Sefaletin Esaretinde - CAN UĞURATEŞ

5 Kasım 2020 Perşembe 01:36

“Uygarlık çağının ortasında, yasalar ve gelenekler aracılığıyla, dünyayı yapay olarak cehenneme çeviren ve ilahi kaderi insanlık belasına bulaştıran toplumsal lanetlenme hali devam ettikçe, yüzyılın ilki, insanın emeğinin sömürülmesinden dolayı aşağılanması, ikincisi, kadının açlık yüzünden alçalması, üçüncüsü, çocukların eğitimsizlik nedeniyle yeteneklerinin gelişmemesi olan üç temel sorunu çözmedikçe, bazı bölgelerde toplumsal baskı devam ederken, daha geniş anlamda yeryüzünde cehalet ve yoksulluk hüküm sürdükçe, böyle kitaplar yararlı olmayı sürdüreceklerdir” diyor Victor Hugo ve devam ediyor, “İnsanlığın şu anki iç karatıcı ortamında, “Sefil”, insan anlamına geliyor. Her ülkede eziyet çekiyor, her dilde inliyor.” Hugo, Sefiller isimli klasikleşen eserinin önsözünde bunu söylediğinde, takvimler 1862 yılını gösteriyor. Sefiller isimli kitabın yazılmasından bu yana 158 yıl geçmiş olmasına rağmen, insanlığın temel sorunlarını sıralayınız diye bir soru geldiğinde, sefaletin ardından ilk telaffuz edilecek sorunlardan üçü: Eğitimin yetersizliği, emeğin sömürülmesi, kadınların toplumdaki yeri ve yaşadıkları sıkıntılar olacaktır. Doğaldır ki sıralamanın devamında daha detaya girilerek açlık, sağlık, hak ve özgürlükler ve daha da açılarak genel olarak insan hakları, çocuk hakları, kadın hakları, toplumsal yaşam şartlarının olumsuzluğu, ekonomik yetersizlikler, sosyal güvenlikten azami faydalanamama gibi konuların, sırası kişisel tercihlerle yer değiştirse de ardı ardına gelmesi muhtemel. Bu konuların tümünü ise cehalet ve yoksulluğa bağlamak mümkün. İnsan ihtiyaçlarının sınırsızlığı ve bireysel değişiminde, insanlığın en temel problemleri cehalet ve yoksulluk olarak öne çıkarken, bu iki temel konu esasen bir kısır döngünün de devamlılığını kurgular. Yoksulluk, sosyal devlet anlayışından giderek uzaklaşarak, ideolojik doktrinsel baskılarla ve özellikle siyasette güç kazanımı ve yerini koruma içgüdüsüyle eylemselliğe dönüştürülen davranış şekilleri ve stratejik boyutlara ulaşan hareket tarzlarıyla, cehaleti de beraberinde getirir, kurgular, korur ve devamlılığını sağlar. Yoksulluğun ağır baskısı, zorunlu bulunulan ortamın yönlendirmesi ve otorite olarak kabul edilenin baskısıyla cehalet artarak devam eder. Cehaletten bir şekilde kurtulmayı başararak, bilimsel eğitimle buluşan birey için oldukça hızlı pozitif bir değişim başlarken, bunu gerçekleştiremeyen ve dogmalarla süslenmiş geleneklerin etkisinden kurtulamayan bireyler için, bir kısır döngü başlar: Yoksulluk-cehalet kısır döngüsü. Her ikisi de sürekli yenilenen olumsuz algılarla, birbirlerini körükleyerek devamlılığa zorlar. Zordur cehaleti yenmek ve yönetimsel sistemlerin insan bazlı ideal gelişimini gerektirir. Ancak, yönetim sistemlerini kontrol edenlerin kazanımının devamlılığı için, çoğunlukla cahil kitlelere ihtiyaç duyulur ki cehalet, sapkın ideolojik doktrinlerin kolaylıkla benimsenmesini sağlayarak, siyasetçiye önemli boyutlarda güç kazanımı sağlasın. O halde siyasi kazanım hırsları, cehalet-yoksulluk kısır döngüsünü doğrudan etkiler. Sefaletin esaretindeki insanı, cehaletin zinciri altında tutmak kolaydır. Sefalet, biat kültürüyle bütünleştirildiğinde, kazanımı hedefleyenin istemleri kolaylıkla gerçekleşmeye başlar ve birey neredeyse mankurt konumunda, sadece otorite kabul ettiğinin direktiflerini, üstelik sorgulamaksızın yerine getirir. Demek ki biat kültürü de bu kısır döngüyü destekler. Bu durumda bilinçli bireylerden oluşan ve bilimsel temelli eğitimle çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmayı hedefleyen her toplumsal yapının, öncelikle sefaletle mücadelesi gerekir. Sefaletle mücadele ise, ancak bireylerin emeklerinin karşılığını alabileceği, üretim temelli istihdamla başarıya ulaşır. Çünkü bireylerin önce karnının doyması gerekliliktir. İnsanlık, küresel konumu değişse de değişmeyen yaşam şartlarının ağırlığında, geçmişte sefilliği oldukça sert koşullarda yaşadı, günümüzde, gelişen teknolojinin getirdiği olumluluklara rağmen, bireysel çıkarların baskısında, azınlığın kontrolündeki imkânlara ulaşmakta zorlanarak ve çoğu kez bilinçli yönlendirmeler, dayatmalarla sefilliği yaşamaya devam ediyor. Gelişmelerle kabul edilebilir öngörüler, gelecekte de insanlığın önemli bir kesiminin sefilliğe devam edeceğini gösteriyor. Peki, Victor Hugo’nun öngörüsü doğru çıktı mı? İşte bu tartışılır. Çünkü bugün, sefilliğin devamlılığı ve beraberindeki ağır şartlarda, bilinçli kurgulanmış cehaletin esaretindeki bireyler, istenilen seviyede kitap okumazken, yapılan araştırmalarla ortaya çıkan bir gerçek daha var. Yeni nesil, okuduğunu anlama doğrultusunda sıkıntılı, faydalı olduğu değerlendirilen kitaplar sıkıcı geliyor ve okumaktansa, teknolojik materyalle lanse edilen, zamanı boşa geçirmekten ve kısa süreli eğlenceden başka bir getirisi olmayan uğraşılarla, daha ilgili görülüyor.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI