Ben Öznelli Dürtülerle Karıştırılan Sevgi - CAN UĞURATEŞ

10 Ağustos 2021 Salı 09:59

Dünya genelinde kadına karşı şiddetin halen önüne geçilemezken, şiddet, sıklıkla cinayetle, kadınların hayatını kaybetmesiyle sonuçlanıyor. Cinayetlerin birçoğunun ardından fail/faillerce dile getirilenler ile tarafsız olması gerekenlerin düşüncelerinden taşan söylemler, farklı perspektifte, farklı algılarla toplumsal yapıya yansırken, vahşice işlenmiş bir cinayet, kimi kesimlerde oldukça normalmiş, yapılması gerekiyormuş gibi algılanıyor. Ya fail tarafından maktule olan muhteşem sevgi dile getiriliyor ya haksız tahrik öne atılıyor ya da yapılan şiddet eylemi gayet sıradanmış gibi, bir töre gerçeği öne çıkıyor.    

Kadınlara yönelik bir cinayetin ardından, cinayetin faali tarafından kolaylıkla dile getirilen, trajikomik bir söz: “Onu çok seviyordum.” Bu söze karşılık akla ilk gelen soru: İnsan sevdiğini öldürür mü? Her rasyonel beyin tarafından bu soruya verilecek cevap, kısaca: Hayır. Peki insan davranışları gözlemlendiğinde, bu cevabın gerçekle bir alakası var mı? Bu sorunun cevabı da aynı: Hayır. Çünkü insan, varoluşundan bu yana kendi türü dahil, hareket edebilen ve işine yaradığını düşündüğü tüm türleri, sevgi duygusundan kaynaklı olduğunu iddia ederek köleleştirmekten kaçınmazken, birçok türü de aynı bahaneyle ve insafsızlığıyla, esarete zorlamış durumda. Üstelik bireysel seviyede cehaletin esaretindeki kafalar da karışmış durumda ve giderek karışmaya da devam ediyor.

Öncelikle bilinçsizlik kaynaklı ama genelde saptırılmış inançların, biat kültürünün etkisinde gelenekselleşmiş, yönlendirilmiş, manipüle edilmiş doktrinsel uygulamalarının, sevgi kavramının tanımının algılardaki yerinde, bireyleri kapsayıcılığından kaynaklı, büyük bir yanlış var.

Erkeklerin ve kadınların birçoğu sevginin gerçek tanımının anlamını bilmezken, birçoğu da yönlenmiş, artırılmış dürtülerinin baskısında bir kavram kargaşası yaşıyor. Bireysel bazda birçok insan, kadın ya da erkek, sevgi ile cinsel isteği farkında olmaksızın karıştırıyor. Yani birlikte olduğu kişiyi sevdiğini iddia edenlerin bir kısmı, aslında cinsellik arayışında ve cinselliğin vazgeçilmezliğinde karşı cinsten kopmakta zorlanırken, onu kaybetme riskiyle gelen hırsı, kıskançlık kavramının tanımında algılıyor ve kendini, her ne olursa olsun, kendince olumsuz bu gelişmeyi engellemeye kodluyor. Bunun getirisi de birçoğu ölüme kadar varan şiddet oluyor.

Bu durumun nedenleri: Bireylerin birbirlerinden giderek uzaklaşıp, karşı cinsi, karşı cinsin isteklerini, ihtiyaçlarını anlayamaması; sevgi kavramının ne olduğunun bilinmemesi ve sevgi ile cinsel dürtünün özdeşleştirilmesi; kadın ve erkeğin ailevi birlikteliğinin, sadece cinsel ihtiyaçların ve üremenin yasal olarak kolaylıkla giderilmesi için gerekliliğinin düşünülmesi; kadın ve erkek arkadaşlığının, iki erkeğin ya da iki kadının arkadaşlığından farklı görülmesi. Yani iki birey olarak değil de her an cinsel dürtülerin tetiklenebileceğini düşünüp, gerektiğinde ve fırsat bulunduğunda, diğerinin seks partneri olarak düşünülmesi; kadının, erkeğin cinsel dürtülerinin farkındalığında ve bunu kendi çıkarları doğrultusunda, erotizm kavramının anlamında kullanmaya çalışması gibi birçok farklı başlıkla açıklanabilir.

Toplum, öyle bir hale gelmiş durumda ki kapalı yapılanmaların arttığı sosyal yaşamda, giderek karşı cinsten ayrıştırılan birey için, cinsel isteğin istikameti dahi değişim göstererek, toplum algılarında sapkınlıkla tanımlanan arayışlara yönlenebiliyor.

Kapalı sosyal yapılanmalarla erkek ve kadın birbirlerinden uzaklaştırılırken, belki bunu yapanlar farkında değil ama yaratılış standartları bozularak, insanın genlerinden gelen yapısal özellikleri baskı altına alınmaya çalışılıyor. Bu hareket tarzı da baskılanan bireyin, genetik özelliklerinden kaynaklı ihtiyaçlarını karşılama arzusuyla, farklı istikametlerde, yanlış kabul edilen davranışlara yönelmesini tetikliyor.

Gizli ve çoğu kez röntgencilikle eş zamanlı, üstelik oldukça küçük yaşlarda başlayan mastürbasyon eylemi, dogmalarla bireyi baskı altına alan toplum yapısında, aile içi gözlemlerle ve kırsalın egzotik ortamlarının erotizmi tetiklemesiyle, cinsel merakı ve isteği artırırken, zorunlu aynı ortamda yaşamın getirisi olan zorunlu gizli ilişkiler ardından, erkeği, doğal kabul edilen çok eşliliğe yönlendiriyor. Erkeklerin önemli bir kısmı, aile bireyleri ile inancı gereği yasak kabul edilen kadınlar dışında, hemen her kadının vücudunu cinsel obje kabul ederken, bir kısım erkek, kadının davranışlarındaki samimiyeti, kendisine yapılan cinsel davet olarak algılıyor. Üstelik toplumsal kültürde sapkın kabul edilen yönelimler zekice, şarkılar, türküler, deyimler içine gizlenmiş sözlerle destek de buluyor. Şarkılarda, türkülerde on üç- on dört yaşındaki kızlara övgüler düzenleniyor ve inanca göre yasak olan baldıza yönelik söylemsel istem, her ne kadar aslı manipüle edilmiş olsa da balla nitelenerek kabul görüyor. Üstelik en kapalı yapılarda dahi kolaylıkla telaffuz edilebiliyor.

Birbirinden giderek uzaklaşan kadın ve erkek için doğal ihtiyaçlarını giderme maksatlı dürtüsel arayış, istemleri farklı istikametlere yönlendirmeye başladığında, toplumsal sorunlar da gelişmeye başlıyor. Çok eşlilikten başlayan arayış, eşcinsellik, ensest (aile içi cinsel istek), pedofili (çocuklarla cinsel istek) ve bestialite (hayvanlarla cinsel istek) gibi kavramlarla devam ediyor.

Bunu önlemenin bir tek yolu var. Erkek ve kadın, kendilerini ve birbirlerini tanıdığında, fikirsel ve eylemsel özgürlüğe ulaştıklarında, doğal davranış şekillerinin toplumsal boyutta kabulüyle, bu sorun ortadan kalkar. Yani, bireysel özgürlüklerin benimsenmesi, sapkınlık kabul edilen davranışların önüne geçecektir. Çünkü doğala, olması gerekene yönlenen bireyin, farklı arayışlara veya aşırılıklara ihtiyacı kalmaz. Tabi ki psikolojik bozukluklardan kaynaklı sapkın kabul edilen davranışlar olacaktır. Ancak, bu da özgürlüklerin aydınlığında ve profesyonel gözlerin etkin kontrolünde ya en aza inecek ya da eyleme dönüşmeye fırsat bulamayacaktır.

Bu anlatıyla ortaya çıkan gerçek, çoğunlukla erkekler ama kadınlar da sevgi kavramının, “İnsanı bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygu” olan anlamını saptırarak, sadece “bir şeye yakın ilgi ve bağlılık duygusu” olarak sınırlıyor. Bu şey de cinsel istekle gelen dürtülerin yarattığı, esasen oldukça sıradan olan seks bağımlılığı ve kesinlikle sevgi ile karıştırılıyor. Bu durumun toplumsal getirisi ise ayrı bir tartışma konusu.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI