Kadınların Akılları Güzelliklerindedir - BARIŞ SANIGÖK

10 Nisan 2021 Cumartesi 01:20

İslam’da Allah’a yakınlaşmak ve insaniyet konusunda kadınla erkek arasında fark yoktur. Akıl yönünden kadınla erkek arasında fark varsa da bu, alet olan akıl konusundadır. Yani dünyayı idare eden ilimlerin öğrenildiği akıldır. Bu yüzden Alim yani en bilgin kişi veya uzman olan kimse Allah’a en yakındır denmez. Etka yani en takvalı olan Allah’a en yakındır denir. Kaldı ki kadın, insani akıl ve düşüncesini duygularının inceliğinde, söz ve davranışlarının güzelliğinde gösterebilir. Nitekim erkek de, hünerini insani düşüncesinde ve akli tefekküründe göstermekle görevlidir ve gösterebilirde.  Kadının alet olan aklının, güzelliğinin etkisinde kalabilmesidir anlatılması gereken hadise. Yani kadın çalışan biri olsa da her şeyden önce sevgili bir eş, şefkatli bir anne, yarınların amenetçisi ve yetenekli bir ev kadınıdır. Erkek ise ilimle süslendiği zaman, hiçbir şekilde haddi aşmayıp, akılcı tedbirleri sayesinde ailesi ve toplumu için faydalı olur….

“Kadınların akılları güzelliklerindedir, erkeklerin güzellikleri ise akıllarındadır.” sözü hadis olarak birçok güvenilir kaynakta nakledilmiştir. Burada size sadece birkaçını sıralayayım; Şeyh Saduk’un Maaniyu’l-Ahbar ve Emali adlı eserleri, Allâme Meclisî’nin Biharu’l-Envar’ı, Şeyh Tabersî’nin Mişkatu’l-Envar fi-Gureri’l-Ahbar adlı eseri bunlardan birkaçıdır. Yine Şeyh Hürr Âmulî el-Fevaidu’l-Tusiyye eserinde hadisi açıklayarak çeşitli açılardan ele geniş bir şekilde ele almıştır. Bununla birlikte hadisin senedinde güvenilir olmayan birkaç kişi olduğundan dolayı güvenilmeyen hadislerin içinde de yer almıştır.

Burada birkaç noktaya değinmek gerekir:

Hadisten ilk bakışta kadınların dış güzellikleri olduğu ve akılın, kadınların güzellik ve cemallerinde bulunduğu ama erkeklerin güzelliklerinin akıllarında olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle görünüşte kadının güzellik, erkeğinde aklın peşinde olması istenmiştir. Zira erkeklerin güzelliği akıl sahibi olmalarındadır. Ancak bu hadis galiba ilk bakışta anlaşılan manasından öteye daha derin bir manaya işaret etmektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki Masumların (a.s) nurlu sözleri insanın hidayeti, kurtuluşu ve huzuru için olup belli bir zaman ve mekanla  kesinlikle sınırlı değildirler. İçerikleri genelde her dönemde insan yaşamının siyasi, toplumsal, ekonomik ve kültürel olmak üzere bütün yönlerine uygun insan yetiştirme kanunlarına sahiptir. Bu yüzden İslam dini bütün parçaları birbiriyle bağlantılı geniş kapsamlı bir dindir. İslam’ın üzerinde önemle durduğu konulardan biri kadın ve erkeğin “Allah’a yakın olmak” konusunda olduğu gibi yaratılışta eşit olmalarıdır. Bu açıdan bakıldığında İslam’a göre kadınla erkek arasında fark yoktur. “İnsan, dini görevlerini yerine getirerek ruhunu maneviyatla doyurursa ilahi kurba nail ve Onun sıfat ve isimlerinin mazharı olur. Böyle bir yetenek kadın ve erkeğe ortak olarak verilmiştir ve her ikisi de yüce derecelere ulaşabilirler. Bu makama ulaşmanın yolu da birdir. O da iman ve salih ameldir.” (Cemşidî, Esedullah, Cestari der Hesti Şinasi-i Zen, s. 52, Müessese-i Amuzeş-i Pejuheş-i İmam Humeyni, Kum, 1388)

Dolayısıyla insanın yaratılışında değer, itibar ve Allah-u Teâlâ’ya yakın olmak açısından kadınla erkek arasında hiçbir fark yoktur.

Bazı filozoflar aklı “Teorik akıl” ve “Pratik akıl” diye ikiye ayırmışlardır bu konuyu. Teorik akıl ile anlıyor, pratik akıl ile amel ediyor. Yakin, cezm, zan, vehm, hayal vb. şeyler teorik aklın işidir. Niyet, azim, ihlas, irade, sevgi, tevella, teberra, takva, adalet vs. ise pratik aklın işidir ve insandaki fazilet ölçüsü buna göredir. (Cevad Âmulî, Abdullah, Zen der Ayine-i Celal ve Cemal, s. 255, İsra, Kum, 4. Baskı, h.ş. 1378)

İnsanı ilahi kurba yaklaştıracak ve diğerlerinden üstün edecek olan akıl, zihni bilgi deposu yapan akıl değil, pratik akıldır. Allah katında değeri olan şey, fazilet ve üstünlüğün ölçüsü olan şey, amelde ihlâsın olmasıdır. O halde “Kadın erkek arasında teorik akılda fark varsa bu fark, alet olan akıldadır. Yani dünyanın idare edilmesi amacıyla insanın bilimleri öğrenebilmesine zemin hazırlayan akıldır. Bu yüzden “Çok bilgili olan Allah’a yakındır” denmez, “En takvalı olan Allah’a yakındır” denir.” (a.g.e.)

Dolayısıyla kadınla erkek arasında hüküm vermek isteyen kimse, ilmin ıstılah manasını yani teorik aklı ölçü edinmemelidir, aksine pratik aklı insanın kurbunun vesilesi ve faziletinin ölçüsü edinmelidir. Bu durumda kadın ve erkeğin güzelliği, “Rahmana ibadet edilen ve cennetler kazanılan” akıldadır. O zaman da hem “Erkeklerin güzelliği akıllarındadır” denir, hem de “kadınların güzelliği akıllarındadır.” denir. (a.g.e, s. 258)

İnsanın ruhunun güzelliği imanındadır gerçeği, ayetlerde ve hadislerde defalarca zikredilmiştir. Nitekim Allah-u Teâlâ buyuruyor:

“Allah, imanı size sevdirdi ve onu gönüllerinizde bezedi.” (Hucurat - 7)

Ayetten anlaşılan şey şudur: Allah imanı kalplerin sevdiği şey olarak kıldı ve onu insanın ruhunun süsü yaptı. İnsanın ruhu, mücerret olduğundan, imanda maddi değil manevidir. Bu manevi şey, yani iman, o mücerret şeyin, yani insan ruhunun cemal ve güzelliğinin kaynağı olmuştur. Zira erkeklik ve kadınlığın insanın hakikatinde yani ruhunda, imanda vb. şeylerde etkisi yoktur. Yani insanın hakikati, iman vb. şeyler ne kadındır, ne de erkek. Bunlar mücerret olup kadın ve erkekte eşittir. “Öyleyse Allah katında üstünlük sağlayan iman gerçeği, kadın ve erkek olarak görülemez.”

Dolayısıyla Hz. Ali (a.s)’ın “Kadınların akılları…” hadisinden vasıflandırma manası değil, emir manası diye anlayabiliriz. Yani hadis-i şerif kadının aklını cemalinde özetleyerek onun kınanmasına, erkeğinde cemalinin aklında olduğunu söyleyerek övülmesine neden olacak iki insan sınıfını vasfetmemektedir. Manası belki de kınama değil emir veya yapıcı bir vasfetme olabilir. Yani kadın, aklını ve düşüncesini duygunun inceliğinde, güzel söz ve davranışta vb. şeylerde gösterebilmelidir veya bununla görevlidir. Nitekim erkek de hünerini insani düşüncesinde ve akılcılıkta tecelli ettirmelidir.” (a.g.e, s. 33-35)

Kadın aklını sevgi, şefkat, sadakat, paklıkla dolu hüner ve güzel davranışlarında göstermelidir. Bu mesele, toplumsal fazilet için değerli bir dayanak olacaktır. Zira kadın, aklıyla evinde sağlayacağı güzellik ve davranışıyla toplumu ıslah edebilir.

“Okumuş olan, şehadet ve fedakarlık öğretisini bilen kadın, şefkatli bir anne rolünde, evladını şehadete teşvik eder ve yola çıktığında onu uğurlarken toplumda ‘tarif aklını’ yani latif, hoş, beğenilmiş ince bir şekilde gösterir. Veya savaş meydanından dönen kahraman evladını, aklının ağır düşüncesini şevk ve intizar elbisesinin güzelliğinde gösterir.

Nitekim yetenekli erkekler zarif hünerleri, toplumda ‘tarif aklı’ yansıtma mukabil gücüne sahiptirler. Özetle kadın beğenilmiş hikmetleri hünerin zarifliğinde göstermeli, erkek ise hünerin zarifliklerini beğenilmiş hikmetlerde göstermelidir. Yani kadının celali onun cemalinde gizliyken, erkeğin cemali onun celalinde gizlidir. Ve bu iş bölümü ne kadın için bir kınamadır, ne de erkek için bir övgü. Aksine her birinin kendi özel işiyle ilgilenmesi için verilmiş ameli düstur ve kılavuzdur. Kendi özel düsturuna itaat eden takdir edilir, etmeyen ise kınanmayı hak eder. Demek ki kadınla erkeğin farkı, düşünceleri doğru sunma şeklinde kendini gösterir. Yoksa kadında erkek gibi ilim öğrenme liyakatine sahiptir ve takdir ve övgüye layıktır. (a.g.e, s. 35-36.)

Hadis-i şeriften anlayacağımız ve yukarıda anlatılanlarla ilişkisi olan bir başka nokta kadın ve erkeğin ruhsal yapılarındaki farka yapılan vurgudur. Buna hadiste çok güzel bir şekilde vurgu yapılmıştır. Zira bu meseleyi bilmemek, bazılarının kadını aşağı derecede görmesine neden olmuştur.

Üstad Mutahharî bu konuda şöyle diyor: “Beni şaşırtan şeylerden biri bazılarının kadınla erkek arasındaki fiziksel ve ruhsal farkta erkeği tam, kadını da eksik görmesidir. Yaratılışta kadının eksik yaratılmasının onun faydasına olduğunu telkin etmeye çalışıyorlar.” (Mutahharî, Murtaza, Nizam-ı Hukuk-u Zen der İslâm, s. 200, Sadra, 21. Baskı, Kum, h.ş. 1374.)

Ama İslâm dini gerçekte, geçmişte ve günümüzde kadın haklarının ayaklar altına alınmasına neden olan, kimsenin önem vermediği hakikate dikkat çekmiştir. Geçmişte kadına zulmetmek, aşağılamak, onu bir hayvan, miras bırakılan bir mal gibi görmek, hiçbir hak ve hukukunun olmaması gibi şeyler bugün de köşe bucakta kalan geri kalmış toplumlarda görülmektedir. Modern toplumlarda da kadının durumu geçmişten daha iyi bir seviyede değil. Günümüz dünyasında kadın erkek haklarının eşitliği bahanesiyle kadını iş alanına ve topluma çekmiş, güzelliğini bir köle gibi ucuz fiyata satmaktadırlar.

Toplumunun oluşmasında en büyük rolü olan günümüz kadını, cemal ve güzelliğini çocuğunu aşkla yetiştirmek, sevgi öğretilerini şefkatle kulağına fısıldamak için çaba sarf eden bir anne değil, sadece cinsel bir mal olarak görülmektedir. Artık kadın ailenin, aile de sağlam toplumun temelini atamamaktadır. Maalesef onun şu andaki rolü şehvetperestlerin şehvetlerini söndürmektir. Ve tabi burada ilk kurban kadın, sonra ailedir.

Hadis-i şerif  “Kadınların akılları güzelliklerindedir” dediğinde, kadının cemal ve güzelliğine önem verdiğinde bunun, yuva kurmada, erkeği aşk, sevgi ve duygu ocağına çekmede etkili olacağı gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu güzellik, kadının aklını ve diğer yeteneklerini etkilemektedir. Dolayısıyla kadının güzelliği iş ortamlarına çekilmemelidir.

Kadının güzelliği insaniyet ışığıyla yandığı zaman sıcak bir aile ortamı oluşturabilir. Öyle ki aile fertleri, başarılı bir ailenin temelini atan anne sevgisiyle doyurulduğu zaman din alimi, bilgin, fedakâr asker, alanında kendini ispatlamış bir öğretmen, büyük bir arif, şerefli bir işçi, uzman bir doktor, ünlü bir avukat, yetenekli bir yazar, güçlü bir sanatkâr olabilir. Her başarılı erkeğin arkasında başarılı bir kadının olduğu kesinlikle inkâr edilemez bir gerçektir.

Dolayısıyla kadın asıl hüner ve vazifesinden fazla gafil olmamalı ve çoğu gereksiz olan iş alanlarına girmemelidir. Ama girerse bilmeli ki onun hüner ve yeteneği gerçekte sevgi ve rahmet icat etmektir. Aile, huzurunu onun yaratılışına borçludur. Öyleyse hadisten anlayacağımız şey kadının merkezi çekirdek olan aklının güzelliğinin etkisinde kalmasıdır. Yani kadın bir şirketin müdürü, Avukat, uzman bir doktor, güçlü hitabete veya üstatlık vb. gibi yeteneklere sahip olsa da o, her şeyden önce sevgili bir eş, şefkatli bir anne ve yetenekli bir ev hanımıdır.

Ama erkek yaratılışta, yaşam kavgasında ve toplum içinde değirmenin altındaki taş gibidir. Erkeğin güzelliği maddi gücünü toparlamak için para kazanmakta, aklı ise yaşamı idare etmesindedir. Güzelliği görüntüde değil, ilimle donanmış ve akılcı tedbirlerini kullanarak kendine, ailesine ve topluma faydalı olan, hayırlı işleri yapıp zorlukların üstesinden gelen bir erkek güzeldir. Aklı ve idaresi ne kadar çok olsa güzelliği de o kadar parlak olur. Gerekçe olarak geçimsiz bir insan tabiri ile yaklaşıp onu boşanmak ya da ondan ayrılmak herkes için kolaydır. Önemli olan zoru başarmaktır, Gül'ün dikenine katlanmaktır...

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI