Hoş geldin Ey Büyük Müjde (2) - BARIŞ SANIGÖK

20 Ekim 2021 Çarşamba 01:09

Kral Kisrâ tacını giymiş tahtına oturmuştu. Henüz müzakereye başlamamışlardı ki, dolu dizgin yaklaşan bir atlı, elinde bir mektup getirdi. Mektupta, İstahrabat'ta binlerce seneden beri ışıl ışıl yanan ateşlerinin söndüğü haber veriliyordu. Bu haber, Kisrâ'nın korku ve heyecanını daha da arttırdı. Bu sırada toplantıda bulunan İran başkadısı Mûbezan söz alarak gördüğü bir rüyayı anlattı:

Birtakım serkeş develerin bir sürü yürük atları önlerine katarak Dicle ırmağını geçtiklerini, İran topraklarına yayıldıklarını görmüştür.

Rüya yorumuda "Araplar tarafından çok önemli bir şeyler olacağına işâret olabilir." Kisrâ, bunun üzerine derhal Hire Valisine bir mektup yazdı.

Mektupta, "Bana orada bulunan alimlerden, suallerime cevap verebilecek kudrette biri varsa gönder!" diyordu. Mektubu alan Numan, işin ciddiyetini anladı ve derhal Abdü'l-Mesîh bin Amr adında bir bilgini Medayin'e gönderdi. Gelen alimi hükümdar derhal huzuruna kabul etti. Cereyan eden hadiseleri anlattıktan sonra, kendisinden bu hususta bilgi istedi. Abdû'l-Mesih, Kisrâ'ya hadiseler hakkında bir bilgi veremeyeceğini söyledi ve ilave etti: "Şam yakınında Câbiye'de oturan dayım Satîh'de bunlara cevap verecek bilgi vardır."

Bunun üzerine Kisrâ, Abdû'l-Mesîh'i gidip Satîh'ten hadiseler hakkında bilgi almak üzere vazifelendirdi. Meşhur Şam kahini Satîh kemiksiz, adetâla azasız bir vücud, yüzü göğsü içinde bir acûbe-i hilkat ve çok yaşlı bir kahindi. Daimâ sırt üstü yatardı. Bir yere götürülmek istendiği zaman bohça gibi katlanırdı. Gaipten verdiği doğru haberler, o zamanın insanları arasında çok meşhurdu. Abdû'l-Mesih, dağ taş demeden yol alarak dayısı Satih'in yanına vardı. O sırada Satih, hayatının son anlarını yaşıyordu. Şiddetli hastalık içinde kıvranıyordu. Hastalığın şiddeti dudaklarından konuşma kudretini de alıp götürmüştü ki, gelen adamın ne selamını alabildi ne de konuşabildi.

Fakat, Abdû'l-Mesih olup bitenleri anlatınca iş birden değişiverdi. Ölüm döşeğinde ecelle pençeleşen Satih gözlerini birden açtı ve sanki kabir kapısına değil, dünya evinin kapısına yeni ayak basacakmış gibi canlanarak heyecan içinde haykırdı: "Ey Abdû'l-Mesih! İlâhi vahyin okunması çoğalacak. Asa'nın sahibi peygamber olarak gönderildi. Semave Vadisini su bastı, Farsların bin yıllık ateşi söndü. Artık Şam da Şam değil, Satih için." Şunu iyi bil ki, zaman üzerinde hükmü geçerli olan mutlak Hakim, böyle istedi ve gelen peygamberle nebilik ipinin iki ucunu düğümledi."

Derin bir nefes çektikten sonra da ilave etti: "Sasanilerden, yıkılan burç sayısınca hükümdar gelecek ve sonra hüküm yerini bulacaktır."  Bu cümleler, Satih'in dudaklarından dökülen son sözler oldu. Sanki bu gerçeği dile getirmek için bekleyip durmuştu. Sözlerini bitirir bitirmez gözlerini kapadı ve ruhunu Yüce Allah'a teslim etti. Meşhur kahin Satih, bu sözleriyle açıkça Ahirzaman Peygamberinin dünyaya gelmiş olduğunu haber veriyordu. O ana kadar bir benzeri görülmemiş bu hadise, dünyaya o gece şeref veren nurun beraberinde getirdiği sönmez nûr ile Mazdeizmin karanlık inancı içinde kıvranan İran saltanatını ortadan kaldıracağına işaretti. Nitekim, tarih buna şahid oldu ve hâdiseler Satîh'in haber verdiği gibi cereyan etti: İran Devleti, 67 yıl süren on dört hükümdarın idaresinden sonra, Kadisiyye'de Hatemû'l-Enbiyânın ordusu tarafından İslâm topraklarına katıldı.

İbni Sa'd'ın naklettiği konu ile ilgili bir başka bir rivâyette ise şöyle denilmektedir: “Mekke'de oturan bir Yahudî vardı. Allah Rasûlünün yeryüzüne indiği gecenin sabahı Kureyşlilerin karşısına çıktı ve sordu: 'Bu gece kabilenizden bir erkek çocuk doğdu mu?' Kureyşliler, "Bilmiyoruz" cevabını verince, adam sözlerine devam etti: "Varın, gidin, soruşturun, arayın; bu ümmetin peygamberi bu gece doğdu. Sırtında alâmeti var." Kureyşliler varıp soruşturdular ve gelip Yahudiye haber verdiler: 'Bu gece Abdullah'ın bir oğlu dünyaya geldi, sırtında nurdan parlayan peygamberlik nişanı var." Yahudi gidip peygamberlik alametini gördü. Ve aklını kaybetmişçesine şöyle haykırdı: "Peygamberlik artık İsrailoğullarından gitti. Kureyşlilere öyle bir devlet gelecek ki, haberi doğudan batıya kadar ulaşacaktır.'..."

Demek gökkubbe pırıl pırıl yıldızlar eşliğinde Rasûl-i Kibriya Efendimizin gelişini alkışlıyordu. Zaten Sûreyya yıldızının özelliği de peygamber - Elçi habercisidir… (Devam edecek)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI