Allah ile Hz. Peygamber Arasındaki Konuşma (3) - BARIŞ SANIGÖK

17 Mart 2021 Çarşamba 00:24

Kul şöyle der: Allah, benim için neye razısıysa ben de ona razıyım, onun her türlü ikramıyla hoşnudum.

Kılın yağdan rahatça çıkması gibi, mümin kulun da ruhu bedeninden öyle çıkar ve melekler başucunda sıraya geçerler. Meleklerin elinde Kevser suyu ve şarap kadehleri vardır. Onlarla ruhunun susuzluğunu giderirler, böylece ölümün bütün elem ve acıları giderilmiş olur.

Sonra ona büyük müjdeler verirler ve şöyle derler: Tertemizsin ve gideceğin yer de tertemiz. Artık bundan sonra aziz, kerim, sevgili ve yakın olan Allah’ın misafirisin.

Mûminin ruhu meleklerin elinden uçar ve bir göz açıp kapamadan daha çabuk yüce Allah’a doğru yükselir. Onunla Allah arasında ne bir engel, ne de bir perde kalır ve azamet sahibi olan Allah ona müştaktır. Çok geçmeden arşın sağında bulunan bir çeşmenin başına oturur ve ona şöyle denir: Dünyayı nasıl bırakıp geldin?

O da der ki:

Rabbim! İzzet ve celaline yemin ederim ki; beni yarattığın günden beri ben senden korkarım, dünyayı tanımam bile.

Allah da şöyle buyurur: Doğru söyledin kulum, senin bedenin dünyadaydı, ama ruhun sürekli benimleydi. Ben senin aşikârda ve gizlide olan her şeyini bilirim. Benden ne istersen iste sana vereyim, neyi temenna edersen ikram edilecektir, işte cennetim, işte benim civarım yerleş oraya.

Mûmin kulun ruhu şöyle der: Rabbim! Kendini bana tanıttın ve böylece ben hiç kimseye muhtaç olmadım. Senin hoşnutluğun eğer benim parça parça olmamda, bir insanın öldürüle bileceği en kötü şekilde öldürülmemde ve en kötü işkencelere maruz kalmamdaysa, kesinlikle senin bu hoşnutluğun benim içim her şeyden daha sevimlidir. Ben nasıl olurda kendini beğenmiş olabilirim? Sen beni yüceltmeseydin ben zelil olurdum, yardım etmeseydin kesinlikle yenilirdim, sen beni güçlü kılmasaydın ben hep güçsüz kalırdım. Ben ölüyüm, beni dirilten senin zikrin olmuştur. Eğer senin sattariyetin olmasaydı ilk günah işlediğim anda rezil, rüsva olmuştum. Allah’ım! Nasıl olurda senin hoşnutluğun için çalışmayayım? Oysa ki sen benim aklımı kemale erdirdin. Kemale ulaşmış akıl sayesinde, hakkı batılı, iyiyi kötüyü, bilgiyi cehaleti, aydınlığı ve karanlığı bir birinden ayırarak seni tanıdım.

Cenabı Hak şöyle buyurur: İzzet ve celalime yeminler olsun ki; hiçbir zaman senle kendi aramda bir engel kılmayacağım. İşte sevdiklerime böyle davranırım.

Ey Ahmet! Hangi hayatın daha mutlu ve kalıcı olduğunu biliyor musun?

Arz etti: Hayır Allah’ım, bilmiyorum.

Buyurdu: Mutlu yaşam; beni hatırlamaktan alı koymayan, verdiğim nimetleri unutturmayan, hakkıma bilgisiz kılmayan ve gece gündüz sürekli benim rızam için yaşanılan hayattır.

Kalıcı ve ebedi yaşam ise; insan kendisi için öylesine çalışmalı ki, dünya onun gözünde değersiz ve hakir olsun, ahiret ise onun gözünde yücelsin. Benim isteğimi kendi isteğine tercih etsin, sürekli benim rızam peşinde koşsun ve beni hakkıyla övsün. Onun her halinden haberdar olduğumu ve gece gündüz işlediği her günahı bildiğimi hatırlasın. Kalbini benim hoşlanmadığım her şeyden temizlesin. Şeytana, onun vesveselerine düşman kesilsin ve kalbine hüküm etmesi için ona açık bir yol bırakmasın.

Böyle yaptığında kalbine kendi sevgimi yerleştiririm. Ta ki, kalbini kendim için karar vereyim. Boş vaktini, dolu vaktini, çalışıp çabalamasını ve konuşmasını sevdiklerime vermiş olduğum bir nimet kılarım. Beni kalbiyle duyup, celal ve azametime kalbiyle bakabilmesi için kalp gözünü ve kulağını açarım. Dünyayı ona sevdirmem, dünyevi bütün lezzetlerden de nefret ettiririm, bir çobanın sürüsünü zehirli çayırlardan koruduğu gibi ben de onu dünya ve dünyanın içindekilerden korurum. Böyle olunca insanlardan sakınır ve yokluk evinden (dünyadan) ebediyet evine, şeytanın evinden de Rahman’ın evine doğru koşar.

Ey Ahmet! Şüphesiz onu azametle, büyüklükle süsleyeceğim, işte bu mutlu ve ebedi yaşamdır. Bu Allah’ın rızasına razı olanların makamıdır.

Kim benim rızamı kazanmak için çalışırsa, ona şu üç özelliği veririm; cahillikle beraber olmayan şükür, unutmayla beraber olmayan zikir ve hiçbir şeyin sevgisini benim sevgime tercih etmeyecek bir sevgiyi nasip ederim. O beni sevdiği zaman ben de onu severim, Celalime bakması için kalp gözünü açarım ve özel kullarımı ondan gizlemem. Gecenin karanlığında, gündüzün aydınlığında onunla münacat ederim, öyle ki artık başkalarıyla konuşmaz olur.

Ey Ahmet! Himmetini tek bir himmet kıl. Sözün bir olsun ve kendini hep canlı tut, ancak bu şekilde benden gafil olmazsın; zira kim benden gafil olursa hangi vadide helak olduğu umurumda olmaz.

Ey Ahmet! Aklın gitmeden önce onu kullan, kim aklını kullanırsa hata ve tuğyan etmez. Ey Ahmet! Niçin seni diğer peygamberlerden üstün kıldığımı biliyor musun?

Arz etti. Hayır Allah’ım.

Buyurdu: Yakinin, güzel ahlakın, cömertliğin ve insanlara karşı çok sevecen olman dolayısıyla üstün kıldım. İşte yeryüzünün sarsılmaz direkleri ancak bu sıfatlarla böyle oldular.

Ey Ahmet! İnsan karnını aç tutup, diline de hâkim olduğunda; ona hikmeti veririm, eğer bu insan kâfirse hikmet onun aleyhine bir hüccet, bir vebal olur ve eğer o insan müminse; hikmet onun için nur, burhan, şifa ve rahmet olur. Böylece bilmediklerini bilmeye ve görmediklerini de görmeye başlar. Ona ilk gösterdiğim şey kendi ayıplarıdır, böylelikle başkalarının ayıplarıyla uğraşmaz, kendi ayıplarını düzeltmeye çalışır. Ona ilmin inceliklerini gösteririm ta ki, şeytan hiçbir yerden yaklaşamasın.

Ey Ahmet! İbadetlerin içinde en çok sevdiğim, oruç ve susmaktır. Oruç tutup, diline hâkim olmayan kimse, namaza duran; ama bir şey okumayan kimse gibidir, ona sadece namazda durmanın sevabı verilir, ibadetin sevabı verilmez.

Ey Ahmet! Biliyor musun, kul ne zaman hakkıyla ibadet eden bir abid olur?

Arz etti: Hayır Rabbim, bilmiyorum.

Buyurdu: Onda şu yedi özellik toplanınca; onu günahtan sakındıracak kaçınma, faydasız sözler konuşmaktan alıkoyacak suskunluk, her gün ağlamasını şiddetlendirecek korku, gizlide benden utanacağı bir hayâ, gerektiği miktarda yemek yeme, dünyadan nefret ettiğim için onun da dünyadan nefret etmesi ve ben ahireti sevdiğim için onun da ahireti sevmesi.

Ey Ahmet! Her beni sevdiğini söyleyenin doğru söylediğini zannetme. Beni gerçekten sevenler; sadece günlük yiyeceğini alır, sıradan giyinir, secde halinde uyur, namazı gösteriş için kılmazlar, sürekli suskundur. Çok ağlar, az güler, isteklerine karşı gelir, mescidi kendisine ev, ilim öğrenmeyi de arkadaş seçer. Züht hep onunladır, arkadaşı yalnız âlimler ve fakirlerdir. Beni gerçekten seven, her zaman beni hoşnut etmek için çalışır, günahkâr insanlardan kaçar, sürekli beni zikreder, beni övmeyi çoğaltır, sözünde durur, ahdine vefa eder, kalbi temiz olur, namazında ibadetinde mutludur, vacipleri yerine getirmede çok çalışkan, katımdaki sevaba ulaşmaya çok isteklidir, azabımdan da çokça korkar ve sevdiklerime yaklaşıp, onlarla dost olur.

Ey Ahmet! Eğer bir insan yerde ve göktekilerin hepsinin namazını kılsa, orucunu tutsa, melekler gibi hiçbir şey yemese, giyecek hiçbir şeyi olmasa; ama kalbinde azıcık dünya sevgisi, riya, bir makama ulaşma isteği, dünyanın bir malına, bir süsüne bağlılığını görürsem asla onu kendi evimde komşu kılmam. Şüphesiz onun kalbinden sevgimi çıkarıp atarım.”

-Kaynaklar-

-Deylem-i,İrşad’ül Kulub,c:1,s:199,Bab:54. Meclisi, -Bihar’ül Envar, c:77,s:21 (SON)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI