Hz. Muhammed (s.a.â)'in Sözleri - BARIŞ SANIGÖK

23 Temmuz 2020 Perşembe 01:12

İnsanları kötülükten men edip kendiniz de kötülükten uzak durun. Çünkü siz önce bizzat kötülük etmemekle, sonra kötülükten nehyetmekle emrolundunuz. Nehc’ul-Belağa, 105. hutbe İmam Ali (a.s)

Hiç şüphesiz ilahî peygamberler Yüce Allah ile özel bir ilişkiye sahiptirler ve bu özel ilişki sayesinde, ilahî hükümleri, kanunları ve öğretileri O’ndan alarak insanlara iletmektedirler.

Bu özel irtibat, nitelik ve mahiyeti itibariyle çok karışık bir yapıya sahiptir ve insanlar onu idrak etmekten acizdirler. Elbette bu, insanların tamamen bu konuya cahil oldukları anlamına gelmez. Başka bir açıklamayla, insanlar “vahiy” konusunu tam hakikatiyle anlayamadıkları için, onu anlamayı tamamen terk etmeleri gerekir diyemeyiz. Çünkü akıl, kendi ölçüsü ve idraki kadar da olsa Allah’ın kelamı ve vahyin içeriği hakkında bir kavrama ve idrake sahiptir.

Vahyin Anlamı:

Vahiy, Allah katından ilim ve onun dışındaki şeylerin ulaştırılması hakkındaki temel bir vesiledir. Vahyin özellikleri şunlardır: Yazılı ve yazılı olmayan hızlı bir işaret ve bazen de şifreli ve imalı bir bildiri, zaman zaman da yazı ve bir aracı olmaksızın, bazı uzuvlara işaret ve ilham yoluyla gelen bilgidir. Buna göre gizli, hızlı, şifreli olması, vahyin temel özelliklerindendir.(Ragıb İsfahanî, Müfredat-ı Elfaz-ı Kur’ân, vahiy kelimesi)

Vahyin Hakikati:

İnsan amel ederken düşünmeye ve tefekküre ihtiyaç duymasına rağmen vahiy genel olarak hareket ve amel değil, ilim ve idrak etme şeklindedir. İlim ve idrak etme mahiyetten uzak, özel bir vücuttan ibarettir.

Başka bir deyişle vahiy, varlıktan alınmış bir mefhumdur. Bu yüzden mahiyeti yoktur ve o cins, fasıl, had ve tersim yoluyla tarif edilemez. Vahiy, meşhur mahiyetle ilgili meşhur makulatların içinde yer alamaz. Vahyin manasının, varlığın manası gibi örnekleri vardır bu örnekler farklı ve çeşitli mertebelere sahiptirler.(Bu konuda daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara başvurabilirsiniz: Cevad Âmulî, Kur’ân’da Peygamberlik ve Vahiy Kitapları; Hadevî Tahranî, Kur’ân’dan Alıntılar Üzerinde Yapılan Kelami İçtihat, s. 77-78.)

Bu yüzden vahyin tanımları hakikî değil, daha açık benzer kelimeleri getirerek açıklığa kavuşturma şeklindedir. Vahiy normal bir irtibat olmadığı için anlaşılması herkes tarafından mümkün değildir.

Vahyin Tanımı:

Allâme Tabatabâî vahyi şöyle tanımlamaktadır: Vahiy, peygamberlerin batınında olan özel bir idrak ve histir ve ilahî inayetin kapsamına girmeyenlerin onu kavraması mümkün değildir. (Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mizan (Farsça tercümesi), c. 2, s. 159.)

Tabatabâî başka bir yerde ise şöyle yazmaktadır:Vahiy, şifreli bir his ve bâtınî idraklerden harikulade bir iştir ve zâhirî duyu organlarından gizlidir. (Aynı kaynak, s. 160; daha fazla bilgi edinmek için şu kaynaklara başvurulabilir: Hadevî Tahranî, Kelami İçtihat Kaynakları, s. 76-78; Hüsrev Penah, Abdulhüseyin, Dinin Hükmetme Sınırları, s. 117-130.)

Bu açıklamalar ışığında sorulan soruya şöyle cevap verilmelidir:İslâm âlimleri, âyet ve rivayetlerden istifade ederek değişik ve farklı görüşler sunmuşlardır:

Abdurrezzak Lahicî, bu hususta şöyle söylemektedir: Eğer birisi, Peygamber’in (s.a.a) bir işte vahyin inmesini beklemeden kendi görüşüne göre amel ettiğini zannederse, o şahıs mutlaka peygamberlik konusuna ve peygamber gerçeğine cahildir ve böyle birisi akla göre dindarlığın dışındadır. Kur’ân âyetine uymamaktadır:

“O, nefis arzusu ile konuşmaz, o (onun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir.” (Necm, 3 ve 4)

Bu âyetin bazı hususlarda istisna içermesini söylemek seviyesizliktir. Dinle ilgili bütün konular, ilahî izin ve rabbani vahye ihtiyacın olmasında eşittirler. (Feyyaz Lahicî, Abdurrezzak, Murat Cevherî, s. 461.)

Numûne Tefsiri’nde ise şu açıklama yer alır: Kur’ân’ın şu âyeti “O (onun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir.” sadece Kur’ân âyetleri hakkında değildir; önceki âyetlere göre Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin sünnetlerini de kapsamaktadır ve sadece sözleri değil, davranışları ve tutumları da ilahî vahiyle uyumludur. Çünkü Necm Sûresinin 3 ve 4’üncü âyetlerinde açıkça buyrulmaktadır:

“O, nefis arzusu ile konuşmaz, o (onun konuşması kendisine) vahyedilenden başkası değildir.” (Numûne Tefsiri, c. 22, s. 481.)

Allame Tabatabâî “O, nefis arzusu ile konuşmaz” âyetinin tefsirinde şöyle demektedir: “Ma Yentigu” mutlaktır ve bunun gereği de Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin bütün sözlerinin nefsi isteklerden uzak olmasıdır. Ama “Arkadaşınız sapmadı, azmadı” (Necm, 2) âyetinde müşriklere hitap edilmektedir. (Peygamber’in (s.a.a) davet ettiği ve Kur’ân âyetlerini okuduğu ve Allah’a iftira eden müşriklerdir.)

Bu karineye göre şöyle söylenebilir: O hazretin, siz müşrikleri çağıran ve Kur’ân’dan sizlere okuduğu şeylerde nefsin isteklerinden kaynaklanan bir söz yoktur. Bu hususta ne söylüyorsa, Allah’ın ona indirdiği bir vahiydir. (Tabatabâî, Muhammed Hüseyin, el-Mizan (Farsça tercümesi), c. 19, s. 42; Hüseyni Tahranî, Seyyid Muhammed Hüseyin, Mihr-i Taban, s. 212-213.)

 Yani bu âyet, Peygamber’in (s.a.a) dünya görüşü, hidayet ve yol gösterici olan bütün dinî sözlerinin, dünyalık cüz’î konularla ilgili olanlar dışında vahiy olduğunu ispatlamaktadır.(Dinî bir unsur, insanın gerçek saadete ermesinde rol alan bir unsurdur. Ayrıca kaynak, Cevad Âmulî, Abdullah, Tefsir-i Mevzu-i Kur’ân, Kur’ân’da Peygamber’in (s.a.a) Siyeri, c. 8, s. 32.)

Elbette Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimizin ferdi ve ailevi konularda normal sözleri, emir ve nehiyleri, örneğin “O su bardağını bana ver” gibi sözlerinin nefsinin isteğinden kaynaklanması ihtimali de tutarsızdır. (Maksadımız bunların çok üzerindedir. Bazıları şöyle diyorlar: Şüphesiz Peygamber’in (s.a.a) peygamberliği ve ona âyet nazil olması özelliklerine ilave olarak, o kendisi seçkin ve zamanını iyi tanıyan şahıslardandır. Buna göre iki çeşit söz söyleyebilir:

a) Kur’ân âyetleri ve kutsi hadisler gibi vahyî söz ve konuşmalar.

b) Onun seçkin şahsiyetinden kaynaklanan, akıllı ve hikmetli sözler. Ancak bu görüş açıklandığı üzere tutarsızdır.)

Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz, bu tür konuşmalarda da masum ve hatalardan uzaktır. (Fıkıh Usulü İlminde Taammülat, birinci kitap, beşinci defter, sünnetin sadır olma kaynakları, İsmet mertebesi, s. 35.)

Bu yüzden böyle konularda da, o hazretin söz ve davranışlarından, o işlerin caiz ve Allah’ın rızasına uyumlu olduğunu ispatlamaktayız. Çünkü eğer bu amelin bir sorunu olsaydı, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.â) Efendimiz onu yapmazdı.

O, nefis arzusu ile konuşmaz” âyetine göre, Peygamber’in (s.a.a) davranış ve tutumları, sözlerine ilave olarak, hiçbir zaman vahyin izni dışında olmamıştır. Eğer bu geniş manayı bu âyetten ispatlayamasak dahi, Enam Sûresinin 50. âyeti gibi diğer âyetlerle ispatlanabilir. Cevad Âmulî, Abdullah, Kur’ân’ın Konulu Tefsiri, Kur’ân’da Peygamber’in (s.a.a) Siyeri, c. 8, s. 33.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI