Allah’tan Başkasından Yardım Dilemek (2) - BARIŞ SANIGÖK

24.6.2022 12:00:00

Zira sadece Yüce Allah tesir etmede bağımsızdır ve O’nun dışındakilerin elde bulundurdukları olağan sebepler bile Allah’tandır ve O’nun izni ile etkilemektedirler. Kur’ân-î Kerim’de bu konuda şöyle buyuruyor:

“De ki: Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.” (İsrâ -56)

Bilinçli ve inançlı hiçbir mûmin fert, hiçbir peygamber ve ilahî büyük şahsiyet hakkında böyle bir akide taşımaz.

- Bazen bir şahıstan bizim için Allah’tan bir şey talep etmesini isteriz. Bu tür istemek, kâmil insanın tevhididir. Büyük bir şahsı Allah’ın dergahında vasıta ve şefaat edici kılan ve sebeplerin sebebinin, hakiki nedenin ve gerçek etki edenin Allah olduğuna inanan bir şahıs, Allah’ın velilerine tevessül ederek onlardan Allah nezdinde kendisi için bir hacette bulunmasını talep eder. Bu tevhit ve tekliğe tapınmanın tıpatıp kendisidir. İsrailoğulları Hz. Musa (a.s)’ın yanına gelir ve Yüce Allah’tan kendileri için çeşitli yemekler istemesini talep ederler. Kur’ân-î Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Ey Musa! Biz bir çeşit yemeğe asla katlanamayız. O halde, bizim için Rabbine yalvar da, o bize yerden biten sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan versin.” (Bakara - 61)

Hz. Musa (a.s) neden bana “ey (ya) Musa” diye hitap ettiniz ve niçin kendiniz direkt Allah’tan istemediniz, bu şirk ve küfürdür, diye asla onları eleştirmedi. Aksine Hz. Musa (a.s) onların isteklerini Allah’tan talep etti ve onların hacetleri yerine getirildi. Yaratıkların etki ve etkilenmede, sebep ve sonuçta rolü olmasına inanmak şirk değildir. Tevhidin gereği, evrenin sebep ve sonuç eksenli düzenini inkar etmek, her eseri vasıtasız olarak Allah’tan bilmek ve hatta boylamsal olarak dahi sebeplerin hiçbir rolü olmadığına inanmak değildir. Örneğin; ateşin yakmada, suyun doyurmada ve yağmurun doğayı yeşertmede bir rolü olmadığına ve direkt Allah’ın yaktığına, direkt doyurduğuna ve direkt doğayı yeşerttiğine inanmamız buna bir örnek teşkil eder. O halde yaratığın varlığının zati şirk ve ikinci bir tanrıya inanmaya denk düşmemesi, aksine bir olan Allah’ın varlığına inanmanın tamamlayıcısı olması gibi, etki ve nedenselliğe ve evren düzeninde yaratıkların rol taşıdıklarına inanmak da varlıkların zatları itibariyle bağımsız olmadıkları gibi etki etmede de bağımsız olmadıkları hususu gözetilerek şirk değildir. Öyleyse tevhit ve şirkin sınırı, Allah’tan başkasının etki etmede bir

rolü olduğuna inanmak veya inanmamak değildir. Şirk, diğer sebepleri Yüce Allah’ın enlem ve kenarında karar kılmamız ve onların etki etmede bağımsız olduğuna inanmamızdır. Başka bir tabirle melek, peygamber ve imam gibi bir varlığın doğaüstü güç ve etkisine inanmak da olağan sebeplerin etkisine inanmak gibi şirk değildir ve olağan etkenlerin sınırı üzerinde bir rol taşımak, Allah’ın karşısında bir güce inanmayı gerektirmez. Tüm hüviyetiyle Hakk’ın iradesine bağlı olan ve bağımsız olarak hiçbir yön taşımayan bir varlığın doğaüstü etkisi kendine dayalı olmaktan çok Hakk’a dayalıdır. O, eşyaya feyzi aktaran bir kanaldan öteye bir şey değildir. Nitekim Hz. Cebrail (a.s)’ın vahiy ve ilim feyzi vasıtası, Mikail’in rızık vasıtası, Hz. İsrafil (a.s)’ın diriltme vasıtası ve ölüm meleğinin ruhların alınma vasıtası olması da şirk değildir. Konunun daha açıklanması için Kur’ân-î Kerim ayetlerinde buna ait iki örnek var:

Kur’ân-î Kerim, Hz. İsa’nın (a.s) dilinden şöyle buyuruyor:

“Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim.”(Al-i İmrân, 49)

- Hz. Yakub’un (a.s) evlatları pişman olduktan sonra kendisinin yanına gelir ve şöyle derler:

“Ey babamız! Allah’tan suçlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten suçlu idik” dediler. (Yakup)Rabbimden sizin bağışlanmanızı dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir dedi.”(Yusuf 97-98)

Burada Hz. Yakub’un (a.s) evlatları “ey (ya) babamız” sözcüğünden istifade etmişlerdir ve Hz. Yakup (a.s) onları bu sözcüğü kullanmaktan men etmemiş ve kendiniz Allah’tan isteyiniz, diye buyurmamıştır.

Ayrıca biri size ‘’ben Allah’ın tabiatındanım’’ diyecek olursa şayet, onun nefesini tutun. Eğer ölmez ise doğru söylüyor. Yok ama ölecek olursa ki zaten öyle olur, o zaman başınızın çaresine bakın…

-Kaynaklar-

-Nehcu’l-Belağa, s. 401, İntişarat-ı Daru’l-Hicret, Kum, Tarihsiz

(SON)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI