Ümmü Zer - BARIŞ SANIGÖK

20 Eylül 2021 Pazartesi 17:02

İslamiyet’ten önce yaşamış on bir kadının kusur ve meziyetleriyle beraber kocalarını birbirlerine tanıtmasını hikaye eden ve klasik fasih Arapça ile söylenen bu hadis günümüze Rasûl-i Ekrem’den (s.a.â) bizlere en güvenilir hadis kitaplarında yerini almıştır, ayrıca bu hadis; Arap edebiyatının edep türündeki eserlerine girmiştir. Zira içinde otuz beş kadar edebi sanat yer almakta (Kandemir, al-Kādî ‘İyâd, s. 149), Arap dili ve edebiyatı açısından çok önemli bir malzeme ihtiva etmektedir. Öte yandan hadiste dini ve fıkhi bakımdan kocanın karısıyla konuşup sohbet etmesi, ona olan sevgisini dile getirmesi, servetini ondan esirgememesi, onu incitmemesi gibi aile bağlarını güçlendirmesi gereken emirler, bilgiler şeklinde verilmektedir.

Cahiliye devrinde yaşayan on bir kadın ve onların kocalarıyla ilişkilerine dair bu hadis şöyle;

Çok eski dönemlerde on bir kadın bir araya gelerek kocalarının durumunu hiçbir şeyi gizlemeden birbirlerine anlatmak üzere toplanmaya sözleşmişti.

Birinci kadın şöyle demiş: “Benim kocam dağ başında bulunan arık bir devenin eti gibidir. Bulunduğu yer düz değil ki yanına çıkıp varılabilsin. Kendisi semiz değil ki istenip götürülsün.”

İkinci kadın söze şöyle başlamış: “Kocamın halini ifşa edemem; çünkü kusurlarını hiçbir eksik bırakmadan sayamamış olmaktan korkarım. Eğer onun kötülüklerini sayacak olursam gizli âşikâr her şeyini sayıp dökmek zorunda kalacağım.”

Üçüncü kadın demiş ki: “Benim kocam ahmağın biridir. Ayıplarını söylersem beni boşar. Susup konuşmazsam beni kendisinden uzak bırakır.”

Dördüncü kadın şöyle demiş: “Kocam tıpkı Tihâme geceleri gibi ne sıcaktır ne soğuk. Bu sebeple kendisinden ne korkulur ne de usanılır.”

Beşinci kadın demiş ki: “Kocam evine geldiğinde avdan dönen bir pars gibidir yani koynumda mışıl mışıl uyur. Evden çıkınca dışarıda bir arslan gibidir. Evde ne yapıp ettiğimi hiç sormaz.”

Altıncı kadın şöyle demiş: “Kocam oburdur, ortada ne varsa siler süpürür, içerken de kabı kacağı kurutur. Yatarken yorganına bürünür. Hüznümü anlayıp gidermek için elini elbisemden içeri bile sokmaz.” Yedinci kadın şunları söylemiş: “Benim kocam iktidarsız aptalın biridir. Kendisinde her türlü dert ve huysuzluk vardır. İnsanın ya başını yarar, ya bir tarafını kırar, yahut hem yarar, hem kırar.”

Sekizinci kadın demiş ki: “Benim kocamın vücudu tavşan gibi yumuşaktır; güzel kokulu bir nebat gibi hoş kokar.”

Dokuzuncu kadın şöyle demiş: “Kocamın evi yüksek direkli şahane bir evdir. Kılıcının kını uzundur yani kendisi uzun boyludur. Ocağının külü boldur-cömerttir. Evi de misafir kabulüne uygun bir yerdedir.”

Onuncu kadın şunları söylemiş: “Kocam maliktir, hem adı Malik’tir hem de bilseniz nelere maliktir. Hayalinizden geçen her güzel şeye sahiptir. Geniş ağılları olan sürü sürü develeri vardır. Fakat bu develerin 'misafirler için kesileceğinden' yaylım yerleri azdır. Develer ud sesini duyunca boğazlanacaklarını anlar” misafirlerini ud sesiyle karşılar.

On birinci kadın Ümmü Zer söze şöyle başlamış:

“Kocam Ebû Zer‘dir. Ama ne Ebû Zer! Kulaklarımı mücevheratla doldurdu. Bakınız pazılarımı nasıl tombullaştırdı. Bana rahat bir hayat sağlayarak beni mutlu etti. Ben de ona uydum, huzur ve sükûna kavuştum. O beni ‘şık’ denilen bir dağ eteğinde küçük bir koyun sürüsüne sahip olan kabilemin arasında buldu. Beni oradan alarak atları kişneyen, develeri böğüren, ekinleri sürülüp savrulan bir yere getirdi. O, bir dediğimi asla iki etmez. Sabaha kadar uyurum da kimse beni uyandırmaz. O kadar çok süt içerim ki artık içecek halim kalmaz. Ebû Zer‘in bir annesi var. Ama ne kadındır o! Sandıkları, ambarları dolup taşar. Evi rahat ve geniştir. Ebû Zer‘in bir oğlu var ki bilseniz ne zarif bir gençtir. Yattığı yer kılıcı çekilmiş kın gibi düzgündür. Ebû Zer‘in bir kızı var ki bilseniz o ne kızdır! Babasının, anasının sözünü dinler. Onun elbisesini biçimli vücudu doldurur. Bu halleri ile o akranını (veya çekemeyenlerini) kıskandırır. Ebû Zer‘in hizmetçisi de ne hizmetçidir! Sırlarımızı kimseye açıp söylemez, malımızı saçıp savurmaz, huzurumuzu kaçırmaz, evimizi tertemiz tutar.” Ümmü Zer, sözüne devam ederek şunları söylemiş: “Bir gün süt tulumlarının çalkalanmaya başladığı bir sırada sabah erkenden Ebû Zer evden çıktı. Binek atın en güzeline biner. Hat yapımı mızrağını eline alır, akşama doğru sürüleri önüne katıp bana gelir. Bunların her birinden bana birer çift verdikten sonra, Ümmü Zer! Ye, iç, akrabalarına da dağıt!’ der. Ancak onun bana verdiği şeylerin hepsini bir araya toplasan yine de Ebû Zer‘in en küçük kabını bile doldurmaz.”

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI