Kara Kutudan Günümüze - CEMRE BAYRAK

5 Haziran 2020 Cuma 00:04

Sosyal medya hesaplarımız günlüklerimiz haline geldi. Gezdiğimiz yerleri, yediğimiz yemekleri an be an fotoğraflayıp sosyal medya hesaplarımıza bir tıkla yüklüyoruz. Teknoloji gelişiyor ve biz her şeyimizi telefonumuza kaydediyoruz. Telefonlarımız bizim için birer “Kara Kutu” haline geldi. Hele ki bu gelişmeler dahilinde fotoğraf makinelerimiz cebimizde geziyoruz. En özel, en eğlenceli, en mutlu anlarımızı anında kaydedebiliyoruz. Fotoğraf makinesi icat edilmeseydi ne olurdu? Anılar silinir miydi hafızadan? Hiç sanmıyorum… Fakat fotoğraf makinesi sayesinde anılarımız daha canlı kalıyor. Hatta bizden sonra gelecek nesillere birer belge olarak kalıyor fotoğraflar.

Peki, fotoğraf makinesinin bilinen ilk ve en basit halinin bir kara kutu olduğunu biliyor muydunuz? Direkt olarak fotoğraf makinesinin icadı olduğunu söyleyemesek de fotoğraf ve kameranın icadına yol açan bir buluş olduğunu söyleyebiliriz.

Kara kutu hakkındaki ilk açık tanımlamayı yaparak bu tekniği icat eden kişi, İbnü’l-Heysem’dir.  İbnü’l-Heysem, aslen Basralı’dır. Bağdat, Dımaşk, Kahire gibi dönemin ilim ve kültür merkezlerine seyahatler yaparak öğrenimi sırasında elde ettiği aklî ilimlerle, özellikle felsefe, mantık, matematik, astronomi ve tıbba dair bilgi ve görgüsünü geliştirmiştir. Kara kutunun icadı bazı yazarlar tarafından Roger Bacon, Alberti, Leonardo Da Vinci ve Giovanni Battista Porta’ya mal edilmişti. İbnü’l Heysem’in iddia edilen bu buluşu kendi kültürünün sınırları içinde kaldığından, karanlık kutunun gerçek kaynağı olmadığı savunuluyor. Ben, sizlere İbnü’l-Heysem’in Beytü’l-Müzlim’ini yani Kara Kutuyu buluşunu anlatacağım.

***

İbnü’l-Heysem, tasarladığı düzenek için beyt muzlim (Beytü’l-müzlim) terimini kullanmıştı. Karanlık oda anlamına gelen bu terim Latinceye ‘camera obscura’ şeklinde çevrildi. Karanlık kutuda görüntü oluşturmak için ışık sızdırmayacak şekilde kapatılmış bir kutunun bir yüzüne küçük bir delik açılır. Bu delik, iğne deliği kadar küçük bir deliktir. Kutunun dışındaki nesneden yansıyan ışık delikten geçer ve kutunun içindeki deliğin karşısındaki yüzeyin üzerinde objenin baş aşağı dönmüş görüntüsü oluşur. Bu yöntemde deliğin çapı küçüldükçe oluşan görüntünün keskinliği, netliği artar. Ancak delikten giren ışığın şiddeti düşük olduğundan görüntü çok belirgin olmaz. Hem net hem de belirgin bir görüntü elde edebilmek için deliğin olduğu yere mercek konulmalıdır. Deliğin karşısına belirli bir açıyla yerleştirilen ayna sayesinde ışığın üzerinden yansıdığı objenin düz görüntüsü oluşturulabiliyordu.

İbnü’l Heysem, odasının pencere kanadındaki delikten içeri giren ışığı fark etmişti. Işık karşıdaki duvara vurmuş ve güneşin tutulma sırasındaki yarım şeklindeki biçimini almıştı.

“Dünyamızda İslam Mirası” adlı kitapta karanlık oda çalışmalarının şöyle anlatıyor:

“Güneş’in tutulma sırasındaki görüntüsü, tam tutulma olmadığı müddetçe, şunu söyler: Güneş ışıkları dar ve yuvarlak delikten geçerek deliğin karşısındaki yüzeye düştüğünde hilal şeklini alır.” 

İbnü’l-Heysem, ışığın düz bir çizgi şeklinde hareket ettiğini, parlak nesnelerden yayılan ışık huzmelerinin küçük delikten geçerken dağılmayarak deliğe paralel düz bir yüzey üzerinde baş aşağı bir görüntü oluşturduğunu gördü ve delik ne kadar küçük olursa görüntünün de o kadar net olacağını belirledi.

Yazımın başında da söylediğim gibi, fotoğraf makinesinin icadı diyemeyiz belki ama elimizden düşürmediğimiz telefonlarımızın kamerası, fotoğraf makinelerimizin, kameralarımızın icadına yol açan bir buluş; Kara Kutu.

Görüşlerinizi Bildirin

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI