Bilgiye, Tecrübeye ve Emeğe Saygısızlık - CAN UĞURATEŞ

2 Aralık 2020 Çarşamba 00:25

Günümüz iletişim teknolojilerinin gelişmişliğinde, bireylerin okuma alışkanlığından uzak olması dışında, ortaya çıkan önemli bir problem daha var: Bilgiye, tecrübeye ve emeğe saygısızlık. Üstelik toplum yapısının giderek daha fazla okumaya yönlendirilmesi, bilgiye erişiminin daha fazla sağlanması, sorgulamasının önünün açılması ve felsefeyle tanıştırılması gerekliliği ortadayken, yapılan saygısızlık, yazanları, yazmak için emek sarf edenleri ve uzun bir uğraşının çıktısı olan kitabı sunuma hazırlayanları bu çabalarından uzaklaştırırken, okuma isteğinde olanları da manipüle ederek, giderek okumaktan soğutuyor. Bu saygısızlık, ağırlıklı olarak iki şekilde yapılıyor. Bunlardan birincisi, bir bilgi birikimi ve emek sonrası hazırlanmış kitapları, yazarının onayını almaksızın PDF formatında, internet ortamında paylaşıma açmak. Bu davranış şekli, doğal olarak yazarı yazmaktan soğuturken, doğrudan emeğin de sömürüsüne yol açıyor. Çünkü yazılan her kitap için kuvvetle muhtemel ömürler harcanır, muhteşem birikimler sayfalara aktarılırken, onlarca emekçi birey de kitabın yayımı için verdiği emek karşılığı aldığı ücretle geçimini sağlıyor. Bir diğer saygısızlık ise “düzeltilmiş”, “kısaltılmış”, “sadeleştirilmiş”, “özet” gibi anlamından uzak kavramlarla, kitapların, yazılma hedefinin dışında yayımlanması olarak karşımıza çıkıyor. Mevcut yayınevlerinin birçoğunun, internet üzerinden satış yapan sitelerinde hızlıca bir tarama yaptığınızda, karşılaştıklarınızla şok olmanız kuvvetle muhtemel. Çünkü çok önemli yazarların, klasikleşmiş eserlerinin birçoğunun orijinal çevirileri birkaç cilt ve 900-1500-1800 gibi fazla sayfa sayısına sahipken, bu sitelerde önünüze çıkan aynı kitapların sayfa sayılarının 300-400, bazen daha az sayfa aralığında olduğunu görebiliyorsunuz. Bunun anlamı kesinlikle şu: Bu kitaptaki, dönemine ait tüm tarihi gerçekler, betimlemeler ve felsefi söylemler çıkarılmıştır. Bu durumda geriye ne kalır ki: Sadece, yalın bir şekilde anlatılan sıradan bir öykü. Yani orijinal çevirisi yaklaşık 1700 sayfa olan Sefiller, 1500 sayfa olan Monte Cristo Kontu, 1700 sayfa olan Savaş ve Barış kitaplarını klasik eser haline getiren tüm yazımları kitaptan çıkardığınızda, geriye sadece yalın anlatılıp sıradan öyküler kalır ki kitap, yazılma maksadının, hedefinin dışına çıkarılmış olur. Sonra da çıkıp masumane bir söylem sergileyerek, “bireylere okuma alışkanlığı kazandırmak için, sayfa sayılarıyla onların gözünü korkutmamak için böyle bir tedbir aldık” ya da “kitabı PDF formatında yayına sunarak, daha çok bireye ulaşmasını sağladık” gibi söylemler yapmak, yapılanın yanlışlığını ortadan kaldırmaz. Üstelik okuma hevesli bireyler heyecanla bu eserleri okumaya başladıklarında, içeriğin boşluğundan, sıradanlığından hareketle hem eser sahibini hem de eseri küçümserken, okumaktan da uzaklaşmaya başlar.  


Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI