas alınması mümkün değildir.

Yargıtay 10. CD, 2013/9688-1076 Sayılı kararında ‘Sanıklar hakkında ‘uyuşturucu madde ticareti yapma’ suçu nedeniyle iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararları alınmıştır. Bu kararlara dayanılarak dinlenen telefon görüşmeleri, ancak ‘uyuşturucu ticareti yapma’ suçu yönünden delil olarak kullanılabilir. ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya üye olma suçları’ yönünden dinleme kararı bulunmadığından, sözü edilen telefon görüşmeleri bu suçlarda delil olarak kullanılamaz. Öte yandan CMK 135. Maddesinin yedinci fıkrası uyarınca, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin hükümler ‘suç işleme amacıyla kurulmuş örgüte üye olma’ suçu için uygulanmaz.’ denerek bahsi geçen güvelik tedbirlerinin katalogda yer alan bir suçtan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmada elde edilen iletişim bilgileri, katalogda yer almayan bir suçtan dolayı kurulan mahkumiyet hükmünde delil olarak değerlendirilemez.

Konumuzu kısaca özetleyecek olursa bahsedilen yasa hükümleri ve Yüksek Mahkeme kararlarına istinaden suça konu deliller yasalara uygun şekilde elde edilmelidir. Hâkim hukuka uygun olarak önüne koyulan somut delillere dayanarak hüküm kurmalıdır. Aksi şekilde kurulacak bir hüküm bizi hukuk devleti ilkesinden uzaklaştırır, ceza muhakemesinin özüne ciddi zararlar verir.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI