Korkmaktan Korkmak - CAN UĞURATEŞ

3 Ekim 2020 Cumartesi 00:18

Korku, insan için doğal ve sıradan bir duygu iken, hiç kimse çevresinde bulunanlara korktuğunu belirtmek, hatta fark ettirmek dahi istemez. Oysa korku, kesinlikle doğal bir duygudur. Ancak korku, bireyler tarafından genel olarak küçük düşürücü, aşağılayıcı, ayıplı bir duygu olarak algılanır. Özellikle cehaletin esaretindeki toplumsal yapılarda, korkmaktan korkmak anlaşılabilir bir durumdur. Bu toplum yapılarında korkmakla suçlanmak, beraberinde önemli bir yaptırım da getirir: Toplumdan dışlanmak. Çünkü insanlığın varoluşundan bu yana, gelişen bir durum ardından gelen başarısızlıkların, duraksamaların, tereddütlü, kuşkulu davranışların korkudan kaynaklandığı lanse edilir insana. Cahil insanın bilgisizliğinde, eğitimsizliğinde, bir anda korkuyla bütünleşen panik ise her durumda, kabul edilemez davranışları beraberinde getirir. Üstelik toplum yapısı içinde korkuya, korkanlara yönelik baskı dogmalarla süslendikçe, insan korktuğu halde, korkudan benliğini yitirmek seviyesine geldiği halde, korktuğunu diğerlerinden gizler. Bir kısım insan ise korkusunun getirdiği paniği anlık agresif eylemsel davranışlarıyla perdeleyerek, cesur görünüm sergileme yolunu seçer. Aslında korkulması ve gözetilmesi gerekenler de bunlardır. Çünkü bu yönde davranış sergileyenler, kendilerini, her olay karşısında lanse ettikleri ve cehaletle kabul ettirdikleri cesaretleriyle sakin göstermeyi başarıp cesurca görünüm sergilemeye çalışırken, anlık paniklerle, bir anda her şeyi berbat etme özelliğine sahip karakterdedirler.  İnsan, yaşam sürecinde birçok korku kaynağı ile karşı karşıyayken, en önemli korku kaynağı belirsizliktir. Karanlıktan korkmanın da ölümden korkmanın da temelinde belirsizlik, bilinmezlik vardır. Sonrasında ne olacağını bilememek her zaman korkutur. Korkmayan insan da yoktur. Her bireyin, kaynağı, nedeni farklı olsa da korkuları vardır ve korku gayet insancıl bir duygudur. Korku kaynakları da genelde birbirine bağlıdır ve bireyin psikolojik yapısı da korkuyu tetikleyecek özelliklere sahip olabilir. Birey, acı çekmekten (hastalıktan, sevgiden, kaybetmekten, terk edilmekten, vb.), bilinmezden (karanlıktan, ardını görememekten, doğaüstü olaylardan), otoriteden (azarlanmaktan, hapse girmekten, cezalandırılmaktan, işten atılmaktan, başarısız olmaktan vb.) korkar ki dikkat edilirse bunların hepsi birbirini kapsayacak şekilde tanımlanabilir. TDK Sözlükte, korku: “Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü; kötülük gelme ihtimali, tehlike, muhatara; gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, solunum ve kalp atışı hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu” tanımıyla anlamını bulur. Cesaret ise: “Güç veya tehlikeli bir işe girişirken, kişinin kendinde bulduğu güven; yüreklilik, yiğitlik, yürek ve göz pekliği; cüret; atılganlık” tanımıyla anlamlandırılır. Bu iki tanımdan hareket edildiğinde, esasen her insanın korkabileceği ama korkusunu kontrol altına alarak, mantık süzgecinde, düşünce yeteneğini kaybetmeksizin davranış sergilemeyi başarabilenlerin, diğerleri tarafından cesur ya da cesaretli olarak tanımlanabileceği görülür. Gerçekte, karşılaşılan güçlük derecesi, korkuya dayanıklılık derecesi değişkenlik gösterse de her insan bir şekilde mutlaka korku duygusunu içinde hisseder. Korkmayan insan yoktur. Ancak, korkusunu kontrol altına alıp, verdiği doğru kararlarla, karşılaşılan tehlikeli ya da zorluklarla dolu durumun üstesinden gelmeyi başarabilenler, korktukları halde diğerlerince cesur olarak tanımlanır. Üstelik korku, kimi zaman karar verme sürecinde oldukça da faydalıdır. Çünkü korkuyu hisseden insan, tehlikeyi de fark etmiş demektir ve derhal geliştireceği stratejik ya da taktik hamlelerle, korkuyu yaratan durumu ortadan kaldırmaya yönlenir. Tam da bu noktada, devreye bir kavram daha girer: Bilgi. Ussal çıkarımlarla durum muhakemesi yaparak, tehlikelerden uzaklaşacak ya da doğrudan tehlikeyi alt edecek davranış şekillerini belirleyebilmek için, bilgi sahibi olunması gerekir. Bilgi,  korkuyla birleştiğinde paniği önleyerek, tehlikeye karşı alınması gereken tedbirlere yönelik öngörüleri de beraberinde getirir. Mesela, hemen her asker, gayet doğaldır ki bir çatışma sırasında vurulmaktan korkar. Ancak, aldığı muharebe şartlarındaki eğitimi ve bilgi birikimiyle, alacağı mantıklı, bilinçli tedbirlerle korkusunu avantaja çevirir. Bu durumda, içgüdüsel olarak gelen korku, onun için bir ön alma işareti konumuna geçer. Aynı şey, salgınla mücadele eden sağlıkçılar için de geçerlidir. Her sağlıkçı, doğaldır ki karşılaştığı ölümcül hastalıklar karşısında kendini tehdit altında hisseder ve korkar. Ancak sağlıkçı, aldığı eğitim ve bilgi birikimiyle, karşılaştığı hastalıkla mücadele yöntemlerini belirlerken, kendini nasıl koruyabileceğini de değerlendirerek hareket eder. Yani korku, bilgi ile birlikte bir anda ön almaya dönüşür ve korkusunu bilgili, bilinçli davranış şekilleriyle kazanıma çevirebilen birey, gerçekte cesurdur. Korkmaktan korkan insan her durumda kaybederken, korktuğunu bilen, korkuları karşısında davranışlarını bilinçli ve ussal olarak düzenlemeyi başarabilenler, en azından tehlikeyle mücadele için kendilerine uygun bir ortam hazırlar.  O halde esas olan korkmaktan korkmak değil, korku anında davranışlarına ussal hamlelerle yön verip, gelişen tehdide karşı ön alabilmektir. Unutulmamalıdır ki korku, yaradılıştan kaynaklı gayet doğal ve insansı bir duygudur.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI