Bir Yaratılış Gerçeği: Zıt Kutuplar ve Denge - CAN UĞURATEŞ

9 Haziran 2020 Salı 01:36

Evren, günümüzde çok bilinmeyenli bir denklem durumundayken, zıtlıklarıyla, önemli bir tartışma konusu. Karşıt kutuplar, bilinen tarihsellikte, yaratılışın her kademesinde mevcut konumda. Bilindiği kadarıyla, her olgunun bir zıttı var ve o da bir olgu. Üstelik çoğu kez aralarında geçirgenlik ve dönüşüm olduğu da bir gerçek. Yani, biri diğerini içinde barındırıyor ya da koşullar oluştuğunda, diğerine dönüşebilme yeteneğine sahip ama bunun farkında dahi değil. Ancak, gerek ve yeter şartlar oluştuğunda ister maddi ister fikirsel ya da manevi, bir anda değişim gerçekleşiyor. Evrenin kendisi dahi iki kutuplu ve madde-antimadde konumundayken, bilim insanlarının aklını en çok kurcalayan ve en çok merak edilenlerden biri, Karanlık Madde. Karanlık Madde, insan tarafından hiçbir şekilde görülemezken, yaptığı etkileşimlerle varlığı tahmin ediliyor ve evrenin %84’ünün Karanlık Madde olduğu düşünülüyor. O halde zıtlıklar, aynı zamanda varoluşsal bir denge için olmazsa olmaz konumunda.

Denge, yaratılışın ya da varoluşun en önemli realitesi. Dengeyi, varoluşsal sürecin her safhasında gözlemlemek mümkün ve dengenin en önemli gerçeği, zıt kutuplarla güçlü olması, gücünü zıtlıklardan, karşıtlardan alması. Denge, yaşam sürecinin her aşamasında ve hayatın her alanında olmazsa olmazlardanken, herhangi bir nedenle bozulmasıyla, bildiğimiz anlamda, kurulan, kurulmaya çalışılan tüm düzen de bozuluyor. Çünkü düzen, denge gerektiriyor. Düzen denge gerektirirken, denge zıtlıklarla/karşıtlarla güçleniyor. Bu durumda ortaya bir paradoks çıkıyor gibi görünse de realite hiç de öyle değil.

Bu konu, günümüzden yaklaşık 4.800 yıl önce, felsefi anlamda insanın dikkatini çekmeyi başarmış ve detaylarıyla kitap da yazılmış. Yin ile Yang, günümüzde felsefi olarak çokça bilinmese de birçok insanın evinin duvarlarını ya da kıyafetlerini süsleyen bir materyal konumunda, simgesel olarak biliniyor. Üzücü olan, bu kapsamlı düşünsel gerçeklerin, giderek bilinçli, planlı olarak hayatımızdan uzaklaştırılmaya çalışılan felsefe bazında değerlendirilmekten öte, görsel boyuta indirgenmiş, bir süs materyali olarak insan hayatında yer alması.     

Oysa Yin ile Yang felsefesi, bize 4.800 yıl öncesinden, yaratılışın en önemli ve temel esasını açıklamış.  M.Ö. 2800, (Yi Çing) Değişimler Kitabı, “Her şey iki kutupludur ve birbirine karşıttır. Ancak, kutuplar, mutlaka karşıtını içinde bulundurur. Bağlılık ilişkileri vardır ve karşılıklı olarak biri diğerine dönüşebilir. Kutuplar, kendi içlerinde sonsuz alt kutupları barındırır” der. Yani evrenin bir gerçeğini, düşünen insan, günümüzden 4.800 yıl kadar önce ve belki çok daha öncesinde keşfetmeyi başarmış. 

Yin ve Yang simgesi, iç içe geçen siyah ve beyaz iki damlacık görünümüyle, günümüzde birçok insan tarafından bilinirken, anlamı sorulduğunda alınan cevap, trajikomik bir şekilde, genelde sıkılgan bir gülümseme olur.

Ve gelelim M.Ö. 500’lerde Anadolu topraklarına. Bu kez karşımıza, “Karşıtların Birliği ve Savaşı” teoremiyle, Efes’li Herakleitos çıkıyor. Herakleitos, günümüzden 2.500 yıl önce,”Karşıtların savaşı, oluşun zorunlu ve tek koşuludur. Evren, karşıtların savaşımının oluşturduğu bir uyumdur” diyor. O’na göre, “varlıkların oluşumu ancak birbirine zıt olan, bu nedenle de birbirlerini sürdüren, zıtların çatışmasına bağlı. Yani denge için zıtlık gerekli. Bu durumda Yi Çing’den 2300 yıl kadar sonra aynı gerçek bu kez yaşadığımız coğrafyada, tarihin tozlu sayfalarına dikte ediliyor. Burada önemli bir anımsatma/bilgilendirme yapmak gerekirse,1916’dan itibaren Albert Einstein’e atfedilen görelilik teorisinin ipuçlarını, felsefi olarak, M.Ö. 500’lerde Herakleitos’un felsefi anlatısında görmek de şaşırtıcı.

Hemen ardından gelen Sokrates (M.Ö. 469-399) ve ardılı Platon (M.Ö. 424-347) ise yaklaşık bir felsefi rasyonel yaklaşımla, diyalektik kavramını ortaya koyuyor. Yaklaşık bir fikirsel yürütme, daha önce de Elea’lı Zenon (M.Ö. 490-430) tarafından ileri sürülüyor. Diyalektik, fikirsel olarak, kabaca, karşıt görüşlerin, fikirlerin tartışılmasıyla doğrulara ulaşıldığını söyler. Bu konuya, yani düşünsel manada zıtlıklar/karşıtlar ve denge tartışmasına, daha yakın zamanda, Hegel (1770-1831) ve Marks’la (1818-1883) devam etmek istediğinizde, kavramlar giderek karışmaya başlar. Çünkü devreye ideolojik yaklaşımlar girer. Toplum yapılarının düşünsel yaşamdan uzaklaştırılmak istenmesini de bu doğrultuda anlamlandırmak mümkün. Çünkü düşünen insan, bir gün mutlaka, doğruları ve yanlışları keşfeder.  Üstelik günümüzde, konusunda önemli bir bilim insanı, felsefi yöntem olarak Sokrates’ten (M.Ö. 469-399) günümüze uzandığı tartışılan diyalektik için, tez-antitez-sentez bir saçmalık dahi der. Ancak şu gerçek hiçbir zaman değişmez: Siyah, ancak beyazla birlikteyken fark edilerek anlamını bulur. Siyahsız beyaz, beyazsız siyah fark edilemez, tamamen bir hiçtir. Zıt/karşıt, farklılıklar varoluşsal bir gerçekken, aynı zamanda renktir, zenginliktir.

O halde evren, maddesel olarak ve düşünsel kavramlar dâhil zıtlıklar üzerine, farklı kutuplarla bir denge oluşturarak kurulmuş ve bu oluşum yaratılışın temel esasıyken, üstelik bu gerçek de binlerce yıldır düşünen her beyin tarafından kabul görmüşken, insanın, bunu bilmesine rağmen, binlerce yıldır süregelen kavgalarıyla, kendi türüne, mevcut endemik türlere ve genel olarak Dünyaya yaptıklarını anlamlandırmak oldukça zor.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI