Sarı Sıcaktır Çukurova’da Yazlar - CAN UĞURATEŞ

27 Ağustos 2020 Perşembe 00:51

Sıcaktır, çok sıcaktır Çukurova’da geçen tüm yazlar. Bol nemli ve kavurucu sıcakta geçen bu muhteşem yazlara, Çukurovalılar bir de isim vermiştir: Sarı sıcak. Bu isim, Yaşar Kemal’in de Orhan Kemal’in de romanlarında, öykülerinde, muhteşem betimlemelerle ve gerçek yaşanmışların çarpıcı etkisinde, kitaplarla geleceğe taşınır. Sarı sıcaktır Çukurova’da yazlar. Tarlalarda, güneşin acımasız sıcağı altında, pamuk veya buğday ekili tarlalarda, kimi elinde bir çapa, yabani otları temizleyip ekinin ve kabarttığı toprağın nefes almasını sağlamaya çalışır zamanında, kimi de sırtında balyalarla sıraya girmiştir patoz yolunda, başka bir zamanda. Unutmadan, narenciye bahçeleri ise ayrı bir hikâyedir yaşananlarla ve muhteşem güzellikleriyle. Bir de fabrikaları vardır Çukurova’nın, vardiya saatlerine göre, önünde servis otobüslerinden kuyruklar oluşan, Mersin ve Ceyhan yolunda. Eğlence hayatı da durmaksızın devam ederken, en çok dram da bu maksatlı mekânlarda yaşanır. Çünkü eline para geçen çiftçi de ırgat da ırgat başı da arada çalışanlar ve fabrikalarda vardiya dolduranlar da buralarda düşer, bol harcama tuzağına. Velhasıl, günün her saati, bir şekilde canlıdır Çukurova, tüm yaşayanlarıyla, yaşanılanlarla.  

Sıcaktır Çukurova, hem de çok sıcak. Sıcak, sinir yapar alışık olmayana, hem de ne sinir, verdiği rahatsızlıkla. Hele o bir türlü baş edilemeyen sivrisinekler yok mu, onlar ayrı bir derttir. Özellikle de geceler boyu sıcak ve ter karışımında, vücutlar rutubetten ve terden yapış yapış olunca, çıldırtır insanı karanlığın içinden gelen vızıltılar. Ne zaman ortaya çıkacaklarını da iyi bilirler, biliyün mü, Allah vergisi olsa gerek, namıssızlar.

Köyler ayrı, şehir merkezinde bulunan mahalleler ayrı birer öyküdür Çukurova’da ve ilginçtir ama ilginç olduğu kadar da zevklidir çoğu zaman yaşam. Mesela: Yüzmeyi, Kentin ortasından geçen su kanallarında öğrenirler, şehirde ikamet eden Çukurovalı erkekler ama bir de tarlaların arasında, sulama kanallarının çıkış noktalarında oluşmuş küçük göletler vardır ki serinlemek için idealdir, çocuklar için, içine dalınan, donla.

Hele o mahalle araları yok mudur, hani o sokaklar. Hemen her evin küçük de olsa bir bahçesi, bahçesinde de en azından bir meyve ağacı vardır: Portakal, erik, yenidünya (Malta eriği) ve özellikle limon mutlaka vardır, ağaç sayısı fazlaysa. Sokaklar, bu küçük bahçelerin duvarlarını süsleyen, yaseminlerin ya da hanımeli çiçeklerinin kokusuyla, her daim parfüm gibi kokar. Limon çiçeklerinin kokusu da bir başka olur, hafif esen rüzgârla. Her küçük bahçede, sahibinin zevkine göre, papatyalar, güller, kasımpatılar, ortancalar ve ful çiçekleri vardır. Her biri de ayrı bir eğlencedir çocuklar için, oyunlarında kullandıkları balon sarmaşığı, balıkağzı ya da Japon Güllerinin çiçekleri. Mevsimindeyse, daha Çukurova’ya girerken insanı etkiler, portakal çiçeklerinin muhteşem kokusu. Üstelik dallarından dökülen bu çiçekler de değerlenir kadınların ve çocukların yaratıcı elinde, kimi taç olur kimi kolye kimi bilezik, bir iğne ile ipe dizildiğinde.      

Geç uyur Çukurovalılar. Çünkü bir türlü uyku tutmaz insanı bu boğucu, ıslak sıcakta. Uzun sürer geceler o yüzden. Geceler de bir eğlenceye dönüşür akşamdan itibaren. İşinden gücünden dönen Çukurovalılar, evlerinde heyecanla bekleniyordur çocukları ve eşleri tarafından. Çünkü akşam yemeği bir ayrıcalıktır ve aile bütünlüğünde yenir. Çalışan baba eve gelmeden, o sofra kurulmaz. Aslında, yemekler de sabah saatlerinden hazırlanmıştır çoktan. Maharetli Çukurova kadını, işini bilir ve yemek ya da temizlik faaliyetini, kesinlikle öğleden sonraya bırakmaz. Çünkü öğleden sonraları, onun için komşularla, arkadaşlarla sohbet için ayrılmış zamandır ve ancak bu sohbetler rahatlatır Çukurovalı kadını ve doğaldır tabii ki bu sohbetlerde biraz gıybet ama insaflıdır da. Bedduası bile yumuşaktır onun. Çukurovalı kadın, “Allah belanı vermesin” ya da “Allah canını almasın” diye beddua eder. Vardır tabii ki arada kuvvetli sallayanı da o sıcakta, çileden çıkarılınca.  

Akşam saatlerinde, evine dönen evin çalışanı da okuldan dönen çocuklar da mis gibi yemek kokuları arasından geçerek evine ulaşır sokaktan ve kimin evinde hangi yemeğin piştiği de anlaşılır. Ancak, bu bir sorun değildir can çekmesi için. Çünkü bilinir ki komşu, zaten o yemeğin, o kişi tarafından sevildiğini bilir ve bir tabak göndermiştir yesin diye. Birazdan, tam da yemek yerken, bir ses duyulacaktır komşudan gelen, “Nasıl, yemek güzel olmuş mu, afiyetle ye gomşu ya da gulüm” diye. 

Yemek sonrası, sokak aralarına atılmış iskemlelerin arasına yerleştirilen daha yüksekçe bir tabure üzerine konulan, dededen, atadan kalma tavla ile turnuvalar düzenlenir komşular arasında. Demli çay da unutulmamıştır bu arada ve komşulardan biri çoktan, üzerinde demlik, çay bardağı ve şeker olan tepsiyi getirip de bahçe duvarının üzerine yerleştirmiştir. Bu arada olmazsa olmazıdır Çukurovalının, ince belli subay bardağı. Subay bardağı deyip de geçme. İnce belli cam bardakların irisidir o ve daha fazla çayla, hele höpürdeterek, daha çok yudumlamak keyif verir Çukurovalıya. Çay, demli ve tavşankanı olunca makbuldür. Tavşankanı söylemi de çayın rengini değil, bereketini belirtir. Çayı höpürdetmek de görgüsüzlük değil, aksine uzmanlık ispatıdır. Çünkü gerçek çayın tadı ancak höpürdetip, dudaklar arasından ağız içine, dil üzerine püskürtülen damlacıklarla alınır ve keyif adamıdır Çukurovalı, bilir bunu. Bu küçük keyif de onun hakkıdır hani, günün muhteşem sıcağında, iş başında geçen saatler sonrasında.

Erkekler tavla turnuvası yapıp, bir yandan da sohbetin derinlerine inerken, kadınlar ve çocuklar da çoktan bir oyun kurmuştur kendilerine. Büyüklü küçüklü kadınlar ve çocuklar, yakan top, istop, voleybol oynuyordur neşe içinde ya da ip atlıyordur sıraya girmiş de. Kimsede de bir art niyet yoktur ve komşusuna yan gözle bakmaz, baktırmaz Çukurovalı. Sarı sıcakla gelen o muhteşem sıcaklık, yüreğine de yansır Çukurovalının.   

Ne kadar da hoş oldu buraya kadar anlatı ve üstelik hepsi doğru, hepsi yaşanmışlara dayalı. Ancak, ne sokaklar kaldı ne de o güzelim bahçeli küçük evler. Sadece onlar mı, yükseldikçe binalar, gizleniverdi evlerin içlerine insanlar ve ne komşuluk kaldı ne de o güzel keyifli akşamlar. Çiftlikler de yok artık eskisi gibi ve fabrika önlerindeki vardiya değişimini bekleyen servisler de. Değişti Çukurova. Ne o muhteşem çiçek kokuları kaldı sokaklarında ne de çocukluktan başlayan sarsılmaz dostluklar, yükseldikçe betonlar ve yok edildikçe sokaklar. Devam eden tek şey var yılların ardında, o muhteşem Sarı Sıcak.  

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI