Hayallerin Peşinden Koşmak - CAN UĞURATEŞ

2 Haziran 2020 Salı 01:33

“O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler” diyor, Demirciler Çarşısı Cinayeti romanında Yaşar Kemal. Hani sorguluyor ya, “Ben miyim, yaşam mı gece karası, düş savurganlığına düşmüş yağız delikanlılar” derken. Bu güzel şiiri okurken, aklıma giriverdi bir yerlerden sinsice ve dürtmeye başladı içimdeki ses, “hadi yazsana” dedi, “düşlerden düşüncelere ve oradan eylemlere uzanan ince bir yol var ya.”

Hani insan hayalleri olduğu müddetçe yaşarmış ya. Bir gün hayalleri tükendiğinde, yaşadığı hayatın ölümle eş değer olduğunu bile bile, neden düşünmekten, hayal etmekten vazgeçerek, benliğini bir başkasına teslim eder ki insan?

Bunu yaptığında, kendi hayallerinden, kendi düşlerinden, kendi düşüncelerinden feragatle, bir başkasına tam teslimiyet halinde, özgürlüğünü savurup attığını bilmez mi, bilemez mi?

Kaybedilmişlikte, hep başkaları mıdır, suçlu olarak aranması, sorgulanması gereken, yoksa öğrenilmiş çaresizliğe sürüklenerek, vazgeçmişliğe yönelen kişinin kendisi midir gerçek suçlu?

Vazgeçmek ne kötü bir eylemsizlik türüdür ki insanı boşlukta sürükler yavaş yavaş, üstelik kaybedilenleri kaybetmenin ezikliğinde ve acı çektirerek, ölüme götürür sessizce.

Neden, yitirilmişlerin arkasından her daim bolca gözyaşı döker ve bir mahzunluk çöker insanın ruhunun derinlerine? Çünkü o esasen içten içe bilir ki yapabileceği bir şeyler vardı mutlaka ama o içten gelen şüpheyle oluşan korku yok mu, ah o korku, işte o korkunun getirdiği panik haliyle ya yapamamış ya da yapabileceği halde cesaret edememiştir ve bunun da bilincindedir. Sonrasında keşkeler yer etse de düşüncelerinde, çoktan iş işten geçmiş ve fırsat kaybedilmiştir. Kaçırıldığı düşünülen fırsatların zaman içinde artmasıyla, insanı kaplayan umutsuzluk, onu doğrudan teslimiyete götürür.

İnsan, vazgeçmişlik sonucu yitirilmişlerin özlemiyle keşkelere dönüşen söylemlerle, beyninde oluşan, derinden ve çok acı veren düşüncelerine bir son vermek için, çoğu zaman kendini bir otoriteye teslim ederek, ondan medet ummayı hedefler. İşte kırılma noktası da burasıdır ve bunu fark eden, her yönden kazanıma yönelik güçler, o insana, istemleri doğrultusunda muhteşem bir umut sunarak, bir anda ortaya çıkar. O noktadan sonra dönüş çok zordur ve kabul edilmiş teslimiyetle, bilinçli esaret başlar. Üstelik trajikomik bir şekilde, teslim olan, huzur bulduğunu ve kazandığını düşünmeye de başlar hayallerinde. Kötü olan da başkalarınca yönetilen hayallerdir gerçekte. Hiçbir zaman idealde gerçekleşmeyecek şekilde alınan tedbirlerle ve esaretin devamlılığını sağlamak için, küçük ödüllendirmelerle devam eder bu süreç. Hani tam bir umutsuzluk içinde yürürken, kaldırım kenarında bir dört yapraklı yonca ya da sıkıntıdan bunalmışken, yastığının üzerinde, o an nereden geldiğini anlamlandıramadığın, beyaz, tertemiz bir kuş tüyünü bulmak gibi. Bir an mutlu ederken, esasen boştur gerisi bu ödüllendirmelerin ve insana umut aşılayıp, daha çok istemle, daha katı teslimiyete iter.

Neden, “O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler, çekip gittiler” derken olduğu gibi, yitirilmişlerin hep güzel olduğu düşünülür? Neden, insanlar güzelliklerin devamı için çaba sarf etmezken, hep kaybedilen güzellikleri düşünür ve neden, gerçek güzelliğin kendi düşleriyle, hayalleriyle hayat bulacağını bir türlü akıl etmeksizin, her seferinde, dönüp, otorite kabul ettiklerinden istemlere yönelirler?

Otorite ister siyaseti yönlendirenler olsun ister çok daha büyük kabul edilen yaratıcı güç. Esas olan otoriteden istemken, insan, neden hayalleri olduğu ve bunlara ulaşmak için çaba sarf ettiği sürece başarılı olacağını, hata yaptığında vazgeçmektense, hatasını düzeltip, gerekirse yeniden başlayarak, sabırlı bir devamlılıkla başarıya ulaşabileceğini ve gerçek gücün kendi yapı taşlarında gizlenip, gerçek güzelin kendisi ve hayalleri olduğunu kabul etmek istemez?

Yaratılış tamamen gizemle dolu ve sorgulamaya muhtaçken, vazgeçmişliğin esaretinde, her durumda kaybetmeye yönlenip, bilinçsizce teslimiyet ne acı bir sondur, yitirilmesi kaçınılmaz güzelliklerle.

Evet, belki gitti o iyi insanlar, o güzel atlara binerek zaman içinde ve yaşamın bir gerekliliğiyken bu, gözlerini açıp baktığında, çok daha güzel atların yemyeşil çayırlarda dolaştığını ve çok daha güzel insanların eğitilmeye hazır, büyük bir ruhsal açlıkla, çiçekler arasında dolaştığını görmek halen mümkün. Tek gerekli olan, yılmadan hayallerin peşinden koşmak ve vazgeçmeksizin çalışıp, gerçekler doğrultusunda bilinçlenmek. İnsan hayal ettiği, özgürlüklerinden taviz vermediği, diğerlerine karşı saygı ve sevgi beslediği, planlı ve vazgeçmeksizin, sabırla çaba sarf ettiği sürece, o güzel atlar ve güzel insanlar hiç tükenmeyecek.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
M. Selman Koçaş - 04.06.2020 10:53:51
Çok güzel bir yazı, tamamiyle katılıyorum, kaleminize yüreğinize sağlık Can Bey. Bütün yazılarınızı ilgiyle takip ediyoruz, iyi ki varsınız

YAZARIN DİĞER YAZILARI