Adam Olmak - CAN UĞURATEŞ

24 Şubat 2021 Çarşamba 00:56

Kadın ve erkek eşitliği tartışmaları, günümüzdeki en önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kadın ve erkek eşit midir ya da eşit olmalı mıdır gibi bir soruya verilmesi gereken cevap: “Evet, kadın ve erkek, tüm hak ve özgürlükler bağlamında eşittir, eşit olmalıdır” şeklinde olur. Ancak yaşam süreçlerinde, toplumsal yapılar içinde oluşmuş/oluşturulmuş algı bu yönde midir, tartışılır. Esas olan ise ideal tanımlamayı bulup, uygulayıp, benimseyip, bu ideale ulaşmaktır. İdeal olan: Hak ve özgürlüklerde tam eşitliktir. Doğaldır ki kadın ve erkek arasında yaratılış esaslı birtakım farklılıklar vardır ve yaşamın devamlılığının garantisi adına, olmalıdır da.  Bu farklardan yola çıkarak, üstünlük tartışmasına girmek de sadece saçmalık olarak ifade edilebilir. Çünkü ister yaratıcı denilsin ister tabiat ister tesadüf, insan türünün her iki cinsi de belirli oranlarda farklı özelliklerle kurgulanıp, tasarlanırken, bundan maksat, birinin diğeri üzerinde hükümranlık kurmasını sağlamak değil, türün devamlılığını garanti altına alacak ve türün her iki cinsinin de oluşturulan/oluşmuş olan ve insan dışındaki türlerle de bütünleşen yaşam düzeninde, en etkin koşulları sağlamak olmalı.

Kadın ve erkek eşitliğini yaratılışa kadar götürünce ortaya çıkanlar da ilginç. Mitoloji, Adem’i, yaratılış esaslı olarak tamamen Lilith ile eşit tanımlarken, semavi dinlerde, Lilith’in adı geçmezken, Âdem ve Havva öne çıkıyor. Mitolojide de işler yolunda gitmiyor ve Lilith şeytanlaştırılırken, eşitliğin bilinçli bozulmasıyla, Adem’in üstünlüğünde, ortaya Havva kavramı çıkarılıyor.  Esasen inanç doktrinlerinde eşitlik, hak ve özgürlük tanımlamaları yapılırken, realitede, retorik değişim göstererek erkeği öne çıkarırken, kadını da geriye itiyor, öteliyor.

Bu arada, kadının binyıllara dayalı ötelenmişliğinde, haklı direniş ve başkaldırışla ortaya çıkan bir kavram, pratik kullanımında kafaları karıştırmaya başlıyor. Bu kavram, Feminizm. Feminizm, sözlükte: Toplumda kadının haklarını çoğaltma, erkeğinkiler düzeyine çıkarma, eşitlik sağlama amacını güden düşünce akımı, kadın hareketi tanımıyla anlamını bulurken, esasen bir gerçeğin de tespiti yapılmış olunuyor. Demek ki kadınların haklarının, erkeğin hakları seviyesine çıkarılması gereği realitesi var ve toplumsal yaşam süreçlerinde devam eden mevcut uygulamaların olumsuz görünümünde, bunu yadsımak imkânsız.

Ancak hareketin haklı gerekliliğinde, bilinçli, manipüle edilerek oluşturulan kavramsal kaotik ortamın ortadan kaldırılması da günümüzde bir gereklilik haline geldi. Mesela “Adam” kavramının tanımının yeniden ve tamamen eski ve gerçek anlamı doğrultusunda bir benimsemeyle düzenlenmesine ihtiyaç var ki bu işi günümüz ilgili kurumunun etkin olarak yapamadığı ya da yapmadığı ortaya çıkıyor. Adam kavramı, sözlükte: İnsan, iyi huylu güvenilir kimse, bir alanı benimseyen kimse, birinin yanında bulunan ve işini yapan kimse, birinin yararlandığı kullandığı kimse, görevli kimse olarak doğru tanımlanırken, eklenen gereksiz tanımlamalarla, bir anda anlamı tamamen farklılaşıyor: Erkek kişi, eş, koca. Bu tanımlamaların eklenmesiyle değişen anlamla, farklı kavramlar da anlam bozulmasına itilerek, ortaya, kavramların anlamlarından kaynaklı kaotik bir tepkisellik çıkıyor.

“Adam olmak”, “Bilim Adamı”, “Adam Gibi” gibi kavramlar, “Adam” kavramının tanımındaki manipüle ile zihinlerde birden cinsiyet ayrımı çağrışımı yapmaya başlıyor. Gerçekte ise, “Adam Olmak”, sözlükte: Gelişmek büyümek, iyi yetişmek, iyi bir duruma gelmek, toplum kurallarına uyuyor olmak anlamını yüklenirken, “Bilim Adamı”: Bilimsel çalışmalarla uğraşan kimse, bilim insanı, bilgin, alim olarak tanımlanıyor ama ardına hemen ayrım sokulmuş: Bilim kadını ki buna mesleki tanımda kesinlikle ihtiyaç yokken, cinsiyet ayrımcılığını körüklüyor. “Adam Gibi” kavramı ise sözlükte: Terbiyeli, akıllı, uslu, adamlığa, insanlığa yakışır yolda, iyice anlamlarında tanımlanıyor. O halde bu kavramların gerçek tanımsal anlamlarından yola çıkıldığında, idealde, hiçbirinin cinsiyet ayrımcılığı içermediği görülüyor.

Erkek egemen toplumsal yapılarda, inanç doktrinlerinin manipüle edilmiş retorikleriyle, dogmaların baskısı altında şekillenen gelenekselleşmiş halk ağzının, her seferinde tam ve doğru olarak kavramların gerçek anlamlarını içerdiği kabul edilerek değerlendirildiğinde, feminizmin çıkar odaklı anlamsal değişimiyle, günümüzde halen eşitlik arayışında olan kadın, haklı başkaldırısında, haklı hak arayışı hareketinde gerçek amacından saptırılıp, felsefi düşünce yapısından uzaklaştırılarak, basit ve anlam bozukluğunda herzelerden oluşan bir yönelişe zorlanıyor.

O halde halen birçok kadının da kullandığı, eski uygulamaların alışkanlıklarından kalma ve hatta Avrupa toplumlarında dilde yer etmiş, kuzen-kuzin, müdür-müdire, hâkim-hâkime, memur-memure gibi birtakım cinsiyet ayrımı içeren kavramlardan uzaklaşmak esas olmalıyken, haklı feminizm kavramının içini sapkın eylemsellikle doldurarak, ideal amacından bilinçli olarak uzaklaştırılmasını önleyici tedbirlerin de alınması gerekiyor. Bu arada, hareketin içeriğini boşaltıp, mümkün olduğunca kavramsal kargaşayla, erkek egemen yapının devamlılığının sağlanması doğrultusunda devam ettirilen bilinçli çalışmaların da detaylı incelenmesi gereği ortaya çıkıyor. Bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir konu daha var ki oldukça önem arz ediyor. Bay-bayan, beyefendi-hanımefendi, bey-hanım gibi günümüzde doğrudan saygı-nezaket anlamlı kullanılan ifadelerin değerlendirilmesi gerekiyor. Yani tanınmayan, ismi bilinmeyen bir erkeğe hitap ederken ya da seslenirken, “hey, erkek”, “erkek, …verir misin”, “teşekkür ederim, … erkek” ya da bir kadına, “hey, kadın”, “kadınlar yol verin”, “Kadın, lütfen biraz sessiz” gibi hitap etmenin ne denli sorunlu olduğu da çok açık. O halde nezaket ve saygı içeren ifadelerin kullanımıyla cinsiyet ayrımcılığını bağdaştırmak doğru mudur, kesinlikle üzerinde yeniden düşünüp, tartışılmalı. Bu arada, bir bilim insanına, sırf cinsiyeti nedeniyle, “Bilim Kadını” ya da “Bilim Adamı” demenin ayrımcılık olduğu değerlendirmesi, esasta, kavramların gerçek tanımlarında, İnsan=Adam (Âdem) gerçeği ortadayken ve Adam kavramının anlamı oldukça iyi niteliklerle genel olarak insanı tanımlarken, bu kavram üzerinden yapılan manipülasyonla, doğrudan ayrımcılık körükleniyor. 

O halde doğru olanı, kavramların gerçek anlamlarını öğrenip, sahiplenip, farklı ve değişken ama kesinlikle kullananın kazanımlarına yönelik, manipülasyonlarla kaotikleştirilmiş, ideolojik ya da inanç doktrinlerine dayandığı iddia edilen retoriklerin etkisinden bir an önce kurtularak, insan türünün tamamını adam olmaya yönlendirmek. Adam olmak, yani geniş anlamda insan olmak değil midir ideal olan ve tüm bireyler adam olduğunda, ideal yaşam seviyesinde kurgulanan süreçlerde, bilinçli, sorumlu beyinlerde, bu sorunların tamamı sona ermez mi?

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI