Hıdırellez (1) - BARIŞ SANIGÖK

7 Mayıs 2021 Cuma 02:37

Hıdırellez'in UNESCO'nun 'İnsanlığın Somut Olmayan Kültür Mirası Listesi'ne alınması amacıyla 2010 yılında çalışmalar başlatılmıştır.

Hızır ile İlyas peygamberlerin buluşmasını simgeleyen Hıdırellez; tabiatın canlanacağını, toprağın bereketleneceğini ve tüm dertlerin biteceğini müjdeliyor.

Hıdırellez ya da Hıdrellez, Orta Asya, Ortadoğu, Anadolu ve Balkanlar'da kutlanan mevsimlik bayramlardan biridir. Ruz-ı Hızır (Hızır günü) olarak adlandırılan Hıdırellez günü, dünyada darda kalanların yardımcısı olduğu düşünülen Hızır ile denizlerin hakimi olduğuna inanılan İlyas'ın yeryüzünde buluştukları gün olarak düşünülür ve kutlanır.

Gregoryen takvimi (Miladi takvimi)ne göre 6 Mayıs günü kutlanır. Ahit kitaplarda ise 11 Mayıs Rumi takvimde 28 Nisan Hıdırellez günüdür. 6 Mayıs'tan başlayıp 7 Kasım'a kadar olan süre Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini, 8 Kasım'dan 5 Mayıs'a kadar olan süre ise Kasım Günleri adıyla kış mevsimini oluşturmaktadır. Bu yüzden 5 Mayıs günü gecesi kış mevsiminin bitip sıcak yaz günlerinin başladığı anlamına gelmektedir. Türkiye'de Hıdrellez Bayramı 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece kutlanır. Bugün Hıristiyanlarca da baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak kabul edilir; bu günü Rum Ortodokslar Aya Yorgi, Katolikler "Aziz George" günü olarak kutlamaktadırlar.

Hızır yada Hıdır (a.s)’ın; yaşam suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaşmış; özellikle de baharda insanlar arasında dolanarak, bolluk ve sağlık dağıtan, darda kalıp başı sıkışanlara yardım eden bir veli (Allah nazarında makbul, ermiş bir ulu) veya nebi-peygamber olduğuna inanılır. Hüviyeti tam olarak bilinmese de halk arasında ve İslam mitolojisinde bir Hızır geleneği vardır. Hızır (a.s) geçtiği her yeri yeşile bitki örtüsüne bürüdüğü için, Ona Hıdır (yeşil) söylendiği kabul gören bir kanaattir. Ancak birçok kaynaklarda adı ve nesebi hakkında çeşitli fikirler öne sürülmüştür. Bazıları Hızır ile İlyas peygamberin aynı şahıs olduklarını öne sürmüştür.

Halkın Hızır hakkında kanaat ve inanışı onun ebedi olduğu ve baharda tabiatın uyanmasını sağladığı yönündedir. Anadolu'dan başka Kafkasya, Trakya, Kırım, Azerbaycan ve Suriye’nin birçok yerinde makamları vardır; bu da onun İslam aleminde hemen her yerde varlığına inanılan, ancak belirli bir kişi olmadığı bir simgeden ibaret olduğunu anlatır. Hızır doğasal bir durumu, baharla vücut bulan yaşamın tazelenmesini simgeler.

Halk arasında Hıdır (a.s)'ın sahip olduğuna inanılan vasıflar insanlara şifa, sağlık, uğur getirdiği tabiattaki diriliş, uyanış ve canlılığın insana yansıması şeklinde ortaya çıkar. 

İslamiyet öncesi "Gök Sakallı, Ak Sakallı Kocalar" gibi medet umulan, yardım istenen, akıl danışılan, kılavuzluk etmesi beklenen, barış, mutluluk, sağlık, refah getirdiğine inanılan bir kurtarıcı güç olarak düşünülür.

Kur'ân-î Kerim'de Kehf Suresi'nde Musa ve bir gencin kıssası anlatılmaktadır.

Kehf Suresi'de dahil olmak üzere hiçbir yerde Hızır ismi geçmemektedir ancak çeşitli hadislerde bu şekilde anılmaktadır. Olayın yaşandığı yer için "iki denizin birleştiği yer" denilmektedir. Uzun bir yolculuk yapan Musa ile yanındaki gencin beraberlerinde, yemek için getirdikleri balığın kaçması ile başlayan olay sonrasında, 65. ayette "Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik." denilerek gönderme yapılan Hızır'dan söz edilir.

Yiyecek kaplarının, ambarların ve para keselerinin ağızları açık bırakılır. Ev, bağ-bahçe, araba isteyen kimseler, Hıdrellez gecesi gül ağacının altına istediklerinin küçük bir modelini yaparlarsa Hızır'ın kendilerine yardım edeceğine inanırlar. Aynı zamanda dileklerini kırmızı kurdaleye bağlayıp gül ağacına asarlar.

Hz. Cercis (a.s) yaşadığı bölge, putperestlerin elinde olup Dadıyan adında zalim bir hükümdarları vardı. Hz. Cercis (a.s), şehirleri dolaşarak ticaretle meşgul oluyor ve kazancının tamamını fakirlere dağıtıyordu. Ne olursa olsun zulme tamamen karşıydı. Devlet yöneticilerini ve İdarecilerini ikaz ederek halka yapılan zulmü önlemeye çalışırdı. Yine bir defasında, kralı hidayete davet ederek, onu yaptığı zulümden vazgeçirmek maksadıyla Musul’a gider. Yanına da çok değerli hediyeler alır. Kral’a hediye eder ama Kral tevhid inancına tamamen karşı gelir aksine bu güzel davet karşısında Kral, büyük bir ateş yakıp halkı da etrafına toplanmasını emreder, aylarca uğraşıp kendi elleriyle yaptıkları Eflun adlı puta tapmasını ve secde etmesini istiyordu. Kralın bu isteğini yerine getirmeyen herkesi gözünün yaşına bakmadan ateşe atıyordu. Bu feci durumu gören Hz. Cercis (a.s) önce bütün malını mûminlere dağıttı ve daha sonra da kralın yanına giderek; hiddet ve kızgınlığı bırakmasını, zulmü kesinlikle terk etmesini, kendisinin emin bir peygamber, bir nasihatçi olduğunu, kendisine inanmasını söyler. Hem kendisinin, hem de zulmettiği insanların Allah’ın kulu olduklarını, yoktan var etmenin sadece Allah’a mahsus olduğunu, insanların Allah’ın aciz kulları olduklarını, tapınmak, secde ve ibadetin sadece Allah’a yapılabileceğini, rızkı verenin Allah olduğunu tebliğ eder. İnsanları puta tapmaya, secde etmesini zorlamaktan vazgeçmesini, putu kırmasını, Allah’a iman etmesini ister. (Devam Edecek)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI