Ağıt ve Kederlenme Hususunda Peygamberimizden (s.a.â) Öğütler - BARIŞ SANIGÖK

3 Temmuz 2020 Cuma 00:07

Allahu Teâlâ buyuruyor ki: “Sabredenleri müjdele. O kimseleri ki, bir musibete uğradıklarında. “kuşkusuz biz Allah’tanız ve kuşkusuz O’na döneceğiz.” derler. İşte Rablerinin özel bağış ve rahmeti onlaradır ve onlar doğru yolu bulanlardır.” Ayrıca buyuruyor ki: “Onlar ki darlık, sıkıntı ve savaş zamanında direnip sabrederler.” …

Genel hüküm yanı sıra bir özel hükümler de vardır birincisine umum ve diğerine has denir. Buna göre genel hükümlerin istisnalarını göz önünde bulundurmadan her yerde o genele sarılmak dini anlamda büyük yanlışlıklara yol açar. Genel olarak normal ölülere ağıt yakmak dinde yerilen bir iş sayılmasına rağmen ancak bir çok hadiste dinin korunması için özel bir önemi ve anlamı olan Hz. Hüseyin (a.s) şehadetini anmak konusu ve bunun için ağıt yakmak Hz. Muhammed  (s.a.â) ve dine önderleri İmamlar tarafından onlarca hadiste tavsiye edilmiştir. Buna göre bu bir istisnadır. Bunu felsefesi de dini yaşatmak ve zalimlerin egemenliğini yıkmak için bu anmamın büyük önem taşıdığı gerçeğidir. Bu hadisleri Hz. Hüseyin (a.s) ile ilgili kaynaklarda bulmak mümkündür. Örneğin Kamilu'z-Ziyarak, Taberi ve Yanabiu'l-mevedde gibi bir çok eserde bu hadislerin örneğine rastlamak mümkündür.

- Acaba, her kitapta yer alan her bir rivayete itimat edilebilir mi?

Bu konuda şunu dememiz gerekir: Rivayetlere olan güven ve itimat, onların senet ve dalalet ettiği şey hususunun değerlendirilmesi esasına dayalıdır. Bu iş ise İslamî meselelerde uzmanlaşmış ve kendilerine “Fakih” veya “Müçtehit” denilen kimselerin uzmanlık alanına girer.

Burada şu hususu da zikretmemiz yerinde olacaktır ki, sahih kabul ettiğimiz bir hadisin başka bir hadisle ihtilaflı olması durumunda yeni bir incelemeyi gerektirir. Bu inceleme sonucu kesin sonucu ilan edilir.

Şu bir gerçek ki  Kur'ân-î Kerim ve hadisten faydalanmak, günümüzde bilgisayardan faydalanmak gibidir. Bir işlem için bazen bir düğmeye basmak yeterli olacaktır bazen de iki veya daha fazla düğmeye basmak. Örneğin, bir programı çalıştırmak için sadece Enter tuşuna basmak yeterli olacaktır ama farklı bazı işlemler için Enter ile birlikte Kontrol düğmesine de basmak gerekecektir.

Ayet ve rivayetlerde de bazen bir konunun sonuç vermesi için bir ayet yada bir hadis kullanılabilir ama bazen iki veya daha fazla ayet ve rivayetin birlikte incelenmesi gerekir. Örnek olarak Nehc’ul-Belaga’nın bir yerinde İmam Ali (a.s)’ın, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz irtihal ettiğinde ağıt olarak şöyle söylediği rivayet edilir: “Eğer sabırsızlığı ve kararsızlığı men etmeseydin, gözyaşlarım kuruyana kadar ağlardım. Bu elemli dert, senin musibetinin karşılığında hiç kalsa da her zaman bende kalır ve kederim sonsuza kadar sürerdi. (Nehc’ul-Belağa, kelam 235)

Başka bir hadiste de; Hz. Muhammed (s.a.â) irtihal ettiğinde Ona ağıt yakarak şöyle dediği rivayet edilir: “Sabır, seni kaybetmenin yarattığı gam haricinde güzeldir, kararsızlık senin ölümünün kederi dışında mekruhtur, senin musibetin büyük ve senden önce ve sonraki musibetler ise bir hiçtir.” (Nehc’ul-Belağa, hikmetli sözler 292)

Siyah elbise giyme hususuna da değinecek olursak bu konu hakkında ciddi açıklamalarda bulunan birkaç hadis yan yana mevcuttur ki birisinde şöyle naklediliyor: Ehl-i Beyt kaynağımız da buyurdu ki: “Siyah elbise giymeyin; zira o Firavun’un elbisesidir” (Şeyh Saduk, İleluş-Şerayi’, 2.c, 347.s Daha detaylı bir şeklide bakabilirsiniz)

Başka bir hadiste ise yine Ehl-i Beyt kaynağında şöyle buyuruyor: “ Allah Rasulü Hz. Muhammed (s.a.â), üç şey dışında siyahı mekruh bilirdi: Sarık, ayakkabı ve aba.” (Şeyh Saduk, İleluş-Şerayi’, 2.c, 347.s)

- “Zaman ve mekân unsuru” veya “İkinci bir hüküm ve şartların değişimi” gibi unsurlar, şer’i hükümlerde dikkat edilmesi gereken hususlardır. Bu konuyu İmam Humeyni gibi bazı büyük fakihler beyan etmişler ve aynı zamanda Allah Rasulü Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz zamanında da bu böyleydi. Bunu günümüze kadar kabirlerin ziyareti gibi örneklerde görmek mümkündür. Ehli Sünnet ulemasının da naklettiği üzere Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz şöyle buyuruyor: “Ben daha önce sizleri kabir ziyaretinden men ederdim ama şimdi onların ziyaretine gidin; zira kabir ziyareti, dünyanız için bir züht ve ahret için bir hatırlatmadır.” (Sünen’i İbni Mace, 1.c, 114.s)

Şunu da eklememiz gerekiyor ki kabir ziyaretinin delili kitap ve sünnette oldukça fazladır ama şimdilik bizim konumuz dışındadır ve bu konu hakkında ise ilerleyen günlerde köşe yazımda paylaşacağım.

Bahsedilen konu hakkında da bazı görüş sahipleri şöyle diyor: Siyah elbise giymek, asıl hüküm üzere mekruh olsa da şu anda, bir slogan ve din büyüklerine ve evliyalara saygı unsuru taşıdığından ikinci bir hükme sahiptir ve yerinde bir uygulamadır.

- Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â) ve Ehl-i Beyt (a.s)’in sözlerine mi inanalım yoksa günümüz ulema ve fakihlerine mi? Sorusu hakkında birkaç konunun incelenmesi gerekir:

- Akıl ve ilim yönüyle ağlamanın hükmü nedir?

İnsan, yaşam süresince çeşitli şartlardan ötürü farklı hallere bürünüyor ve bu tabii ve fıtridir. Nasıl ki bazen gülüyor ve mutlu oluyorsa bazen de ağlıyor ve üzüntülü olabiliyor.

Hakikatte ağlamak insanın temel ihtiyaçlarından biridir ve eğer yerinde ortaya çıkar ve gerçekleşirse değer kazanır ve yapıcı olur.

Ağlamak, zor şartlarda insanın yardımına koşar ve onu kindar olmaktan ve kasavetten kurtarır.

Ağlamak kimi zaman paslanan kalbi temizler ve tövbe için ortam hazırlar. Ayrıca katı kalpliliği ortadan kaldırarak kalbe sefa verir.

Mazluma ağlamak, onunla bir çeşit duygusal bağ kurmak ve zalime karşı taarruz ve savaşmak demektir.

Ağlamanın hem sağlık yönünden, hem de ruhsal ve siyasi yönden faydası vardır. Ama bu ağlama isyan ile örtüştüğü zaman insanı günahkar kılar.

Geçmiş insanlara ve ölülere ağlamak hususunda insan, değerli bir yakınını kaybettiğinde tabii şekilde ve fıtri olarak mahzun olur. Ayrıca elinde olmadan gözlerinden yaş dökülür. Bu insan yaşantısında çok açık ve inkâr edilemez bir konudur. İslam da fıtrata yönelik bir din olduğundan bu konuyla kesinlikle muhalefet etmemiştir.

- Şeriat açısından ağlamanın yeri nedir?

- Kur'ân-î Kerim'in bakışıyla ağlamak:

Yusuf suresinin ayetlerinde Yakup (a.s)’ın çok ağladığı ve dert edindiği bu nedenle de gözlerini kaybettiğini okumaktayız. (Yusuf - 84)

Elbette bu güzel sabır ile çelişmemektedir. Çünkü İlahi insanların kalbi sevgi merkezleridir. Kendi çocuğundan ayrı kalmasından ötürü gözyaşlarının sel gibi akması şaşılacak bir durum değildir. Bu bir sevgi göstergesidir. Önemli olan kontrolü elden vermemek, yani Allah rızasının dışında bir söz ve eylem gerçekleştirmemektir.

- Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â), Ehl-i Beyt (a.s) ve Müslümanların sünnetinde ölülere ve şehitlere ağlama konusunda incelenmesi gereken bir konudur. Tarihsel bir incelemede –ölülere ağlamanın haram olduğunu söyleyen Vahabiler’in aksine- İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.â) ve yarenlerinin fıtri esaslı bu tutuma amel ettikleri neticesine ulaşabiliriz. Konu ile alakalı tarihin şahit ettiği sayfalarda:

İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.â), oğlu İbrahim’in ölümünde ağlıyordu. Bazıları kendisine itiraz ettiklerinde cevaben şöyle buyurdular: “Göz ağlar, kalp hüzünlenir ama Allah’ı gazaplandıracak şey söylemem.” (Kafi, 3.c, 262.s)

Başka bir yerde ise Peygamber (s.a.â) şöyle buyurmuştur: “Bu ağlayış bir kararsızlık değildir. Bu bir rahmettir. "

İnsanın göğsünde bir taşın değil kalbin olması hasebiyle ve duygusal meseleler karşısında gösterdiği tabii tepkiler olduğunu gösterir. Bunun en basit örneği gözlerden yaş akmasıdır. Bu bir ayıp değil bir histir. Ayıp olan insanın, Allah’ı gazaplandıracak bir söz söylemesidir.” (Tefsir’i Numune, 9.c, 352.s)

Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin yaşantısından bir diğer örnek ise Hz. Hamza hakkında söylediği şu sözdür:

“Uhut savaşında Hz. Hamza şehit olduğunda bacısı Safiye gelerek  Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizi arıyordu. Peygamberi bulduğunda, Peygamberimiz Hz. Muhammed  (s.a.â), Onu Ensar’dan ayırarak şöyle dedi: Onu kendi haline bırakın. Safiye Peygamber’in (s.a.â) yanında veya cenaze başında oturup ağladı. Onun ağlama sesi her yükseldiğinde Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin ağlama sesi de yükseldi. O yavaş şekilde ağlarken Hz. Muhammed (s.a.â) de yavaş ağladı. Allah Rasulü’nün (s.a.â.) kızı Fatıma (s.a) da ağlıyordu ve Hz. Muhammed (s.a.â) de Onunla birlikte ağlıyor ve şöyle buyuruyordu: “Hiç kimse senin kadar musibete uğramayacak.” (El-Esma’ Makriyzi, 154.s)

Bazı hadis kaynaklarında ise şöyle naklediliyor: Allah Rasulü Hz. Muhammed (s.a.â), Uhut savaşından sonra Ensar’ın evlerinde şehitlere yüksek sesle ağlandığını duyunca şöyle buyuruyor: “Ama Hamza’nın ağlayanı yoktur.” Sa’d b. Muaz, bu sözü duyunca “Beni Abdul-Eşhil” kabilesinin kadınlarının yanına gidiyor ve onlardan Hz. Hamza’ya ağlamalarını istiyor. Ondan sonra hiçbir Ensar kadını Hamza’ya ağlamadan ölülerine ağlamadı. (İbni Sa’d, Tabakat, 3.c, 11.s; Müsnedi Ahmet, 2.c, 129.s)

Peygamber’in kızı hakkında da rivayetler vardır:

Allah Rasulü Hz. Muhammed (s.a.â), Ehl-i Beyt (s.a) ve ashabının ölülere ve şehitlere ağladıkları hakkında birçok şahit mevcuttur. Bu konu hakkında burada kısaca değinmiş olup onların tamamını beyan edemeyeceğim gibi paylaştığım kaynak kitapları okursanız daha detaylı bilgilere sahip olabilirsiniz.

- Acaba fakihler ve ilahiyatçıların görüşü mersiyelerde, musibetlerde, zorluklarda, acı olaylarda her işin yapılabileceği yönünde midir? Bu konuda bazı büyük fakihlerin mersiye hakkındaki görüşleri nedir?

Ölüye ağlamak, caizdir. Hatta çok kederli zamanlarda müstehaptır ama Allah’ı gazaplandıracak sözler yani isyan gibi şeyler dile getirilmemelidir. Ayrıca muhtevasında yalan ve haram sayılan şeyler olmayan şiir veya benzeri şeylerle mersiyeler okumak caizdir. Hatta farz ihtiyat gereği “vaveyla, yeveylah, veya vay vay” sözleri de söylenmemelidir. Yine farz ihtiyat gereği yüze vurmak, deriyi soymak, saçları çekmek ve örfün dışında olan feryatlar caiz değildir… Hatta zikrettiğimiz bazı eylemler için kefaret de ödenmelidir gibi maddeler hadis kitaplarında geçmektedir. (Tahrirul-Vesile, 1.c, 93.s adlı eseri incelenebilirsiniz)

Buna binaen, Şii ulemasının görüşleri, rivayetlerde yer alan ve evliya sünnetinden gelen görüşlerdir.

Din büyükleri ve fakihleri, İslam kaynaklarının yol göstericiliğinde “sabır” kelimesinin önemini bilmişler ve tüm zorluklarda, musibetlerde ve yakınların kaybedilmesinde sabrı tavsiye etmişlerdir ki insanoğlu, güzel sabır vesilesiyle ilahi mükafatlara ulaşabilsin.

Bu nedenle bir Müslüman’ın musibet ve bela anında ilk ve en önemli adımı sabır ve tahammüldür. Ağlamanın da bir sakıncası yoktur ama halkın bazı kesimlerinin başı dövmek ve yüzü çizmek, feryat etmek, saçları yolmak, isyan etmek gibi yaptığı işler, İslami rivayetlerde ve din ulemasının sözlerinde kesinlikle yer almamıştır.

-Önemli olan şudur ki insan, çok boyutlu bir varlıktır. Bu boyutlarda, birbirinden etkilenmekte ve İslam, bu psikolojik durumdan da dinin güçlenmesi ve yayılması hususunda faydalanmıştır. İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz ağıt yapılmasında, peygamberleri ve Ehl-i Beyt'i öven mersiyelerin okunmasını tavsiye etmiştir. Ağlama hususunda ise dövünmek ve isyan etmeyi yasaklamıştır.

Bunun dışında okunan şiir, uzun hava ve şarkı tarzı söylemler islam dininde çok sakıncalı olup, bu gibi şeylerin kesinlikle dini merasimlerde kullanılmaması okunmaması husunda uyarıda bulunmuştur.  (Daha detaylı bilgiye sahip olmak isteyen;

Bihar’ul-Envar, 44.c, 292.s adlı kaynağa bakabilirler.

Ayrıca daha fazla bilgi edinmek istersiniz 171 numaralı, Baki mezarlığının ziyaretçilerinin Ağlaması konulu soruya müracaat edebilirsiniz.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI