İslam’ın Beşer Medeniyetinin İlerlemesindeki Rolü (2) - BARIŞ SANIGÖK

11 Kasım 2021 Perşembe 00:23

İlim ve bilgi: Medeniyetin bir tabakası ve en önemli temellerinden olan rükün ilimdir. İslam’da ilmin çok önemli bir yeri vardır. Kur’ân-î Kerim’de ilme çok tekit edilmiştir. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu" (Zümer - 9) şeklinde soru sorarak ilmin ne kadar yüce olduğunu belirtir.  Bu konuya tekit eden birçok rivayet görülmektedir: Bir hadiste şöyle geçer:

“Ey insanlar biliniz ki, ilim öğrenip amel edildiğinde ancak din kamil ve doğru olur. Biliniz ki ilmi tahsil etmek malı tahsil etmekten daha vaciptir." (Kuleynî, Usul-i Kâfi, c. 1, 1. bâb, hadis no: 4)

Düzen: Düzenden maksat cüzler arasında uyum ve irtibatla her şeyin kendi yerli yerine koyulup dizilerek bir bütün olarak bir hedefe doğru hareket ettirilmesi anlamındadır. İnsanın yeryüzüne gelmesiyle ilk Peygamber’den tutun, son Peygamber olan Hz. Muhammed’e (s.a.â) kadar sosyal düzenin şekillenmesi için bireysel ve toplumsal birçok kanun beyan etmişlerdir. İnsan bireylerinin birbirine karşı davranış biçimi hakkında, aile fertlerinin birbirine karşı vazifeleri, toplumun bireylerine, insanın içinde yaşadığı çevreye ve hakimlere karşı vazifelerinin neler olduğu noktasında açıklayıcı kanunları beyan etmişlerdir. Bu konu medeniyeti şekillendirmede çok önemlilik arz etmektedir.

Emniyet: Hükümet, devlet, düzen ve kanun çerçevesinde hissedilen rahatlık ve huzur anlamındadır. Bu unsur gerçekleşmediği müddetçe medeniyetin şekillenmesi mümkün olamaz. İslam’ın temel kaynağı olan Kur’ân-î Kerim’de ekonomi, mal, can bağlamında güvenceyi sağlayacak kanunları açıklayan birçok ayetler vardır. Örneğin kısas, hırsızlık ve Mûminlerin ırzının, namusunun, haysiyetinin korunmasını sağlayan hükümler bağlamında açıklamalar yapan ayetler ve bu bağlamda koymuş olduğu katı kanunlar, sosyal hayat bağlamında güvence ve emniyeti sağlama hedefi güder.

Başka bir madede de ise; Bu unsurun medeniyetin ilerlemesi bağlamında üstlenmiş olduğu rol çok büyüktür. Öyleki eğer insanların yardımlaşma ve işbirliği göz ardı edilirse toplumlar dağılır ve bedevi bir yaşama maruz kalırlar. Medeniyet, toplumun kanunlara bağlı kaldığı toplumsal bir hayatın gölgesinde tahakkuk bulur. Tefrika ve dağınıklık bu insanlığa zaten yakışmaz. Kur’ân-î Kerim açık bir şekilde birlikteliğe, vahdete, gönül birliğine, ilahi hakimlere ve birlik beraberliğe itaat etmeye davet ediyor. Böylece insanları dağınıklıktan, parçalanmaktan, küskünlüklerden ve tefrikadan menediyor. Böylelikle ilerlemenin ve yüceliğin sağlanmasını istiyor. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’ân’a ve Ehl-i Beyt'e) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin." (Al- i İmran - 103)

Göreceli ve nispi refah, milliyetçiliği açan bir düşünce şekli, ahlak, sabır, hilim ve benzer etkenlerin medeniyetin şekillenmesi üzerinde etkileri vardır. Bütün bu unsurları dikkate alarak bu unsurlar olmaksızın bir medeniyetin şekillenmesinin mümkün olamayacağını söylemek mümkündür. İslam dinini mütalaa eden bir kimse, İslam dinini şekillendiren Kur’ân-î Kerim'deki ayetlerin, rivayetlerin, hadislerin, Masumların (a.s) siyerinde, kısacası her alanda bütün bu unsurlara azami derecede tekit edildiğini müşahede edecektir. Öyleki hiçbir dinde bu unsurlara İslâm dinindeki kadar tekit edildiği görülemez. (Mehremî, Gulam Hüseyin, “Nakş-ı Enbiya der Temeddün-i Beşer”, www.tebyan-zn.ir) (Devam Edecek)

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.